VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
BİZE ULAŞIN
YAZARLAR
Edirne Ahval Haber - edirneahval.com

@ Haber Tarihi : 12 Ocak 2021 10:27:14

0 Yorum

Gece konuşmaları

"Benim durumumun asıl inanılmaz yanı, aslında gerçek olmam. Bu gelip gitmelerin, yer değiştirmelerin bir mantığı, bir kuralı var mı? Yerinden kımıldamamanın, her anı şimdiki zamanla doldurmanın bir kuralı var mı?"

Edward, peçeteye yazdıklarını tekrar okurken dolma kalemin ucundan sızan mürekkep kedi kuyruğu gibi kıvrılan soru işaretinin altında lacivert bir göle dönüştü. İnsan, bilmediği soruları kendine neden soruyordu? Cevabı verilemeyen soruların sonuna başka bir işaret konulur muydu?

Onu düşüncelerinden uzaklaştıran bir kahkaha duydu. Ses, lokantadan içeriye girdiğinde büyük bir üçgeni andıran masanın kısa kenarında oturan çiftin kadın olanına aitti. Yanlış anlaşılmaya mahal vermeyecek kadar kısa bir an gözlerini sesin  geldiği yönde gezdirdikten sonra sağ elindeki bardağı dudaklarına götürdü. Bardağın içindeki buzlar erimişti, sertçe masaya bıraktı. Sinirlenince hareket etmeye başlayan şakağındaki mor damar seğirmeye başladı.

-Sinirli değilim! Bana Edward demeyi de bırak. Hava yeterince sıcak bir de imamın abdest suyu gibi bir içecek vermişsin.

-Edward, bunu senle daha önce konuştuk. Her öykümde bir Türk ismi taşıyamazsın. Huysuzlanıp durmada yazmaya devam edeyim.

-Bu kez beni tanımıyorsun. Nereden geldim, nereye gidiyorum bilmiyorsun. Hakkımda en ufak bir fikrin bile yok neyi yazacaksın!

-Edward, bir resim tablosunun içindesin. Ne kadar uzağa gidebilirsin? Bu öyküde oturduğu köşeden bir kez olsun kalkmamış meraksız bir adamın tekisin!

-"Kahramanım ne isterse yapar, beni bile dinlemez,"diyen onca yazar varken senin gibi yazmaya yeni başlayan birinin eline düşmek varmış.

Kalın dipli bardağın, masadan seken tınısıyla tezgahın arkasında çalışan beyaz giysili adam başını kaldırdı. Edward'ın havadaki işaret parmağını görünce eli raftan temiz bir bardağa uzandı. Saat gece yarısına yaklaşıyordu. Epeydir ayakta durmaktan beline ağrılar girdiğini belli etmekten çekinmeyen garsonun suratı asıldı. Bir saat önce yerleri paspaslarken içeriye giren çifte hayır diyememiş onların siparişlerini hazırlarken bir de bu adam çıka gelmişti. Sokağa sırtını dönerek oturan adam, soğuk bir içecek söyledikten sonra cebinden çıkardığı mercan gövdeli dolma kalemiyle önündeki peçeteye bir şeyler karalamaya başlamıştı.

-Hazır bu konu açılmışken omzumun üstünden bakarak yazdıklarımı okuyup paylaşmanı hiç etik bulmuyorum.

-Benim yarattığım kahramanın benden habersiz bir şeyler yazması etik mi?

-Gerçekleri öğrensinler artık!

-Buradaki tek gerçek; senin bir öykü kahramanı olup bunu unutmuş olman Edward!

-Hala Edward diyor yahu! Çıldırtacak mısın beni be kadın?

Garson, siparişi hazırlarken aklından "yarın ilk işim kapının üzerinden düşen çıngırağı taktırmak olacak "diye geçirdi. Müşterilerin girdiğini bu kadar geç fark etmeseydi; tezgâhın altından çıkardığı kurabiyeleri atıştırarak eve gidecekti. Oysa şimdi bir çıngırak yüzünden ikram ettiği kurabiyeleri birer ikişer ağzına atan zayıf görünüşünün aksine epey iştahlı bir kadını seyrediyordu. Kırmızı, kısa kollu elbiseyle hemen hemen aynı parlaklıktaki kızıl saçlarına rağmen kemikli yüzü ve sivri burnuyla kuşa benzeyen bir kadındı. Geldiğinden beri ağzından çıkan tek cümlesi yanındaki adamın, kahve siparişine eklediği "süt, lütfen" olan kadının kahkahası aniden lokantanın içinde havai fişek gibi patladı. Kurabiyelerle birlikte söyleyeceği sözleri de bitirmiş olan kadının bakışları dakikalarca karşı duvarda asılı kaldı. Tek başına lokantaya gelen adam, kahkaha sesinin geldiği tarafa kaçamak bir bakış attıktan sonra kendi kendine konuşsa da ona kulak asan olmadı. 

-Kahramanının fikrini kendi fikri yapan yazar ha? Vay be demek artık beni gözden çıkardın.

-Gördüğüm kadarıyla sen bu fikirleri sahiplenmişsin. Müsaade edersen devam edeceğim.

Kadınla birlikte gelen adam ise uç uca eklediği sigaralara bakılırsa düşüncelerinin içinde kaybolup gitmişti. Kimse bilmiyordu; geldikleri bu lokanta kadınla arasındaki aşkın başlangıcı mıydı yoksa bitiş durağı mı?

-Asıl kahramanının kim olduğu yavaş yavaş anlaşılıyor. Geniş omuzlu, ağırbaşlı, jilet gibi giyinmiş bu ağabeyimiz hakkında okuyucuyu meraklandırıp, gizemli bir hava yaratacaksın. Sonlara doğru kadının, onu terk edip gitmesi için elindeki kalemi ardına koymayıp bir güzel bahaneler uyduracaksın. Sevgili okuyucular, hikâyenin sonunda bu ağabeyimizi kim teselli edecek dersiniz? Kasa her zaman kazanır.

    Sokaktan geçen herhangi biri içeriye şöyle bir bakacak olsa tezgah içinde denizci şapkalı garsonu içlerinden en rahatı sanabilirdi. Oysa bu lokantanın içindeki herkes hayatlarının bir noktasında sıkışıp kalmışlardı.

Henüz Bu Haber İçin Yorum Yapılmamış
Adınız Soyadınız
Güvenlik Kodu
BENZER HABERLER