VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
BİZE ULAŞIN
YAZARLAR
Edirne Ahval Haber - edirneahval.com

@ Haber Tarihi : 21 Aralık 2020 11:25:02

0 Yorum

Ustaların Ahval-i(10)

İnsana sabrı öğreten sanatın ustası: Hattat Zafer Günal

         Bu hafta Ustaların Ahval-i yazı dizimizde Hattat Zafer Günal ile hat sanatı, tarihi ve incelikleri hakkında konuştuk. Hat sanatına ruhunu vermiş bir usta olan Günal, bu sanatı icra edebilmek için somut şeylerden ziyade soyut olarak tanımladığımız yapılan işe ruhunu katabilmek, sabredebilmek ve inanmak gerektiğini söyledi. Hat sanatı için “Biraz da dervişlik gerektiren bir sanat diyebiliriz. Ruhu terbiye etmektir” diyen Zafer Usta, hat sanatının nasıl ki yüz yıllardan günümüze geldiyse, gelecekte de icra edileceğini söylüyor.

Kendinizi tanıtır mısınız?

“1956 yılında Kocaeli’nde doğdum. İlk, orta ve lise tahsilimi Kocaeli’nde yaptım. Kocaeli İmam Hatip Lisesi mezunuyum. Lise döneminde Arapça derslerinde 2 saat boyunca Hat dersi aldığım zamanlarda Hat sanatına merak sardım. Aynı zamanda güreş sporuyla da ilgileniyordum, güreşçiydim. Ordu Milli Takımı’ndan Saka Kâğıt Fabrikası takımına geldim askerlikten sonra.”

Hat sanatını tam anlamıyla ne zaman icra etmeye başladınız?

“Siirt’te kardeşim askerdi ve şehit oldu. O dönem yaşadığım psikolojik sıkıntılar neticesinde doktor bir şeylerle uğraşmam gerektiğini söyledi. Ben de hat sanatı üzerine yoğunlaştım. 6-7 ay içerisinde baya bir eser çıkarttım. O dönem Atilla Koç, Siirt’te valiydi. Kendisi eserlerimi gördü ve ‘bunları değerlendirelim’ dedi. Güneydoğu Anadolu Projesi(GAP) kapsamında 88-89 senelerinde Siirt’te ilk sergiyi açmış olduk. Siirt’te çok fazla eser ürettim.”

Hat sanatına yoğunlaştığınız dönemlerde öğreticiniz var mıydı?

“O dönemler öğretici bulmak zordu. Eserlerden istifa ederek öğrendim. Adana’da bir usta vardı fakat baya yaşlıydı iki üç sefer gidip öğrenmek istedim ama uğraşmak istemedi ders vermedi. En sonunda Nevşehir’de o mülteci olarak gelen hocayla tanıştım. 1976-1977 yılında hat sanatına merakım başlamıştı. 1993 yılına kadar geçen süre, boşa gitmiş. Uğraşmışım ama ince detayları öğrenememiş kendimi zorlamışım. Daha kolay, daha güzel incelikleri hocadan öğrendim. Hoca görmek ve hocadan ders almak apayrı bir şey”

Hoca bulamamak zor olmadı mı? Öğretici olmayınca hangi kaynaklardan destek aldınız?

“Ağırlıkla Muhittin Serin’in Kalem Güzeli eserinden çok yararlandım. Kalem Güzeli 3 cilttir, onları ezberledim diyebiliriz. İlk hocam o eser diyelim. Daha sonra Emniyet Teşkilatı’na 1981 yılında giriş yaptım. İlk tayin yerim Edirne oldu. 8 sene Edirne’de görev yaptım. Burada kaldığım süre zarfında Hat Sanatı ile ilgilenemedim. Hem görev yoğunluğundan hem de hatla ilgilenen, bilen yoktu. Tarihçi Oral Onur benden bir iki tane hat sanatı istedi yapıp verdim. Bana ‘bu yazıyı bırakma, Hat’a devam et, çok güzel elin’ var dedi. Daha sonra Siirt’e tayin oldum. Siirt’te görev icabı işim yoğundu ve Hat Sanatı’na pek önem veremedim. Siirt’te de Hat Sanatı ile ilgilenen yoktu. O dönemler İstanbul hariç diğer illerde Hat Sanatı’na pek ilgi gösterilmiyordu. Bütün Hattatlar İstanbul’da toplanmıştı. Şimdi daha da güzel çok ilgi yoğunlaştı. Daha sonra tayinim Adana’ya çıkınca 1993 yılında Sabancı Kültür Merkezi’nde sergi açtım. Adana’da da 6-7 sene çalıştım ve Nevşehir’e tayin oldum. Evde hobi olarak yapmaya devam ediyordum. Nevşehir’de de Açık Hava Müzesi’nde diğer Hattat arkadaşlarla ortak sergi açtık.”

Sanattaki dönüm noktanız Nevşehir’de olmuş sanırım. Biraz anlatır mısınız?

“Nevşehir’de görevim gereği mültecilerden sorumluydum. Kerküklü Hattat Haşim Bağdadi’nin talebesi Muhammed Necib mülteci olarak Nevşehir’e gelmişti. Derler ya ‘doktor hastanın ayağına gelir’ diye. O’nunla tanıştım. 4-5 sene Aklâm-ı Sitte*6 yazı çeşidinden ders aldım. Nevşehir’de camii yazıları yazdım. Hafta içi işime gidiyordum hafta sonu da evimin yakınlarındaki camilere yazılar yazıyordum. Nevşehir’de sergi açtım, Bursa’ya tayinim çıktı orada da sergi açmaya devam ettim. Daha sonra Edirne’ye tayinim çıktı ve buraya geldim. Burada da sergi açmaya başladık.

Eserlerinizi nerelerde görebiliriz?

“Lefkoşa, Afyon, Kocaeli Mevlana Evi’ndeki yazılar bana ait. Edirne Yıldırım Beyazıd Külliyesi içerisindeki yazılar da bana ait. Amasya Şeyh Hamdullah Hat Müzesi’nde de eserlerim bulunmakta. Karaağaç’ta iki tane caminin yazıları, Hasan Sezai Türbesi içindeki yazılar bana ait.”

Ders veriyor musunuz?

“Burada Halk Eğitim Merkezi’nde ders verdim. Hala devam ediyor. Nasip ederse önümüzdeki sene Hasan Sezai’nin evinde öğrencilerimize ders vermeye başlayacağız. Edirne’de Külliye’de, Halk Eğitim Merkezi’nde, KYK’ da dersler verdim.”

Çırak diyebileceğiniz birileri var mı?

“6-7 tane öğrencim bu işte çok iyi. Bir iki tanesi zaten Kültür Bakanlığı sanatçısı oldu. Elleri çok iyi. İcazetli durumdalar. Ama Edirne’de değiller. Kimi sabredip devam ediyor, eli iyi öğrenip memleketine gidiyor. Edirne’den çıkıyor. Edirne’de birkaç tane öğrencilerimiz var burada onlarla beraber devam etmeye çalışıyoruz. İnşallah daha da çok olur.”

Hat sanatında en önemli olan şey nedir?

“Ruh ve sabır”

“Hat sanatı 3-4 ayda öğrenilecek bir şey değil. Sabır ister. Ve inanmayı gerektirir. ‘Ben bunu yapacağım’ demelisiniz. Cenab-ı Allah bir ele yaz derse o el yazar. Yazma derse de o el evliya eli olsa yazmaz. Yetenek kişinin kendisinde var mı yok biz bilemeyiz. Öğrenciler geliyor mesela. Üniversitede güzel sanatları okuduklarını, hat bölümünü bitirip yazdıklarını söylüyorlar. Derse geliyorlar bakıyorum en kolay eseri yapamıyorlar. Yanına eğitim görmemiş arkadaşlarını alıp geliyorlar. Bakıyorum bazen hiç eğitim almayanın eli yazıyor gidiyor. Uğraşılması gereken bir sanat. Bir kere rüyanda ‘vav’ı göreceksin. Bu içten istemekle olur.”

Teknik anlamda önemli olan nedir?

“Bilgi ve elin yeteneği önemlidir. Ben mesela yazıyı yazarken ne aç ne çok tok olurum. Yani beyinde kafayı meşgul edecek başka bir konu olmayacak. Zaten yazıya dalıp gidiyorsun. O gidiş hem bedeni hem ruhu dinlendirir. Akşam 6’dan sabah 7’ye kadar hiç uyumadan ve uykum gelmeden yazıyı bitirdiğimi biliyorum. O kadar dinlendiriyor insanı. Bugün yazıya başlayıp yarın aynı yazıya devam edilemez.”

Neden?

“Aynı ruh hali olmazsa o yazı birbirini tutmaz. Ruh hali yazıya yansır. Mesela Kazasker İzzet Efendi, sert mizaçlı bir karaktermiş. Yazdığı yazıları da incelediğimiz zaman yazıları hep kılıç gibi keskin detaylıdır. Bunlar hep yazıya yansır. Ben hat eserini gördüğüm zaman hangi ruh haliyle yazdığını az çok anlayabilirim. O kamışın izi yazıyı yazanın ruh halini belli eder. Biz deriz ki; karıncanın ayağı, pirenin kalbi kadar hata olmayacak yazıda. Titreme olmaması lazım.”

Hat sanatına yeni başlayanlar için biraz çeşitlerini anlatır mısınız?

“Hat yazısının çeşitleri var. Sülüs, nesih, ta'lik gibi çeşitler mevcut. Her biri için 3-5 sene harcamak lazım. En önemli olan sülüsdür(ölçülü yazıdır). Üçte bir altın kuralı vardır. El o kurala hazırlandığı zaman, sülüs becerildiği vakit diğer yazı çeşitleri basit gelecektir. Önce harfleri tanıyıp harflerin ölçülerini bilmek gerekir. Arapça bilmek veya Kur’an-ı Kerim’i okuyabilmek avantaj sağlar, harfleri tanıyor olursunuz. Hiç harf tanımayan öğrencilerim vardı. Ama devam ediyorlardı. Verilen yazıyı rahatlıkla çıkartıyorlardı. Biz şimdi Mehmet Şevki Efendi’nin meşklerinden istifade ederek sülüs türünü öğretmeye çalışıyoruz.”

Malzemeler hakkında bilgi verir misiniz?

“Kamışlar sazdan yapılıyor. Genelde İran’dan geliyor. Türkiye’de de var ama İran, Malezya, Endonezya ülkelerinden gelen kamışlar daha iyi.  Mürekkebi de kendimiz yapıyoruz. Bezir yağı ve isten yapılıyor. Mesela Hamid Hoca is mürekkebini yapmak için Haydarpaşa Garı’nda o mürekkebi çalkaladığı malzemeyi trenin tekerleklerine bağlarmış. Tren Kars’a gidip gelirmiş. O yolculukta is mürekkebi iyice çalkalanırmış. Yani zahmetli bir iş. Eskiden camilerimizde is toplama odaları varmış. Oradan istifade ediyorlarmış. Normal beyaz kâğıtlara yazı yazmayız. Kâğıtları önce kahve veya çayla renklendiririz. Sonra nişasta ve yumurta akıyla ağırlıyoruz. Kamış o kâğıtta kayıp gidiyor. Kâğıtlarını da biz hazırlıyoruz. Hazır satılıyor tabi ama ben elle yapmayı tercih ediyorum.”

 

Yazıyı yazarken hata yapılırsa nasıl telafi ediliyor?

“ Biz yazılarımızı is mürekkebi ve kamışla yazıyoruz. İs mürekkebi silgiyle değil de tükürükle çıkar. Hatta ‘mürekkep yaladın mı?’ sözü de buradan gelir. Yapılan hata tükürükle silinir düzeltilir.”

Hat sanatı kullanılarak genelde ne yazılır?

“Osmanlıca, Arapça, ayet ve hadis kullanılır. Yazı Osmanlı Dönemi’nde İstanbul’da kıvama ermiş. Yazı; Mekke’de inmiş, İstanbul’da yazılmış ve Mısır’da okunmuş. Osmanlı Dönemi’nde yazı ve hat sanatı yükselmiştir. Hulusi Efendiler, İzzet Efendiler, Şeyh Hamdullah’lar gibi önemli kişilerin yazdıkları yazılar dünya tarihine geçmiş eserlerdir. Örneğin Ayasofya’nın iç yazılarını Kazasker İzzet Efendi yazmıştır. Yedi metre yüksekliğinde.”

Siz ağırlıklı olarak ne yazıyorsunuz?

“En çok Kur’an-ı Kerim’den ayetler yazıyorum. Genelde manası etkili, dokunaklı olan ayetleri seçiyorum. Bu ustasından ustasına değişiyor.  Çalışmalarımda imzalarım mevcut.”

Edirne’de eski dönemlere ait hat sanatına dair eserler var mı?

Edirne’de üç kuşak hattat olan bir aile…

“2007 yılında Edirne’ye geldiğimde bütün camileri, mezarlıkları gezdim. Hat eseri aradım. Gazi Mihal Cami’sinin hazinesinde dede, oğul ve torun hattat mezarları vardı. 3 kuşak hat sanatıyla uğraşmışlar.

Ufak camilerin içindeki mezarlarda da hat sanatçısı mezarına rastlayabiliyoruz. Osmanlı Dönemi’nde buradan Anadolu’daki hattatlara icazet verilirmiş. Bir rivayete göre doğru mu bilemem; Üç Şerefeli Cami’nin arka kısmı mezarlıkmış ve hattati mezarlığıymış. Daha sonra o duvarlar yıkılınca oradaki mezar taşları toplanmış. Bir kısmı müzenin bahçesinde bir kısmı Selimiye’nin arkasında duruyor. Selimiye Yazma Eserler Müzesi’nde hat sanatına ait eski dönem eserler var. Edirne tarihte hat sanatında önemli bir konumdaymış. Rivayete göre; Kirişhane Mezarlığı’nda yatan Ahmet Vasfi Efendi’nin o dönemlerde elle yazdığı 33 tane Kur’an-ı Kerim varmış. O kadar ciddi eserler bulunabilir. Yaptığı Kur’an-ı Kerim’leri de evlere dağıtmış.”

Edirne’de hat sanatına ilgi ve yapılan, yapılması düşünülen projeler sizce nasıl?

“Şimdi Vali Bey, Edirne’deki yaşayan hattatların eserlerine yönelik hat müzesi yapacağını belirtti. Selimiye’nin yazılarını yazarken gözü kör olan hattat Hasan Çelebi gibi değerli hattatların eserlerinin yer aldığı ‘hat eserleri müzesi’ yapmayı planlıyorlar. İnşallah olur.”

Hat sanatının diğer sanatlardan tam olarak farkı sizce nedir?

“Hat sanatı, diğer sanatlardan bambaşka bir şey. Ruh olarak. Mesela abdestli oturmak lazım çalışmaya. Ayet, hadis yazılıyor çünkü. Yazı yazanlar aralarında kıskançlık, çekememezlik olmamalı yoksa haset yazıyı bozar, yazı bozulur. Kendini üstün görme durumu yoktur. Biraz da dervişlik gerektiren bir sanat diyebiliriz. Ruhu terbiye etmektir.”

“Hat sanatıyla polisliği bağdaştıramayan duyunca şaşıran çok oluyor. Polis emekli olduğu zaman ya kahvede oturur ya gezer yani sanatla uğraşmaz genelde. Ben kahveyi bilmem, spor yaptım ve hatla uğraştım bunlara rağmen yorgunluk nedir bilmem. Hat bana sabretmeyi, inanmayı öğretti.”

Sizce hat sanatının karşı karşıya kaldığı en büyük sıkıntı nedir?

“İnsanlar fazla ilgilenemiyor geçim kaygılarından dolayı. Ama gençler daha hevesli, daha azimliler. Hemen hemen her sene 35-50 kişiyle başlıyoruz derslere ama sene sonunda 5 kişi kalıyor. Kimi zor geliyor kiminin dersleri ağır geliyor hat derslerini bırakıyorlar.”

 “ Hat sanatını icra etmek için sabrı bilmek gerekir. ‘Rabbim zorlaştırma kolaylaştır sonuna hayırla tamamla’ diyerek işe başlarız. O yazıyı çıkardıktan sonra harflere geçeriz oradan birleştirmeler sonra satırlar devam eder. Onlar bittikten sonra zaten harfleri tanınır, ölçüler öğrenilir. Dersleri bu şekilde ilerletenler az da olsa Arapça öğrenmiş olurlar.”

Hat sanatı yüz yıllardan bugünlere gelmiş bir sanat. Gelecekte de hat sanatı var olacak mı?

“Hz. Ali döneminde başlayan Hat Sanatı günümüzde nasıl var ise, gelecekte de var olacaktır buna inanıyorum. İlgi var. Mesela Edirne’de dolaşırken her gün önünden geçip gittiğiniz çok güzel hat sanatlarıyla karşılaşırsınız. Bir öğrencim; “Edirneli Hattat Tosyavizade Rıfat Osman’ın yazısı Halk Eğitim Çeşmesi’nin üzerinde var. Yazdığı Besmele orada mevcut” dedi. Diğer yandan su sebillerinde de çok güzel yazılır var. Tabi öğrendikçe işte gördüklerini merak ediyorlar. Bu merakla ilgi daha da artacak.  Başka açıdan da bazı hattatlar bir hafta boyunca il il gezerek ders veriyorlar. Böylelikle bir sürü insan yetişiyor, verilen derslerle. Burada hat sanatını öğrenen birisi yarın Ağrı’ya giderse orada hat sanatını öğretecektir. Talebeler hep böyle böyle yetişecektir. Bu sanat bitmeyecektir.”

Teknoloji hat sanatına zarar verecek mi sizce?

“Teknoloji bizim sanatımızı bitiremez. Ruhu olmayan hiçbir şey bizi nasıl bitirebilir ki? Hat sanatına ruh gerekir, teknolojide olmayan şey ruhtur. Mesele kesme olayı vardır bizde elle kesilenle lazerle kesilen aynı olur mu? Olmaz hemen fark edilir. Bir harfin gelimi bir iniş, iki iniş, üç çıkıştır bu altın kuraldır. Bunu tam manasıyla teknolojik ürünler yapamıyor. Bir kalemle yazılanla bilgisayardan basılan yazılar aynı değerde olur mu? Ruh ve sabır ister.” Röportaj: Damla GÖÇ

*Hat sanatında temel olarak altı çeşit yazı türü vardır. Bunlar Aklam-i Sitte adı altında anılır. 

Henüz Bu Haber İçin Yorum Yapılmamış
Adınız Soyadınız
Güvenlik Kodu
BENZER HABERLER