VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
FİRMA REHBERİ
İLAN REHBERİ
BİZE ULAŞIN
YAZARLAR
Edirne Ahval Haber - edirneahval.com

@ Haber Tarihi : 18 Ekim 2019 11:06:14

0 Yorum

Öğrenmenin Zevkini Yaşamak – 3

YÖK’e bağlı bütün üniversitelerimizn fakülte ve yüksekokullarında kendi alanlarındaki konuları ayrı ayrı gösteren programları vardır. Türk dili ve İnkılap Tarihi gibi bir iki dersin dışında her fakülte ve yüksekokul, öğrencilerini seçtikleri mesleklerde en yeni bilgilerle donatarak hayata hazırlamaktadırlar. Bu programlar, bilim ve teknolojinin ilerlemesine uygun olarak sık sık güncellenmekte ve Mehmet Akif Ersoy’unin deyişiyle “coşkun koca bir sel” gibi geleceğe doğru akan bilim ve teknoloji  seline katılmaktadırlar.

Üniversitelerimzin son yıllarda sayıca artmalarına uygun olarak Devlet Bütçesi’nden aldıkları paylar da giderek artmaktadır. Sözgelişi 2020 yılında üniversitelerimize ayrılan pay, 36.1 milyar liradır. En yüksek payın, Hacettepe Üniversitesi’ne, en düşük payın ise Kahraman maraş İstiklal Üniversitesi’ne düştüğünü görüyoruz. Üniversite sayısının çokluğu, onlara ayrılan bütçenin büyüklüğü bizi aldatmasın. Bir ülkedeki üniversitelerin varlığı ve ağırlığı, sayılarının çokluğu ve bütçelerinin yüksekliği ile değil, ürettikleri bilimle ölçülür. Bu açıdan baktığımızda üniversitelerimizin durumuna üzülmemek mümkün değildir.

Çağımızın bilim ve teknolojisinin ilerleyişine uygun hızda ve derinlikte neden bilgi üretemiyoruz? Son yıllarda özellikle savunma sanayiindeki gelişmelere bakarak umutlanmak istiyoruz; ancak bu umutlarımızı tarım, sağlık ve yapay zeka alanlarına kaydırdığımızda büyük hayal kırıklığına uğramamak mümkü değildir. Tarımda bir Hollanda kadar üretim yapamıyoruz. İleri düzeyde bilim üretmenin kuşkusuz  büyük bir maliyeti vardır. Bu maliyetin yanında birçok alanda donanımlı ve bilinçli kadroların yetişmiş olması da gereklidir. Bilgi üretmek bir ekip işidir. Ancak öğretmenlerimiz, öğretim üyelerimiz ve kanaat önderlerimiz, kendi özgür iradeleri ve özverileriyle gösterecekleri bazı davranış değişiklikleri ve düşünsel dönüşümleri ile  özlemini çektiğimiz kadroların zamanla yetişmesine  katkıda bulunabilirler.

Başta aile olmak üzere okul, yüksekokul ve fakültelerde, öğretim yapılan  bütün kurumlarda, vakıflarda, sivil toplum kuruluşlarında hangi alanda eğitim verilirse verilsin, gençlerimize şu çağdaş eğitim becerlerini kazandırmalıyız:

-Eleştirel düşünmeyi öğrenmek: 

Düşünme, gözlem, okuma veya dinleme yoluyla elde ettiğimiz bilgileri, bir sonuca varmak amacıyla incelemek, karşılaştırmak ve onlardan yeni düşünceler elde etmektir. Eleştirel düşünme, bunun bir adım daha ilerisidir.  O da kendimiz, ailemiz ve çevremizle ilgili önümüze çıkan bir sorunu önce belirleme ve onu somut olarak kavramadır. Örneğin yabancı dil bilmek, insanı mesleğinde ilerletir, düşüncesini ele alalım. Sıradan bir öğrenci bu düşüncey hemen  kabullenir. Eleştirel düşünceye sahip bir öğrenci ise bunu önce sorgular. Buna göre eleştirel düşünceye sahip bir genç, sorunu belirleme, sorunun ortaya çıkşını ve gelişmesini görme, soruna ön yargıladan arınmış olarak bakma ve hepsinden önemlisi sorunu değişik açılardan  ele alma becerisini kazanmış genç demektir.

-Başkalarıyla sağlıklı iletişim kurmayı öğrenmek:

Eleştirel düşünme, bizi başkalarıyla ilişki kurmaya götürür,  götürmelidir. Başkalarıyla ilşki kurmak, bize hayatta kendimizden başka insanların varlığını hissettirir. Aile hayatı, öğrenim hayatı ve  çalışma hayatı bir bakıma başkalarıyla münasebetler kurarak gelişir. Sınıfta soru sormak, sunum yapmak suretiyle konunun işlenişine katılmak, öğrenciler için en yararlı iletişim denemeleridir. Sağlıklı iletişimin başında anadilimizi düzgün kullanmak gelir.

-Öz güven duygusunu öğrenmek:

Allah, her insana hayatını devam ettirmek için tükettiğinden daha fazlasını üretmek ve yapmak kudretini hazır bir veri olarak önceden vermiştir. Bazı insanlar, çocukluktan itibaren uygun bir ortamda  eğitim görmek, irade sahibi olmak, teşvik edilmek ve umutlandırılmak gibi yollarla içlerindeki bu kudretin farkına varırlar. Onu zamanla daha da geliştirirler. Bu farkındalaık o insanda üzerinde çalıştığı işi tamamalayacağına dair umut uyandırır ve bu umutla o işi başarır. Bir işi başarma kararını vermek öz güven duygusudur. Çevremizde ve tarihteki büyük işleri başaranlar, hep öz güven duygusuna sahip olan kişilerdir. Öğrencilerde öz güven duygusunu hem aileler, hem öğretmenler mutlaka uyandırmalıdırlar. Başarılı insanları örnek göstermek, teşvik etmek ve ödül vermek bu duyguyu uyandıran yollardan sadece birkaçıdır.

-Hayal kurmayı öğrenmek:  

Hayal, bir kimsenin zihninde canlandırdığı duygu ve düşüncelerdir. Bu duygu ve düşünceler,  bir öğrenci için ileride öğretmen olmak, doktor olmak, avukat veya bir iş insanı olmak … gibi duygu ve düşüncelerdir. Genç, bunları zihninde erken yaşlarından itibaren canlandırmaya başlarsa zamanla onlarla bütünleşir ve onları gerçeleştirmeye çalışır. İnsanın hayatı boyunca yapabileceği işler, hayalleri ile sınırlıdır. Resim yapmak, bir müzik aleti çalmak, şiir, hikâye, roman yazmak, estetikle yakından ilgilenmek veya laboratuvarda farklı bir deney yapmak … gibi öğrencilerin kişisel yetilerini ortaya koymaya elverişli alanlarda onlara tam bir özgürlük vermek eğiticilerin en önemli görevidir. Burada eğiticiye düşen davranış, onları umutlandırmak, cesaretlendirmek ve takdir etmekten ibarettir.     

Bütün bunların yanında öğrencilerimizin sunum yapmayı öğrenmiş, soru sorma alışkanlığını kazanmış, kendilerini anlatma becerisini edinmiş, kültür değerlerimizi özümsemiş ve tartışma adabını kavramış gençler olarak hayata atlmalarını görmek en büyük arzumuzdur.

Henüz Bu Haber İçin Yorum Yapılmamış
Adınız Soyadınız
Güvenlik Kodu
BENZER HABERLER