VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
FİRMA REHBERİ
İLAN REHBERİ
BİZE ULAŞIN
YAZARLAR
Edirne Ahval Haber - edirneahval.com

@ Haber Tarihi : 20 Eylül 2019 09:32:03

0 Yorum

“Edirne tarihin incilerindendir”

Prof. Dr. İlber Ortaylı Edirne’de katıldığı 7. Uluslararası Balkan Tarihi Araştırmaları Sempozyumu sonrası gazetemiz muhabiri Bekir Tüccar ile görüştü. Ortaylı, Edirne’nin tarihte olan önemli olay ve gelişmelere tanıklık ettiğini belirterek; “Edirne tarihin incilerindendir” ifadelerini kullandı.

Türk Tarih Kurumu ve TİKA işbirliğiyle gerçekleştirilen 7. Uluslararası Balkan Tarihi Araştırmaları Sempozyumu 18 Eylül başladı. Trakya Üniversitesinin ev sahipliği yaptığı sempozyuma konuşmacı olarak Prof. Dr. İlber Ortaylı ile Prof. Dr. Serbo Rastoder katıldı. Tarih ve göç hakkında Türkiye’nin dört bir yanında görev alan öğretim üyeleri göç ve etkileri hakkında katılımcılara bilgilendirmelerde bulundular. Sempozyumun başkanlığını Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Babacan gerçekleştirdi. Babacan açılış konuşmasında 'Pax Ottomana'yı yeniden tesis etmek niyetinde olduklarını ifade ederek; “Balkanlar'daki Osmanlı barışını yani 'Pax Ottomana'yı yeniden tesis etmek niyetindeyiz. Bu amaçla her yıl sempozyumlar düzenlemekteyiz. Kitaplar, dergiler çıkartmakta ve akademik faaliyetleri teşvik etmekteyiz. Bu yılki sempozyumda 'Balkanlar'dan Anadolu'ya göç' temasını işliyoruz. Sempozyumlarımıza Avrupa'dan, Balkanlar'dan ve Türkiye'den çok sayıda akademisyen katılıyor ve Osmanlı tarihi derinlenmesine araştırılıyor” ifadelerini kullandı. Katılımcılar, Balkanlar’a ve Balkanlar’dan Göçler (Osmanlı’dan Cumhuriyet’e) konulu sempozyumda Ortaylı ile Rastoder’i dinlemek için Balkan Kongre Merkezini tıka basa doldurdu. Ortaylı ile Rastoder, Balkanlar’dan ve Balkanlar’a olan göçlerin oluşturdukları etkiler hakkında detayları aktardı.

“BU BÜYÜK BİR DEĞİŞİM VE KÜLTÜREL FARKLILIK ORTAYA ÇIKMIŞTIR”

Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde Edirne’nin büyük bir değişime ve kültürel farklılıkların merkezi haline geldiğini ifade eden Ortaylı; “Edirne tarihte iki kere göç yaşadı. İlki fetihten hemen sonra I. Murad (Murad Hüdavendigar) zamanında Anadolu’dan yapılan göçlerle ve ardından da İmparatıorluğun Rumeli’deki toprakların kaybedilişi sırasında, bugünkü Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Arnavutluk, Sırbistan’dan anavatana yapılan büyük göçlerle Edirne oluştu. Bizim için tarihte göçün oluşturduğu Türk kültürünün en kozmopolit en bölgesel renkliliği taşıyan, başka guruplarla da temas oluşturan bir payitahttır. Edirne bizim tarihimizdeki payitahtlardan birisidir. Şu bir gerçektir ki; bu şehirde bu hayatı yaşadık. Burası imparatorların dikkatini çeken bir yer oldu. İmparator Hadrianus, bu şehri yeniden kurdu. Murad-ı Hüdavendigar zamanından bu yana şehri sayısız eserlerle donattı. Bu şehrin halkı Bosna’dan deli orman’a dobluca’dan kuzeyden güneye kadar uzanan göçmenlerden oluşur. Ana dili Türkçedir. Bu büyük bir değişim ve kültürel farklılık ortaya çıkmıştır. Bu çok önemli bir unsurdur”

“ÇAĞDAŞ TÜRKİYE'NİN SINIRLARI O ZAMAN TESPİT EDİLMİŞTİR”

Balkanlardan oluşan göçün Türkiye’de pek çok alanda avantaj sağladığını ve küçük şehirlerin gelişiminde önem arz ettiğini belirten Ortaylı; “Göç ikilidir. İnsanlar balkanlara göçtüler. Bu hiç kolay bir iş değildir. Göç konusunda, 15. asrı yaşayan insanlarıyla bizim tarihçilerimizin fikir dünyaları çok farklıdır. Hiç kimse Karaman'dan, Kastamonu'dan Rumeli'ye gitmeyi, göçe zorlanmayı hiç istemedi. Ama ondan sonra da, tarih o insanların torunlarını tekrardan buraya sürüklediği zaman da bedbin oldular. Ama her seferinde de Türk halkı dirilmeyi ve geldiği bölgeyi yaşatmayı bilmiştir. En büyük göçümüz hiç şüphesiz ki 1853-1856 Kırım Savaşı'nı ve Paris Antlaşması’nı takip eden yıllarda; Önce Dobruca'ya, ardından 1877-1878 yıllarında Türk-Rus savaşında Bulgaristan'a, Tuna havzasına ve Balkan Savaşı'ndan sonra bütün Balkanlar'dan Türkiye'ye göç olmuştur. Bu çok önemlidir. Çağdaş Türkiye'nin sınırları o zaman tespit edilmiştir. Balkan devletleri her zaman kendi içlerinde göç yaşamışlardır. Bu göçler içerisinde gelen muhaciri, kabul etmeye en hazırlıklı olan Türkiye olmuştur. Bunun üzerinde durmamız gerekir. Hiçbir zaman yerinden kopan gelen insanlar hayatlarından memnun olmazlar. Eski özlenir fakat eskinin acı hatıralarını unutanlar da yine Türkler olmuştur. Yerleştikleri toprakta Balkan devletlerinin karşılaştığı göç problemlerine beziyen sorunları daha kolay ve teşkilatlı şekilde halletmişler. Büyük göçlerin son zamanlarını hatırlayalım. 1912’den sonra Türkiye Balkanlardan gelen göçmenler sayesinde hem yeni bir Türkçü safhaya geçmiş, milliyetçi ideolojiye kuvvetlenmiştir. aynı zamanda da tarımdaki gelişmeler bunu izlemektedir. Osmanlı-Rus savaşından sonra Dobruca ve Deliormanlı'dan göçmenler gelmese, bunların da arkasında Kırımlılar olmasa, Eskişehir Ovası'nın tarıma bu kadar elverişli olması mümkün olmayacaktı. 1895 Osmanlı-Yunan savaşında ilk defadır ki ordumuz kendi tahıllarıyla beslenmiştir. Bu çok önemlidir. Anadolu'nun ovaları zirai medeniyete, zirai endüstriye ve okullaşmaya açılmıştır. Şurası bir gerçektir. Rumeli'den gelen göçmenlerle Türkiye'deki sınai-iktisadi yapı her zaman değişmiştir. Acı hatıralarının dışında, İnsanların haklarının gasp edilmesinin dışında, bir bakımdan göç denen olaya müteşekkiriz. Türkiye’nin küçük şehirleri sağlık personelinden, zirai mühendisine, marangoz, elektrikçi, tamirci tanıdı. Küçük şehirlerimizde yapılaşmada yenilikler gözlemlendi. Hocası olduğum üniversitelerde bile Bulgaristan’dan gelen öğrencilerin en iyi öğrencileri teşkil ettiği, eğitim sistemlerinin nimetlerini buraya aktardıklarına şahit oldum. Zor bir hayat yaşamışlardı. Zor bir hayatta çalışmaya yönelmişlerdi ve o gayreti bu memlekete aşılamayı başardılar. Bulgaristan'ın zorladığı göç olmasa belki de Türkiye'deki şehirlerin ani değişikliklerini anlamak mümkün olmayacaktır. Bizim sanayileşmemizde gelişmemizde Balkanlar'dan yapılan büyük göçün son derece büyük faydaları oldu. Tarımda endüstriyel bitkilerin ekimine, küçük sanatların gelişmesine büyük katkıları olmuştur. Türkiye Rumeli'siz düşünülemez. İmparatorluğumuzun Anadolu'su Rumeli'dir. 1402'den sonra tarumar olan Anadolu, Rumeli'de tekrar dirildi ve bir imparatorluk oldu. Bu çok kısa zaman aldı” ifadelerini kullandı. TÜ Rektörü Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu da Edirne'nin göçlerdeki konumu ve değeri itibariyle önemli olduğunu belirtti.

“EDİRNE TARİHİN İNCİLERİNDENDİR”

Sempozyum sonrası Edirne turuna çıkan Ortaylı, Rastoder ve sempozyuma katılan tarihçilerin ilk uyrak yeri Trakya Üniversitesinin Sosyal Tesisleri oldu. Edirne’ye has lezzetleri tadan Ortaylı’yı gören takipçileri fotoğraf çektirmek için adeta kuyruk oldu. Ortaylı ve Rastoder’in sonraki ziyaret adresiyse Sultan II. Beyazıt Külliyesiydi. Ortaylı ile gazetemiz muhabiri Bekir Tüccar görüşmelerde bulundu. Muhabirimizin Edirne hakkında sorularını yanıtlayan Ortaylı; “Edirne tarihi her an yaşayan nadide şehirlerden. Osmanlı’nın dönüm noktalarına tanıklık etmiş ve halen Türkiye Cumhuriyetinin önemli şehirlerinden biri olmaya devam etmekte. Edirne’nin farklı yapısı ve bünyesinde bulundurmuş olduğu farklı kitlelerin kültür ve dinamikleri, şehrin yapısında farklılıkları korumakta. Edirne tarihin incilerinden olma özelliğini koruyor” ifadelerini kullandı. 7. Uluslararası Balkan Tarihi Araştırmaları Sempozyumu yarın düzenlenecek olan kapanış programıyla sona erecek. Bekir TÜCCAR

Henüz Bu Haber İçin Yorum Yapılmamış
Adınız Soyadınız
Güvenlik Kodu
BENZER HABERLER