VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
BİZE ULAŞIN
YAZARLAR
Edirne Ahval Haber - edirneahval.com

@ Haber Tarihi : 24 Kasım 2020 10:34:53

0 Yorum

Şehrin gizli imzası: Edirnekâri

            Edirnekâri'yi bir hayat mücadelesine dönüştüren usta sanatçı Mehtap Cömert ile konuştuk. Edirnekâri'nin tarihinden ve günümüzdeki durumundan bahsettiğimiz Cömert, Edirnekâri'nin kaynak anlamında eksik kaldığını bu yüzden ulaşılması güç sanat olduğunu belirtti. Üniversitede binlerce öğrenci yetiştiren Cömert, her bir öğrencisiyle gurur duymanın yanı sıra Edirnekâri eserleri üretimi anlamında daha çok çalışılmasını gerektiğini vurguladı. 17.yüzyıldan günümüze uzanan Edirnekâri'yi ayakta tutmaya çalışan usta sanatçı Cömert; teorik bilgilerin yanı sıra üretimin de olmasını savunuyor.

Kendinizden bahseder misiniz? Edirnekâri serüveni nasıl başladı? 
“1952 Edirne doğumluyum. Mezun olduktan sonra üç yıl Edirne köylerinde ilkokul öğretmenliği yaptım. İstanbul'da Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Dekoratif Resim Bölümü'nü kazanıp oraya gittim. Orada 3.sınıf öğrencisiyken Türk Sanatı dersinde hocamız; 'İçinizde Edirneli var mı?' dedi ben de fırladım ayağa, 'Ben Edirneliyim' dedim. 'Koca Edirneli sen Edirnekâri nedir biliyor musun?' dedi bana. Kalktığımdan hızlı oturdum bilmiyordum çünkü. Böylece Edirnekâri kulağıma üflenmiş oldu. Edirnekari'yi araştırma olayım 1973'te başladı.”

Bahsettiğiniz tarihler 70'ler. O dönem araştırmalarınız için kaynak bulmak zor olmadı mı?
“13-14 yılım Edirnekari'yi satır satır aramakla geçti. Kaynak bulmak çok zordu. Kimse Edirnekâri'nin ne olduğunu bilmiyordu. O zamanlar hocamız da sanat tarihçisi olan eşinden aldığı birkaç satırla ahşap üzerine boyayla yapılan desenlerin adıdır gerisini sen araştır dedi bana. Edirnekâri telaffuz bile edilmiyordu. O dönemin şartları ve çarkları… Mezun olur olmaz İstanbul'da iş aradım ama yağ kuyrukları, gaz kuyrukları gibi bir atmosfer vardı. Sonra 1980'lerde Edirne'ye dönünce Devlet Güzel Sanatlar Galerisi müdürü olarak çalışmaya başladım. O dönemde de yine araştırıyordum. Öyle bir şey oldu ki ben Edirne Müzesi'ne vekâlet etme durumunda kaldım. Orada çok sevdiğim eskiden pek değeri bilinmeyen Edirnekâri işi dolap kapakları vardı. O dolap kapağına âşık oldum açıkçası. Minik çiçekler, gelincikler ilkbaharda açan mineral tasvir edilmişti orada. Rüzgâr beni galeriden aldı Trakya Üniversitesi'ne geçtim. Üniversite'de Duvar Süsleme Bölümü'nü kurdum. Orada Edirnekari üzerine araştırmalara öğrencilerimle devam ettik. Sanatta yeterliliğimi Edirnekari üzerine yaptım. Böylece daha ciddi olarak ne olduğunu araştırdık. Prof. Kerim Silivri hocamızın gösterdiği kaynaklardan ürünlere ulaşmaya çalıştım. O'nun da zorlamasıyla Edirnekari kitapçığını yaptık. Alanında maalesef tek eser. Öğrencilerim bunu devam ettirsin istiyorum ama pandemi öncesi bir heyecanla Burdur'da Taş ve Baş Oda'da yenileme sonrası çıkmış Edirnekari'leri gördük. Onları da bu kitapçığa ilave etmek için baskısına hazırlık yapıyordum. Pandemiyle beraber her şey durdu.”

Araştırmalarınız sonucu Edirnekâri'nin tarihiyle ilgili neler buldunuz?
“Kısaca söylemek gerekirse, Edirnekâri 17.yy.ın ortalarından, 18.yy.ın ortalarına kadar Edirne'de birçok ailenin yaptığı ve bu işten para kazandığı meta ürünüdür. Yüklük kapaklarına, ahşap pencere kapaklarında, dolap kapakları, çeyiz sandıkları moda olarak Edirnekâri motifleri ile süslenirmiş. Tek dal üzerine belinden bağlı veya vazo içerisinde yapılmış boya bezekli eserlere verilen genel addır Edirnekâri. Bunlar lâke eserler dediğimiz eserler. O dönemler toprak boyalar kullanılarak yapılmış. Bunları artık ahşap üzerine su bazlı boyalarla yapıyoruz. Boyaların aralarında pek bir fark yok. Motifleri doğru boyadığınız takdirde ahşap üzerine yapılmış boyaları da kullanırsanız problem yaşanmaz. Ahşabın kalitesi baz alınmamış her türlü ahşabın üzerine yapılmış. Edirnekâri'ler 17.yüzyılda İpek Yolu üzerinde olduğu için Edirne'de yapılıp satılmış. O yüzden de Edirne'den çıktığı için Edirne İşi ismini almış.18.yy.da kesin olarak Edirnekâri işi bitmiş diyebiliyoruz. Çünkü 1877-78 Rus işgalinde Edirne'de üretim şartlardan dolayı durmuş. Edirnekâri'ler Anadolu'ya yayılmış ve oralarda eserler verilmeye devam etmiş. O dönemde bir moda gibi düşünebiliriz Edirnekâri'yi”

Edirnekâri'nin en önemli örneklerini nerelerde görebiliriz?
“Edirnekâri'nin bir açmazından daha söz etmek istiyorum. Eskiden fırçaya kalem dendiği için camilerde görülen çinilerin dışarıdaki mekânlarda ahşaplar üzerinde ya da sıvalar üzerinde fırçayla yapılan motiflere kalemişi denilir. Onları yapanlara da kalemkâr denilir. Edirnekâri'ler ahşap üzerine yapılmış kalem işlerinin bir alt versiyonudur. Kalem işleri çinilerde gördüğünüz hatayi ve pençlerden oluşur. Daha sonra bunların arasına Avrupa'yla olan iletişimimizin arasına tek tek 18. yy.daki çiçek ressamlarının çok olduğu dönemlerde tek dal çiçekler buketler girmeye başlamış. Kalemişlerinin bir alt grubudur. Edirnekâri'ler tek dal üzerine kır çiçekleri veya belinden bağlı, vazolar içerisinde buketler olarak tasvir edilmiş. Edirnekâri' kalemişlerinden sonra gelir. Tam 18. yüzyılın ortalarında buketler ve çiçekler görünüyor ve hatayiler, pençler giderek azalıyor. Selimiye'dekileri de Edirnekâri olarak söylemeye başladılar. İstanbul Sultan Selim Camii'ndeki buketler en güzel örneklerdir. Ama buradaki kalemişlerini Edirnekâri olarak tanımlamaya başladılar. Selimiye'dekiler kalemişleridir Edirnekâri değildir. Topkapı Sarayı'nda Üçüncü Ahmet Yemiş Odası'nda en güzel örneklere rastlarız. Edirne Müzesi'nde dolap kapaklarında Edirnekâri'yi görebiliriz.”
“Ben hala her gün yeni bir şeyler öğreniyorum bununla çok keyif alıyorum”
“Geçmişte de her ustanın lale desenleri farklı farklı yorumladığını görürüz. Bunu niye diye sorguladığımız zamanlar oluyor. Ben hala her gün yeni bir şeyler öğreniyorum bununla çok keyif alıyorum. Denizli'de 12.yy.dan kalma 10 tane cami gördüm. El değmeyecek müze olarak saklanacak yerler. Tavanlardaki kalemişlerinin, ahşapların Edirnekâri işleri çok değerli. Oralarda çiçekleri, buketleri gördükçe hala heyecanlanıyorum. Çok yıpranmışlar tabii pek korunmamışlar. Kaynaklarımızın, değerlerimizin maalesef farkında değiliz.”

Teori anlamında Edirnekâri için neler yaptınız? Çırak yetiştirdiniz mi? 
“10 binin üzerinde öğrenci yetiştirdim. Her öğrencim Edirnekari'yi bilmek zorundaydı. Ne olursa olsun. Hangi derse girersem gireyim. Edirnekari'yle ilgili bir dal bir satır getirenler ayrıcalıklı notlar alırdı. Hala araştıran öğrencilerim var. Topkapı ve Beylerbeyi Sarayı'nda kalemkâr olarak çalışıp oradan emekli olan öğrencilerim var. Bizden mezun olduktan sonra yüksek lisans yapıp Marmara ve Mimar Sinan Üniversiteleri'nde doçent olan öğrencilerim var. Eğitim Fakültesi'ne geçip orada Resim-İş Bölümü'nü kurdum. Daha sonra Duvar Süslemeleri mezunu olup Resim-İş Bölümü'nde benimle birlikte olup yola devam eden öğrencilerim üniversitemizde profesör olmak üzere. Onlarla iftihar ediyorum. Ortak çalışmalarımız da devam ediyor.  Trakya Üniversitesi'nden emekli olduktan sonra Prof. Önder Küçükerman hocamın da kaynaklarından çok yararlanmıştık. O diyordu ki; 'Mehtap kitap yayınladın ama Edirnekari var mı? Üretim var mı?' Biz Edirnekari'yi teori anlamında tanıtıyoruz ama maalesef acıdır ki ne ticaretle ne sanayiyle dış dünyayla hiçbir ilişkimiz yok. Atölyelerimizde sadece bağırıp çağırıp öğrencilere bir şeyler aşılıyoruz ama mezun olduktan sonra nerede ne yapıyor kontrol edebilmek bizim elimizde değil.”

“Çok mücadele ettim”
“Edirnekâri'lerin kâğıt üzerine yapılıp pazarlanmaması için de çok mücadele ettim. Şükürler olsun artık kâğıt üzerine yapılanlarla ahşap üzerine yapılanlar arasındaki farkı anlattık. Artık insanlar daha bilinçli hale geldiler. Valilik tarafından Sinagog'ta çok güzel bir mekân verildi bizlere. Orada çok keyifliydik. Bütün Türkiye'den hocalar öğrencileriyle geliyorlardı. Yurtdışından gelenler çok itibar ediyorlardı. Ama mart ayından itibaren Sinagog'taki atölyemiz pandemi nedeniyle kapatıldı.”

Ürünlerinizde imza var mı?
“Ürünlerde imzam var. Bazen bakıyorum laleyi çizmişler ve imzamı motif zannedip onu bile çalanlar olmuş. Çok kötü bir durum bunlara dikkat etmek lazım. Bu yüzden sergilerde ürünlerimin fotoğraflarını çekmeyi yasakladım maalesef. İsteseler orijinalini verelim, birlikte çalışalım ama çalmak hoş olmuyor. Çağımızın hastalığı çok kolay yoldan kazanç sağlamak bu üretime, sanata da yansıyor bu beni çok üzüyor. Şükürler olsun ki yetiştirdiğim öğrencilerden böyle bir tutum görmedim. Bir gün Mimar Sinan Üniversitesi'nde Kerim Silivrili'yi ziyarete gittik. Yaptıklarımızı götürdük o sırada Duvar Süsleme Bölümü'nden yatay geçiş yapmış bir öğrencim geldi. Birlikte onun atölyesine geçtik. Levent Kul öğrencimin atölyesini geçtik. En son yaptığı eseri gösterdi 'Tamamen benim tasarımım' dedi. Esere bakarken boynuz kulağı geçmiş derken 'şurada bir penç görüyorum daha önce hiç görmemiştim' dedim. 'Evet, hocam görmediniz çünkü onu ben ürettim' dedi. Bunu ben ürettim demiyor da hocasını sınava tabi tutuyor. İşte böyle insanlara can kurban. Ne yaptığını bilen insanlarla iftihar etmek isterim. Keşke böyle olsa. Ustalara yetişen öğrencilere saygı duysak…”

Atölyenizle ilgili bilgi verir misiniz? 
“Ailemle beraber yaşadığımız 32 yaşında evlenerek ayrıldığım bir ev. Burada halk eğitim kursları düzenlemek üzere atölyeye çevirdim. Sonra özel kurslar düzenledik. Öğrenciler yetiştirdim. Halk Eğitim'de Edirnekari yapıp üretip pazarlamaya çalışıyorlar. Çok büyük bir ilgisizlik var. Yerel yöneticilerimizin. Halk Eğitim Merkezi'ndeki kursları destekliyorum. Oradaki hocalara Edirnekari kursları verip doğruları öğretmek için çok mücadele verdim. Daha önceden her eline fırçayı alan Edirnekari yapmaya başlamıştı. 'Ben yapmıyorum benden başka herkes Edirnekari yapıyor' dediğim zamanlar oldu. O kadar isyan etmiştim yani. Edirnekari'de bir karışıklık var. Teshib Bölümü'nden mezun olanlar yaşayan Edirnekari'ye ulaşamadığımız için Geleneksel Türk El Sanatları alanında kullanılan motifleri kullanıyoruz. Bu işi yapmış ustalar yüklük dolap kapakları yapmış ama o dönem fotoğraf makinesi olmadığı için kitaplara da çiçek desenleri yapmışlar. Yani bir çiçek ressamları var kitaplara çiçek yapan,  bir de ahşaba vs yapan var. Kâğıda yapmak daha kolay. Bir tek yaprağın çizilmesi için bir öğrencinin en az 4 yıl eğitilmesi lazım. O kadar hassas bir yaprak çizimi gerekir. Ama kâğıdın ötesinde ahşabın kendi başına problemleri var. Her ahşabın boyayı emmesi, kusması boyanmasından, tasarıma, vernikleme aşamasına kadar çok uzun bir süreç. En basiti kâğıda yaptınız bunu çerçeveletirseniz olay biter. Ama ahşapta öyle değil. Sergi için altı tane dolap kapaklarına Edirnekari çalışması yapmıştım orijinallerine yakın olarak. Onları verniklemeye götürdüm sanayiye. Ustalar vernikledi çerçevelenmesi lazım. Yarın alın beklesin dediler ama ısrar ettim, aldım. Arabaya yerleştirdim ve eve geldiğimde bagajdaki iki plastik torba yeni verniklenen Edirnekari'lerin üzerine yapışmış o eser orada bitti. Sergiye alınamadılar. Kusurlu ürün haline döndüler. Sabır isteyen uzun soluklu çalışmalar bunlar.”
“Kaynak gösterilmeden anlatılan bilgi mangal başında masal anlatmaktır”
“Önceliğim hiçbir zaman para olmadı. Ama tabii ki eserimin satılır ondan para kazanırsam iftihar ederim. İnsanlar birbirine saygı duymadığı sürece, doğru söylediniz diye sizi çirkin bir şekilde saldırırsa incinirim. Çirkinlikle mücadele edemem ama doğruları söylemekten de asla vazgeçemem. İpe de çekseler 'Edirnekâri budur' derim. Kaynak gösterilmeden anlatılan bilgi mangal başında masal anlatmaktır. Bilgilerimi, ürünlerimi saklamıyorum.”

Bir sanatçı olarak ne gibi sıkıntılarla karşı karşıya kalıyorsunuz?
“Aslında sanata verilen değer karşısında, Urfa'daki dokuma sanatçısının, ahşap ustasının da sıkıntıları bizim de sıkıntılarımız aynı. Umarım biz de üç beş kişiye de olsa bu sancıyı bu sıkıntıyı verebilmişizdir diye düşünüyorum. Bu insanlar bu işe gönlünü vermiş, sabırla, sevgiyle bu işi yürüten, para en son olan, yaptıkları geleneksel sanata ustalarına duydukları saygıyla bu işi götüren bir jenerasyon hala var. Keşke üniversite yetiştirdiğimiz öğrenciler Edirnekâri kürsüsü olsaydı da oralarda bir yerlere de gelebilselerdi. Bunun yapılmasını çok istiyorum. Edirnekâri Meslek Yüksek Okulu, Edirnekâri Araştırma Enstitüsü olmasını çok istiyorum. Umarım görürüz o günleri.”

Pandemi dönemini nasıl geçiriyorsunuz üretim anlamında?
“Sanat pandemiyle beraber iyice son sıralara doğru geriledi maalesef. Diğer sanat dalları gibi pandeminin yarattığı sıkıntıları biz de çekiyoruz Edirnekari'nin bu anlamda bir farkı yok. Pandemi öncesi her şey çok güzeldi. Pandemiyle birlikte atölyemizi kapattık şimdilik. Kendimizi bu dönemde oyalıyoruz ama eve kapanma sürecinde dostları görememek üzücü bir olay.”

Edirne Kırmızısı hakkında neler düşünüyorsunuz? Size katkısı olacak mı?
“Edirne'de kırmızının çok kullanıldığı araştırmalar sonucu çıkarıldı. Edirne'de Selimiye'deki çinilerinde gördüğümüz kırmızı tonlarının çok kullanıldığını görürüz. Edirnekâri eserlerinde de, sandıklarda da o kırmızının çok kullanıldığını biliyoruz. Ben de Edirne Kırmızısı'nı yeni duydum. Araştırmaları iyi götürüyorlar. Büyük bir heyecan ve gururla takip ediyorum çalışmaları. Bana da telefonlar geldi 'Edirnekâri sandık istiyoruz ama içinde Edirne Kırmızısı da' olsun diye.”
Son olarak neler söylemek istersiniz?
“Bütün sıkıntılara rağmen Edirnekâri'yi yaşatmaya çalışıyorum. Birkaç öğrencim var onlardan ümitliyim. Edirnekâri'yi tanıtan herkese de teşekkür ederim.  
Röportaj: Damla GÖÇ Fotoğaf:Ali KARAMAN

Henüz Bu Haber İçin Yorum Yapılmamış
Adınız Soyadınız
Güvenlik Kodu
BENZER HABERLER