VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
FİRMA REHBERİ
İLAN REHBERİ
BİZE ULAŞIN
YAZARLAR
Edirne Ahval Haber - edirneahval.com

@ Haber Tarihi : 10 Ekim 2019 16:32:18

0 Yorum

Öğrenmenin Zevkini Yaşamak

Yeni eğitim – öğretim yılının başladığı bugünlerde eğitim üzerinde ne kadar düşünsek yeridir. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda on sekiz milyon öğrenci, dokuz yüz bin öğretmen ve bunların sayısına uygun okul binasının bulunduğuna bakacak olursak geleceğimize dair iyimser ve umutlu olmakta kendimizi haklı bulabiliriz. Hele YÖK’e bağlı yüksekokul ve fakültelerde Avrupa’daki bazı ülkelerin nüfusundan daha çok öğrenciye sahip olmamız, bizi ülkemizde devasa bir eğitim ordusunun bulunduğu sanısına götürebilir. Daha da ileri giderek ülkemizde başta eğitim olmak üzere sağlık, tarım, ticaret ve daha başka alanlardaki üretim ve uygulamaların bilimsel yöntemlere uygun olarak yapıldığına dair yaygın bir kanaat uyandırabilir.

Eğitim, birey, aile ve toplumu dönüştürücü bir süreçtir. Ona bu açıdan yakından baktığımızda ve onu ilkokuldan üniversiteye kadar özüne uygun bir şekilde uygulayarak nesilleri yetiştirdiğimizde, ülkemizin geleceğine dair hayaller ve umutların gerçekleşmesinin, zamanı gelen bir gül bahçesindeki güllerin açılması gibi doğal bir gelişme olduğunu görürüz.

Fakat hemen belirtmeliyiz ki göstergeler bunun aksini söylüyor…

Çağdaş anlamda eğitim sistemi, her biri diğerini karşılıklı olarak etkileyen dört işlemi içeren bir dizgedir. Söz konusu dört işlemi şöyle sıralayabiliriz: Yönetim, öğretim, öğrenim ve program. Başarılı bir eğitim sistemi, bu dört işlemin eğitim kurumlarında zamanında ve tam olarak yapıldığı sistem demektir. Kolayca görüldüğü gibi, bir eğitim sisteminin başarıyla işleyebilmesi için devleti, öğretmeni, öğrenciyi ve programı ilgilendiren yönleri vardır. Biz burada sadece öğrenimi, dolayısıyla öğrenciyi, ilgilendiren yönü üzerinde kısaca duracağız.  

Öğrenim, çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin, kısacası öğrencilerin bir meslek veya iş için gerekli bilgi, beceri ve uygulama yetisini kazanmak amacıyla eğitim kurumlarında yaptıkları işitsel, görsel ve deneysel çalışmalardır. Öğrenciler bu amaca nasıl erişebilirler? Daha ziyade yükseköğretim kurumlarının sosyal bilimler dallarında öğrenim gören öğrencilerin kurum içindeki davranışlarını göz önünde bulundurarak öğrenimlerini kolaylaştıracak ve zevkli bir duruma getirecek yolları bulmak zorundayız. Bunların başında öğrencilerimize öğrenmek zevkini tattırmak gelir. Yeri geldiği için o ünlü fıkrayı tekrar edeceğim. İlk çağların ünlü filozofu Aristo, altmış yaşında saz çalmayı öğrenmeye başlamış!... Bir gün arkadaşları ona bu yaştan sonra saz çalmayı öğrenip ne yapacaksın? Diye sormuşlar.

Filozofun verdiği cevap, bütün eğitimcilerimiz için bir ders mahiyetindedir: “Yeni bir bilgi edinmenin zevkini yaşayacağım”. Öğrencilerimiz için bilgi edinmeyi bir zevk haline getirdiğimiz gün işlerimiz kolaylaşacaktır. 

Fakültelerdeki öğrencilere öğrenmeyi bir zevk haline getirecek başlıca yollar:

* Derslere devam etmek. Öğrenciler hocalarının derslerine devam etmelidir. Dersin incelikleri derste öğrenilir.

* Öğrenciler ders hocasının yazı ve kitaplarını öncelikle okumalıdır. Aynı alandaki başka hocaların yazı ve kitaplarını okumak bundan sonra gelir.

* Öğrenciler sözlük kullanarak kitap okumalıdır. Bilim ve sanat değeri taşıyan kitaplar sözlük kullanılarak okunur. Bir bilim eseri, konusunu genel dildeki kelimelerin yanında, o bilim dalının terimlerini de kullanarak anlatır. Terimlerin anlamını bilmeyen bir öğrenci o kitabı anlayamaz. Bunun gibi bir sanat eseri, bir edebiyat eseri de konusunu genel dildeki kelimelerin sözlükteki gerçek an lamlarının yanında mecaz, yan anlam, sapma ve alışılmamış bağdaştırma tarzındaki kullanımlarla da anlatır. Okuyucu, kelimenin metindeki anlamına bunlar vasıtasıyla ulaşabilir. Kelimenin anlamı bağlamındadır. O bağlama da konuyla ilgili ön bilgilerin yanında kitap okurken sözlük kullanmak vasıtasıyla ulaşabiliriz.

         Örneğin İstiklal Marşı’mız “korkma” kelimesiyle başlar. Sıradan bir okuyucu bu kelimeye ilk aklına gelen “ödleklik” anlamını verir ve bu tavrını, sözlüğe bakmadan okumak tavrını, sonuna kadar sürdürürse boşuna kürek sallamış olur… Beyhude bir yorgunluğa girişmiş olur…

         Okuduğunu anlama konusunda yapılan araştırmalar bu acı gerçeği ortaya koymaktadır. Yerli PİSA’ya göre Türk öğrencilerin yüzde 66’ı okuduğunu anlayamıyor!.. Bunun temel sebebi, öğrencilerimizin ilkokuldan itibaren sözlük kullanmak alışkanlığını edinmemeleridir. Bu alışkanlığı artık en geç lisede öğrencilerimize kazandırmak durumundayız. Meslek sorumluluğuna sahip öğretmenlerimizin bu olumlu alışkanlığı öğrencilerimize kazandıracaklarına inanıyoruz.       

* Bu konuya devam edeceğiz.

        

Henüz Bu Haber İçin Yorum Yapılmamış
Adınız Soyadınız
Güvenlik Kodu
BENZER HABERLER