VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
FİRMA REHBERİ
İLAN REHBERİ
BİZE ULAŞIN
YAZARLAR
Edirne Ahval Haber - edirneahval.com

@ Haber Tarihi : 08 Şubat 2019 10:51:48

0 Yorum

Büyük Türkiye  Özlemi


Notice: Undefined offset: 0 in /home/lohqytoz/domains/edirneahval.com/public_html/resources/template/news.php on line 161

Notice: Undefined offset: 0 in /home/lohqytoz/domains/edirneahval.com/public_html/resources/template/news.php on line 164

Notice: Undefined offset: 0 in /home/lohqytoz/domains/edirneahval.com/public_html/resources/template/news.php on line 164

Türk milletinin tarihin derinliklerine doğru uzanan şanlı bir geçmişi vardır. Türk boyları bu şanlı geçmişleri boyunca birçok ülkede at oynatmış, kültür ve medeniyetler ortaya koymuşlardır. Onların başında Orta Asya’da vücuda getirdikleri kültür ve medeniyet gelir. Milattan önce III. Yüzyıla kadar geri götürebileceğimiz bu dönemin hâkim özelliği, atlı göçebe hayat tarzıdır. Bu dönemde Türk hakanları orta Asya’nın bitmek tükenmek bilmeyen kırlarında akından akına koşmuş ve sayısız ülkeler fethetmişlerdir.

Oğuz Kağan destanı, Türklerin orta Asya’da atlı göçebe hayat tarzını yaşadıkları dönemi anlatan bir metindir. Bunun yanında Oğuz Kağan’ın öncülüğünde Saklap, Kıpçak ve Karluk boylarının tarih sahnesine çıkışlarını da gözler önüne serer. Destanın, kanaatime göre, en dikkat çekici bölümü, Oğuz Kağan’ın yaşlı veziri Ulu Türk’ün gördüğü rüyayı anlatan satırlarıdır: “Günlerden bir gün uykuda bir altın yay ve üç gümüş ok gördü. Bu altın yay gün doğusundan ta gün batısına kadar ulaşmıştı ve üç gümüş ok ta şimale doğru gidiyordu”. Yaşlı vezir uykusundan uyanınca gördüğü rüyayı Oğuz Kağan’a anlatır ve şunları söyler: “Ey kağanım, senin ömrün hoş olsun (…) Gök Tanrı düşümde verdiğini hakikate çıkarsın. Tanrı bütün dünyayı senin uruğuna bağışlasın!”. Bu sözler Oğuz Kağan’ın çok hoşuna gider ve bundan sonraki hayatını onun dileği ve öğüdüne göre geçirir. Görüldüğü gibi Oğuz Kağan destanı ve Ulu Türk’ün rüyası,  Türklerin Orta Asya’da daha atlı göçebe devrindeyken bile büyük düşündüklerini, bir bakıma, dünyayı fethetme arzusu taşıdıklarının hikâyesidir.   

On birinci yüzyıldan itibaren Anadolu’ya yerleşmeye başlayan Selçuklu ve Osmanlı Türkleri, Oğuz boylarının devamıdır. Atlı göçebe devrindeki Oğuz Türklerinin büyük düşünme ve dünyayı fethetme arzusunun bu sefer yerleşik medeniyet dönemine başlayan Osmanlı Türklerine geçtiğini görüyoruz. Bu geçişi en açık biçimde ortaya koyan gelişme, Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’in gördüğü rüyadır.  

Osman Bey, babası Ertuğrul Bey’in de hocası ve mürşidi olan Şeyh Edebali Efendi hazretlerinin evine sık sık gider, onun ilminden ve manevi terbiyesinden feyiz alır. Bir gün yine onun ilminden ve sohbetinden faydalanırken kendinden geçer ve gecenin ilerlemiş saatlerine kadar hocasının evinde kalır. Neden sonra yatması için ona boş bir oda gösterirler. Tam uzanacağı sırada duvarda asılı bir Kur’an-ı Kerim görür. Ona saygısından dolayı derhal kendini toplar ve bir duvarın dibinde kıvrılarak tatlı bir uykuya dalar. Rüyasında Şeyh Edebali’nin göğsünden çıkan bir hilalin bir süre sonra bir ucunun kendi göğsüne girdiğini görür. Az sonra Şeyh Edebali ile kendisi arasında bir fidan görünür. Bu fidan bir müddet sonra, dalları üç kıtaya yayılan bir çınar şekline girer. Birçok millet bu dalların altında yaşamaya başlar. Bu çınarın dallarının kapladığı topraklardaki kule ve kubbelerde Ezân-ı Muhammedî’nin okunduğu duyulur.

Osman Bey, uyanınca gördüğü rüyayı şeyhine bir an önce anlatmak için derhal abdest alır ve huzuruna çıkıp rüyasını başından sonuna kadar anlatır. Şeyh Edebali’nin yorumu şöyledir:

“Oğlum, gaibi ancak Allah bilir. Lakin gördüğün bu rüyada dolu dolu hayır vardır. Allah sana ve soyuna saltanat nasip edecektir. Dünya, oğullarının himayesine girecektir. Benim zürriyetimden bir kız ile evleneceksin. Bu izdivaçtan doğanlar, senin kuracağın ve giderek büyüyecek olan büyük bir devletin başına geçeceklerdir. Bu devlet de Batı’ya doğru genişleyecektir.”

Çok geçmeden Osman Bey, Edebali’nin kızı Mal Hatun ile evlenir. Bu evlenme dönemin maddi ve manevi kuvvetlerinin Osman Bey’in etrafında toplanmasına sebep olur ve on üçüncü yüzyılın sonlarında Osmanlı Devleti kurulur. Osmanlı Devleti de Osman Bey’in gördüğü çınar rüyasına uygun olarak, “İlayı Kelimetüllah/Allah’ın adını yüceltme” idealiyle birçok ülkeyi dalları altına alır.  Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarında dilleri, dinleri ve coğrafyaları farklı insan topluluklarını yüzyıllarca barış ve huzur içinde yaşattıktan sonra, on dokuzuncu yüzyıla gelir.

Bu yüzyılda Avrupa, ele geçirdiği bilim ve teknoloji sayesinde sanayi devrimini yapar ve Osmanlı Devleti’ni önce sarsmaya, daha sonra parçalamaya başlar. Devlet adamlarımızda büyük düşünceler, büyük rüyalar ve büyük idealler devri sona ermiştir. Büyük devlet olmak rüyalarını artık devlet adamları değil, dönemin şairleri ve düşünürleri görür. Namık Kemal onlardan biridir. Namık Kemal 1872 yılında İstanbul’da Boğaziçi’nde denize nazır bir bağ köşküne misafirliğe gider. Gecenin ilerlemiş saatinde daldığı uykuda kendini geniş bir sahrada bulur. Güneş yeni doğmaktadır. Dünyadaki Osmanlıların nerdeyse yarısı meydanda toplanmıştır. Çok geçmeden göklerden inen buluttan bir kız çıkar. Bu kız ayaklarındaki zincirleri parçalaya parçalaya kalabalığa doğru ilerler. Namık Kemal onu “hürriyet”in sembolü olarak görür. Genç kız, sesini duyurabilecek kadar yaklaşınca topluluğa hitap eder. Bu hitabe, kanaatime göre Osmanlı Türklerinin büyük devlet olma özleminin son rüyasıdır. Genç kızın bu hitabede söylediği düşünceleri, liselerde edebiyat öğretmenlerimizin, üniversitelerde profesörlerimizin günümüz gençlerine anlattıklarını düşünüyorum..

Aradan yıllar geçer. Türk milleti, Balkan Savaşı, Birinci Dünya Savaşı, Mütareke dönemi ve Osmanlı Devleti’nin hazin yıkılışını görür. Ardından canını dişine takarak bir ölüm kalım savaşına, Milli Mücadele’ye kalkar. Gazi Mustafa Kemal’in öncülüğünde yürütülen bu mücadele zaferle sonuçlanır. Artık çağ değişmiştir. Tarihimizin atlı göçebe devrindeki ok ve yay ile yerleşik hayata geçerken gördüğümüz büyük çınar rüyaları sona ermiştir. Türk milletinin modern zamanlardaki rüyasını Gazi Mustafa Kemal görmüş ve Cumhuriyet’in Onuncu Yıl Nutku’nda bunu şu cümlelerle dile getirmiştir:

“Millî kültürümüzü, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız. (…) Türk milletinin tarihî bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. (…) Milletimizin ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini ve millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek millî ülkümüzdür”.  

Henüz Bu Haber İçin Yorum Yapılmamış
Adınız Soyadınız
Güvenlik Kodu
BENZER HABERLER