VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
BİZE ULAŞIN
YAZARLAR
Edirne Ahval Haber - edirneahval.com

@ Haber Tarihi : 21 Temmuz 2020 10:19:19

0 Yorum

Meriç’in karşı kıyısından

    Pityon köyü henüz uykudaydı. Güneşten önce uyanıp evden çıktı. Sabahın erken saatlerinde yolda ona rastlayıp "Bu saatte nereye böyle"diye soranlara; "Ölüm, uykunun ikiz kardeşidir" derdi. Kilidi bozuk kapının anahtarını saat yönünde bir tur döndürüp kolunu da bir çaputla duvardaki eğri çiviye bağladı. "Ben eşşeğimi sağlam kaziğa bağlayim da "diye mırıldandı. Yuvasından çıkardığı anahtarı koynundaki cüzdanına yerleştirirken kendi kendine konuşmaya devam etti. Altmiş beş sene evvel kilitleyip sonra Tanrı'ya emanet ettik de ne oldu. Mustafa Kemal Pasa'nin Selanik'te ki evine  bomba atildiği haberiyle basladi herşey ve kulağimda hala yankilanan "bugün maliniz, yarin caniniz"sözleriyle bitti o gün.
     Ayaklarıyla yürümeye henüz başlamış bir çocuğu taklit edercesine ağır aksak küçük adımlar atmaya başladı. Evinin çatısından aşağıya tahta direğe sarılarak inen asma ağacı gibi beş parmağını açtığı elini, dirseğine kadar dayadığı incecik kolunu beyaz badanalı taş duvara yaslanarak birer birer basamakları indi. Sıra koluna astığı bastonunu avuç içine almaya geldiğinde bahçe patikasının sonundaki rayların etrafındaki keskin ve kenarlı taşlar gözünde büyüdü de büyüdü. Tıpkı o gün;eline taşı, sopayı alıp sokağa dökülen binlerce kişinin ev , dükkan,ibadet yeri demeden kırdığı camlarda açtığı boşluklar gibi...
    Alt tarafi üç beş adet yan yana sirali bahçeli ev geçeceksin kuzum. Ah gençlik okuldan eve,evden okula kostuğu Balat sokaklari ,zil sesine ramak kala girilen dersler diye iç geçirdi. Pastanelerden sokağa yayılan baş döndürücü kokular,sokak satıcılarının bağırışları,rengarenk kumaş dükkanlarıyla o eski günleri yaşıyormuşçasına hatırlıyordu. Halbuki son yarım saattir evden ikinci çıkışıydı. Demliğin altında yanan ateşi kısmış mıydı? yoksa söndürmüş müydü? Emin olamayınca ilk çıkışı kısa sürmüştü. Raylara paralel patikadan kimi zaman ayağını sürüyerek kimi zaman bastona ağırlığını verip duraklayarak kendinden daha sağlıklı yaşıtının bile on dakikada alacağı yolun sonuna, iki katı sürede vardı. İstasyona bir kaç metre kala  soluklanmak için bir ağaç gövdesine tutunup önünde uzanan tren yoluna baktı. "Keşke,keşke" dedi. "İki tren rayinin ufukta birlesme noktasi bir göz yanilgisi olmasaydi."
Dönemin mimarisiyle yan yana üç blok olarak  dikdörtgen planlı inşa edilen ,iki yanı tek,orta kısmı iki kattan ibaret ,gri badanalı ahşap istasyonun; çift girişli orta kısmının pencere önünde rayları görecek şekilde konumlandırılmış banka yerleştiğinde, ağrıyan sırtını  içeriye doğru çevirebilecek esnekliğe sahip olsaydı trenin gelmesine bir saat elli dakika kaldığının hesabını belki yapabilirdi. Ama o, başını kaldırıp gökyüzüne baktı. Güneşli bir güne uzanan güçlü bir parlaklık olmasına rağmen başının üzerindeki mavi beyaz bayrak hafifçe dalgalanıyordu. Eşarbını çıkarıp terli ensesine bağladı. Dizlerinin üç parmak üstünde lastik izi yapan ince çoraplarını da yavaşça aşağıya yuvarladı. Saçlarını küpeleri görülecek şekilde kulak arkasına doğru düzeltirken karşı taraftaki ağaçlıklar arasında insan silüetine benzettiği bir karaltı seçti belli belirsiz. Bir gözünün orta yerine buğu gibi yerleşen kataraktan beri her ikisine olan güveni azalmış,eskisinden daha iyi iş çıkaran kulaklarına gözü kapalı itimat eder olmuştu. İstasyonun beri tarafında boş banklar,banklarla aynı aralıkta teneke  fıçılar içinde boy atmış çam fidanlarından başka bir şey görünmüyordu."Bir yaz daha kaçti gitti elinden Elenimu,sen pesinden gidemedin, doğup büyüdüğün şehri dünya gözüyle göremedin. Beklediğine değecek bu kez tren gelsin,tingır mıngır beşiğinde sallanir gibi yine o günlere gideceksin." Başını trenin geleceği yöne çevirip sessizliğe daldığında içerideki radyodan buzuki tıngırtısı duyulmaya başladı.Kapının önünde;gömleğini pantolonunun içine doğru ittirip kolunun altındaki şapkasını başına yerleştiren istasyon görevlisi beliriverdi. "Kalimera Eleni" Yaşlı kadın,bu ani karşılaşmadan ileri gelen irkilmeyi ört bas etmeye çalışsa da başarılı olamadı. Görevli, saatin kadranını iki eşit parçaya bölen akrep ve yelkovana baktıktan sonra gülümseyerek " Sesini duyunca çıkıp bir bakayım dedim.Bugün ayın altısı demek,zaman ne çabuk geçiyor öyle değil mi?' "Yassu vre komşu.Altisi ya, zaman akip gidiyor.Hey gidi günler hey ele avuca siğmayan,haylaz bir çocuktun, büyüdün beni yolcu etmeye geldin" Dimitri, yaşlı kadının son sözleriyle dudaklarının enini önce eski haline ordan da yüzünde en az yer kaplayacak şekilde küçülttü. "Ela! seni evine götüreyim. Daha erken hem bir kaç kilometre ileride bakım çalışması var trenin rötar yapması bekleniyor."Yaşlı kadın,istediği oyuncağın alınması için pazarlığın ağır hükümlerine razı gelmeyen bir çocuk gibi omuzlarını silkti. Sonra ona dönüp kaşlarına sahte bir çatıklıkla "Akşam pappous eve gelecek Dimitri,bak bu yaptiğini söyleyivereceğim" Elini koynuna ordan cüzdanının ipine attı.Çıkardığı yüz Türk lirasını genç adama uzatıp "Git bir koşu biletimi al,kalaniyla kendine Yorgo'dan karamela " Dimitri,eline tutuşturulan yüz liraya baktı.Üstünde; tedavüle çıktığı yıl olan bin dokuz yüz kırk yedi tarihini okudu.Ön yüzünde İsmet İnönü'nün portresi bulunan yeşil banknotun arkasını çevirdi.Rumeli Hisarı'na bakarken sur duvarlarından bir damla gözyaşı süzüldü.Gelen yolculardan aşinaydı bu eski bir Türk parasıydı.Karşı perondan onların bulunduğu tarafa geçmekte olan bir demiryolu işçisi Dimitri'ye seslendi."Vre ver oradan bir çay" Dimitri, uykusunu açamamış gibi yüzünü ovuşturup,işçinin arkasından elindeki yüz lira ile içeri girdi. İşçi merakla "Kim o kadın?" diye sordu."İlkokul öğretmenim Eleni,beni torunu sanıyor.Her ayın altısında İstanbul'a gitmek için sabahın erken saatlerinde gelir.Bu kez eve dönmesi için nasıl ikna edeceğimi bilmiyorum." İşçi,kendini tutma gereği duymadan gevrek ,yakışıksız bir kahkaha attı. "İstanbul'a gidip ne yapacakmış?" Genç adam, bu kaba gülüşten pek de hoşnut olmadığını belli ederek kaşlarını çatarak "Eleni, orda doğup, büyümüş elli beş senesinde gerçekleşen toplu saldırıdan sonra evini,yurdunu,aile büyüklerinin mezarlarını orada bırakmak zorunda kalmış.Eşiyle göç edip buraya gelmişler."Dimitri, elini yukarı kaldırıp sallamaya başladı. "Bak, görüyor musun? Onu, o günlere götüren bir biletten daha değerli bu kağıt para!"

Henüz Bu Haber İçin Yorum Yapılmamış
Adınız Soyadınız
Güvenlik Kodu
BENZER HABERLER