VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
FİRMA REHBERİ
İLAN REHBERİ
BİZE ULAŞIN
YAZARLAR
Edirne Ahval Haber - edirneahval.com

@ Haber Tarihi : 09 Ekim 2019 10:01:16

0 Yorum

“Edirne’yi resmetmek benim için ibadet ”

 

Sanat hayatı boyunca birbirinden farklı teknikler ve eserlerle Edirne sanat camiasının Tayyip Amca olarak tanıdığı Tayyip Yılmaz gazetemiz muhabiri Bekir Tüccar’a sanat hayatını anlattı. Yılmaz, 50 yıllık sanat ve akademi geçmişiyle birlikte Edirne’yi anlatan eserleri için; “Edirne’yi anlatmak ve resmetmek ibadet gibi. Ne zaman bir resim yapsam Edirne için ibadet etmiş gibi hissediyorum” dedi.

Edirne’nin tarihi ve doğa hallerini sayısız eserlerle sanat camiasına sunan, akademik hayatından yetiştirdiği usta isimlere kadar Edirne’nin yakından tanıdığı Tayyip Yılmaz, ilerleyen yaşına rağmen sanat hayatına eserler kazandırmaya devam ediyor. Kent sakinlerinin ve sanat camiasının Tayyip Amca veya Tayyip Hoca olarak tanıdığı Yılmaz, 90 yıllık hayatı boyunca resim sanatında sayısız eserler kazandırdı. Özellikle Edirne’nin tarihi ve doğa hallerini yerinde günlerce hatta aylarca resmeden Yılmaz, dün “Retrospektif” resim sergisiyle sanatseverlere sundu. 1954’den 2018’e, Malatya’dan Edirne’ye kadar pek çok farklı kentte ve zaman aralığındaki eserlerinin yer aldığı sergiye Trakya Üniversitesi (TÜ) Rektörü Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu, Edirne Cumhuriyet Başsavcısı Fatih Karabacak, TÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Melahat Tüzün, fakülte öğretim üyeleri, öğrencileri ve Yılmaz’ın ailesi katılım gösterdi. Yılmaz’ın sergisinde ağırlıklı olarak Edirne’de resmettiği mekânlar bulunuyordu. Edirne’nin tarihi mekânlarının ön planda olduğu sergide Yılmaz, Rektör Tabakoğlu, Dekan Tüzün ve Yılmaz’ın çocukları konuşmalar yaptı. Sergiye katılım yoğunken, Yılmaz öğrencileri ve sevenleri elini öptü ve hatıra fotoğrafı çektiler. Serginin açılışı sonrasında gazetemiz muhabiri Bekir Tüccar’a sanat hayatı, duygu ve düşünceleri hakkında açıklamalar yaptı.

“EDİRNE’Yİ RESMETMEK BENİM İÇİN İBADET”

Yılmaz, ilk resmini ilkokul döneminde yeni açmış bir karanfil çizimiyle gerçekleştirdiğini ve resim sanatına olan ilgisinin o zamanlardan beri devam ettiğini belirtti. Doğa merakı ve tarihi yapılara olan ilgisinin ilerleyen sanat hayatında daha ağırlıklı olduğunu söyleyen Yılmaz; “Edirne benim hayatımda başka yerde. Resim sanatı ayrı, Edirne ayrı bir sevda benim için. Hala resim yapmaya hevesliyim. Bana halen ‘hiç bıkmadınız mı?’ diyenler var. Yaşım itibariyle artık eskisi gibi hızlı hareket edemiyorum ancak resim yapmak özellikle Edirne’yi resmetmek ibadet gibi. Ben en çok Edirne’yi sevdim. Zamanında İstanbul’da eserlerimin satışından çok yüksek meblağlar kazanabileceğimi ve gitmemi söyleyen arkadaşlarım ve tanıdıklarım oldu ancak İstanbul’da bir toz olacağıma, Edirne’de bir taş olmayı tercih ettim. Taş oldum galiba. Selimiye’nin bir köşesinin taşı olmak isterim” dedi.

“O RESİM BENİM SEMBOLÜM GİBİ”

Eserleri arasında Kıyık semtindeki bir bağın içerisinden çekilen Selimiye Camiini tanımlayan resminin sanat hayatında farklı bir yeri olduğunu belirterek; “Kıyık bağlarından bir şeftali ağacının arkasından Selimiye Camii görünüyor. O görüntüyü anlatmak tarifsiz. Gri bir ton bulutlardaki pembelik, çok hoşuma gitmişti. O benim sembolüm gibi. O resim Osmanlı İmparatorluğunu anlatan bir kitabın kapağı olduğunu öğrendim. Kitabın yazarı benim o resmimi satın aldı. Onun yeri çok ayrıdır benim için” şeklinde konuştu.

“GÖÇÜN HİKÂYESİ”

Yılmaz, 1930’lu yıllarda Bulgar hükümetinin uyguladığı zulmü ve Edirne’ye geliş hikâyelerini anlatan resim hakkında anıların anlattı. Yılmaz; “Babam Bulgaristan’da düzenlenen I. Türk Milli Kongresine katılmış. 1934 yılında faşist Bulgar hükümeti tarafından bütün kongreye katılanları hapsetmiş. Diğerleri de işkence görmüş. Babam bizi bir arabayla kaçırmaya çalıştı. Burgaz şehrinde bizi yakaladılar. Babam cezaya çarptırıldı. 10 gün vapurdan kömür taşıma cezası aldı ancak iyi Bulgarcası sayesinde kurtularak bizim de kurtulmamızı sağladı. Babam bizden önce bir arkadaşıyla birlikte kaçıp Çerkezköy’e gelmişler. Annesinden ve babasından biraz para alarak, bizim kaçmamızı sağladılar. Ben o yaşlarda annemin sırtımdaydım. Her gün 30-40 kilometre kaçarak, 1 ayda Edirne sınırına geldik. Çok güç şartlarda, Yıldız dağlarını aşarak o günlerin hikâyesini anlatmaya çalıştım. Hiç unutmam Edirne sınırında bir Türk askerinin kah kucağında hak sırtında geldik” ifadelerini kullandı. Bekir TÜCCAR

 

Henüz Bu Haber İçin Yorum Yapılmamış
Adınız Soyadınız
Güvenlik Kodu
BENZER HABERLER