VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
BİZE ULAŞIN
YAZARLAR
Edirne Ahval Haber - edirneahval.com

@ Haber Tarihi : 14 Temmuz 2020 10:45:10

4 Yorum

Ustam ile sohbet

            Bu salı sizlerle "Yaratıcı Yazarlık" eğitimine katılma şansı bulduğum, "Ustalara Soruyorum" kitabının yazarı Kerem Bozkurt ile yaptığım röportajı paylaşmak istedim.
- Hocam, ülkemizin eğitim sisteminde bir ayrım var; sayısalcı ve sözelciler .  Edebiyatımıza baktığımızda sizin gibi mühendislikten, öğretmenlikten gelen yazarlar gibi bir çok farklı meslek dalında çalışmış yazarlarımız da mevcut. Branş seçiminde erken mi davranıyoruz yoksa edebiyatı tiyatro,sinema gibi sanatları meslekten mi saymıyoruz?

- Neredeyse her sene değişen bir eğitim sistemimiz mevcut.O yüzden eğitim sistemimiz de ikiden çok daha fazla ayrım var.Mühendislik eğitimi almama rağmen hayatımın merkezinde şu an edebiyat ve sanat var.Aslında edebiyatı sanattan ayırmamak gerek.Her iki dalda iç içe geçmiştir. Her ikisinde de yaratıcılık ve duygu aktarımı vardır.Eğer bu yeteneklere sahipseniz üretebilirsiniz. Bölüm seçimlerinde ise yıllardan beri tam bir kaos yaşanır.Bu kaosun yaşanmasındaki sebepler ise çeşitlidir.Öğrencinin tercih aşamasında; aile, okul, çevre baskısı devreye girer.Örneğin sayısal alanda puanı çok iyi olan bir öğrenci bu baskılar neticesinde mühendislik okumak isterken, kendini Tıp fakültesinde bulur.Ya da eşit ağırlık, sözel öğrenci ise Felsefe okumak isterken, Hukuk fakültesi tercihi yapabilir.Çünkü toplumumuzda Edebiyat, Sanat, Felsefe, Sosyoloji gibi alanlar 'garanti' bir meslek olarak görülmez.O yüzden tercih yapacak öğrencinin isteği ne olursa olsun dış etkenler tarafından belli meslekler tercih ettirilmeye çalışılır.Tabii burada en başta sözünü ettiğimiz eğitim sisteminin de büyük bir açığı söz konusu.Çünkü bizim sistemimizde yeteneğe göre şekillendirilmiş bireysel bir eğitim anlayışından ziyade herkese aynı şekilde verilmeye çalışılan bir sistem mevcut.Üniversiteyi bitirmiş bir genç en az 15 yıl İngilizce dersi görür ama gelin görün ki orta düzey bir İngilizce bile konuşamaz.Tüm bu çarpık sistem içerisinde yani 'sistemsizliğin sistem olduğu' bu düzen neticesinde de birçok öğrenci; gerek iş bulamadığından, gerek yeteneği olmayan bölümü okuduğundan, gerekse aldığı eğitim onu tatmin etmediğinden dolayı üniversitede okuduğu alanda çalışmaz.

- Geçen yıl mart ayında yayımlanan "Ustalara Soruyorum" isimli röportaj kitabınızın fikri üniversite kantininde doğdu. Sonraki süreç nasıl ilerledi? Ustaları nasıl belirlediniz?
- Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüsünde kedilerle oynarken böyle bir fikir aklıma geldi.Sonra üzerine günlerce düşündüm.Önce akademik bir çalışma yapmak fikrindeydim. Sonrasında fikrimi değiştirip herkesin kolayca ulaşıp okuyabileceği bir kitap oluşturma fikrini geliştirdim.Alanında uzman sanatçı, yazar ve akademisyenlerde bu süreç zarfında kafamda şekillendi.
 
- Kitapta söyleşi yaptığınız yazar,sanatçı, bilim insanlarından oluşan  kendi alanlarında her biri çok değerli 26 usta ile daha 

önce tanışıyor muydunuz? 

 Öncesinde tanıştıklarım vardı, ama çoğuyla röportajlar neticesinde tanıştım.Hala 
çoğu ile görüşürüm.Yeni bir proje oluşturduğum zaman tecrübelerine ve yönlendirmelerine başvururum. Ustalara Soruyorum projesini çok değerli buldular.Onlara da farklı geldi.Çünkü yaptığım röportajlar klasik röportajlardan çok farklıydı.Nietzsche'den Adorno'ya felsefe üzerine konuştuk.Tarkovski'den 
Bergman'a sinema üzerine konuştuk.Foucault'dan Cemil Meriç'e sosyoloji üzerine konuştuk. Brecht'den İbsen'e tiyatro üzerine konuştuk.Freud'den Adler'e psikoloji üzerine konuştuk. Kafka'dan Oğuz Atay'a edebiyat üzerine konuştuk.Türkiye'deki sanat algısını, edebiyat dünyasını, kültürel yapıyı, politik atmosferi ve daha birçok problemi ve çözümü konuştuk.Bu yüzden röportaj yapacağım kişileri çok iyi tanımak ve en verimli cevapları almak durumundaydım.Kitap da Ayla Algan,Atilla Dorsay,Metin Akpınar,Müjdat Gezen,Macit Koper,Feride Çiçekoğlu,Altan Erkekli,Osman Sınav,Ali Nesin,Mario Levi,Rasim Öztekin,Ercan Kesal,Ahmet Ümit, Ezel Akay,Murat Baç,Levent Tülek,Derviş Zaim,Hakan Bilgin,Yekta Kopan,Bennu Yıldırımlar,Levent Üzümcü,Burak Göral,Şevket Çoruh,Jehan Barbur,Aslı Tunç ve Tuna Kiremitçi gibi alanında 'Usta' olan sanatçı, yazar ve akademisyenler var.Böylesine önemli isimlerden verimli cevaplar alabilmek için dersinize iyi çalışmış ve hazırlanmış olmanız gerekiyor.Tüm bu özetlediğim süreç yaklaşık 2 yılda sonuçlandı. 
 - Günümüzde sosyal medyada okuduğu dergi ve kitapları tavsiye eden, özetleyen bir kitle var. Bunların bazıları Goethe'nin "Genç Werther'ın Acılarına" 7/10 puan veriyor. Virginia Woolf'a okumak için bir şans. Bu örneklere Dostoyevski'nin tabiriyle Puşlost diyebilir miyiz?
- 'Puşlost' kavramı benim de kitabımda sorduğum ortak sorulardan bir tanesi. Türkçe'de tam karşılığı olmamakla beraber  'Vasatlaşma' demek yanlış olmaz. Sosyal medya İle beraber sanata olan bakışımızda da ciddi değişiklikler oldu. Artık bir kitabı okumak yerine o kitabın görselini paylaşıp yazarın ona ait olup olmadığı belli olmayan bir cümlesini paylaşmak çoğu insanın tercihi olmuş durumda maalesef. Adorno tam da bu konuyla alakalı çok anlamlı bir makale yazmıştır: “Sanat eserlerinin metaya dönüşmesi ve bu şekilde alımlanması gibi, tüketim toplumunda metanın kendisi de imgeye, temsile ve gösteriye dönüşmüştür.Kullanım değerinin yerini ambalaj ve tanıtım almıştır.Sanatın metalaşmasının sonu, metanın estetize edilmesidir.Metanın baştan çıkarıcı ölümcül şarkısı, vaktiyle burjuva sanatının barındırdığı mutluluk vaadini yerinden etmiştir; Tüketici Odysseus,tatmine ulaşacağını umarak kendini sevinçle meta denizinin sularına bırakır, ama aradığını bulamaz.Kültür endüstrisi, müşterilerinin kasten ve tepeden bütünleştirilmesidir.Binlerce yıl boyunca birbirinden ayrılmış yüksek ve düşük kültür alanlarını da birleşmeye zorlar,her ikisinin zararına olacak şekilde. Yüksek kültürün,etkileri üzerinde spekülasyon yapılarak,ciddiyeti ortadan kaldırılır.Düşük kültürün, toplumsal denetim bütünsel olmadığı sürece barındırdığı haşarı isyankarlık ise uygarlaştırıcı dizginleme yoluyla yok edilir.” Sanatın metaya dönüşmesi problemi sadece ülkemizde değil dünyada da tartışılan bir problemdir.Bu konuyla alakalı olarak son dönem İsveç sinemasından “The Square” isimli filmi önerebilirim. 

- Amatör yazar ve şairlerin öykü ve şiirlerinin yer aldığı "Sicim" gibi başka projeler olacak mı?Hali hazırda bir projeniz var mı?
Sicim kitabını geçen yıl kasım ayında çıkardık.Sicim kitabına benzeyen projeler daha önce de yapmıştık.“Sokaklar Çocuk Doğurmaz” isminde içerisinde farklı yazarların çeşitli yazılarının yer aldığı bir sosyal sorumluluk projesi gerçekleştirmiştik.Daha sonrasında Antalya Bilim Üniversitesindeki öğrencilerimiz ile beraber “Zümrüdü Anka” isminde bir kitap çıkarmıştık. Şuan ise tekrar öğrencilerim ile beraber yine bir antoloji kitabı üzerinde çalışmalara başladık. Öğrencilerim,Postmodernist/Büyülü Gerçekçilik akımı öncülüğünde çeşitli eserler kaleme alıyorlar.Eylül ya da Ekim ayı gibi kitabımızı çıkartmak istiyoruz
-Yaratıcı Yazarlık derslerinize pandemi sürecinde de online olarak devam ediyorsunuz. Tüm öğrencilerinizi bir değerlendirecek olsanız neler söylersiniz?

- Çok sevdiğim sınıf ortamından pandemi sürecinden dolayı koptuk.Şuan derslerimi ekran başından idare ediyorum.Bireysel bir eğitim sistemi geliştirdim.O yüzden her öğrencim ile bire bir ders işliyorum.Bazı ortak ödevler eşliğinde bireysel ilerleyen bir sürecimiz var.Tabii bu en başta beni çok yoruyor ama işimi çok sevdiğim için ve öğrencilerimin yazdığı eserler çeşitli kitaplarda, dergilerde, sitelerde yayınlandığı zaman bu yorgunluk yerini mutluluğa bırakıyor.Haftanın yedi günü çalışıyorum; sabah başlıyorum, bazen gece iki gibi derslerimin bittiği oluyor.Her öğrencimin yazdığı eserleri kelime kelime dinleyip, not alıp ona uygun bir çalışma ve ders sistemi belirliyorum. Haliyle bu da başarıyı getiriyor.Çünkü hepsi benim için çok özel ve çok değerli.Yazdıkları eserleri ilk olarak sadece benim değerlendirmem onları daha özgür ve yaratıcı kılıyor.Yazar olmak isteyen kişi ne kadar çok okuyup, araştırıp ve yazarsa o kadar karşılığını alıyor.Bana düşen görev de onların yeteneğini açığa çıkarıp, yol göstermek oluyor.Çünkü yazma eylemi teknik bir eylem değildir.O yüzden derslerimin temelini edebiyat tarihi, felsefe, psikoloji, sanat tarihi, mitoloji ve öğrencinin ilgi alanları oluşturuyor. Entelektüel seviye ne kadar artarsa kağıda aktarım da o derece başarılı oluyor.Bu eğitimi alan kişinin yazar olup olmayacağını bilemem  o kişinin kendi tercihine kalmış ama hayata,sanata,insanlığa eleştirel bir bakışla bakacağını ve yazma eylemini disiplinli, verimli bir hale sokacağını temin edebilirim.
 -Son sorumu "Ustalara Soruyorum" kitabınızdaki son sorunuzla yapmak istiyorum. Kerem Bozkurt'un  varoluşunda sizi etkileyen yazarlar,kitaplar,müzisyenler,filmler ve yönetmenler hangileridir?

Bu soruyu yönelttiğim de aldığım ilk cevap hep aynı olmuştu. 'Bu çok zor bir soru' Şimdi bana sorulunca ben de aynı cevabı vererek başlamak istiyorum. Hayatım boyunca hep bilginin peşinden gittim. İlk kendi tercihimle okuduğum kitap 18 yıl önce aldığım Franz Kafka'nın ince bir kitabıydı. Şuan kütüphanemde bulunan yüzlerce kitabın başlangıcı 'Dönüşüm'.İnsan da hep bir dönüşüm ve değişim evresindedir.O yüzden 'etkileyen' kavramı yıldan yıla gelişim ve dönüşüm gösterir.Albert Camus'un Yabancı romanını her sene tekrar okurum ve her okuduğumda farklı algılarım. Bu aynı zamanda o eserin de zaman içerisinde bir gelişim gösterdiğini gösterir.Zaten en kıymetli edebi ve sanatsal eserlerde bu gelişimi gösteren eserlerdir.Örneğin; Andrei Tarkovski'nin Stalker isimli filmi her izlediğimde başka bir manayı görmemi sağlar. Kısaca varoluşumu etkileyen çok fazla sayıda edebi ve sanatsal eser var.Ama Adorno'nun kültürel metalaşma kavramını tekrar ele alırsam günümüzde okuyucular 'En' kavramı üzerinden bir hap arayışı içerisindeler.Orhan Pamuk'un Yeni Hayat romanının giriş cümlesi şöyledir; “Bir gün bir kitap okudum ve tüm hayatım değişti”. Böyle bir kitap yok. Bu tamamen bireysel bir varoluş hikayesidir.Aynı hayatları yaşamamış olan, aynı tercihleri yapmamış olan insanlar nasıl aynı eserler ile hayatlarını değiştirebilirler ki. Ama günümüzde çok satan kişisel gelişim kitapları bu vasatlık üzerine pazarlanıyor.'Başarının 100 formülü' gibi kitaplar okuyucuların sadece vakitlerini ve paralarını çalarlar.O yüzden nitelik üzerine durulması kanaatindeyim.Varoluşsal yolculuğa çıkmaya hazır olan birey sabırlı ve seçici olmak durumundadır...

Gülcan Seven 30 Temmuz 2020 00:56:52 Cevap Yaz
(2)
(0)
Her röportajını ve içeriğini merakla okuduğum severek dinlediğim Kerem hocam için söylenecek çok söz var. Tüm alanda mevcut bilgisiyle, karakter ve tutumlarıyla, adım attığımız yazarlık yolunda bizlere gösterdiği çaba ve gayretiyle, mükemmel bir örnek olarak, emeklerinden dolayı çok teşekkür ediyorum???????? Her röportajında olduğu gibi, bunda da yetenek ve bilgilerini, kalitesini, farkını göstermiş olduğu için tebrik ediyorum. Daha nice güzel, başarılı işlere imza atmanız dileğiyle Hocam ???? Selamlar ????
Adınız Soyadınız
Kapat
Mine Iscimen 18 Temmuz 2020 14:37:33 Cevap Yaz
(1)
(0)
Günümüz toplumunun sanata bakış açısı ve eğitim sistemimiz ile ilgili tespitleriniz muhteşem, yorumlarınız çok değerli. Çok güzel bir röportaj olmuş????
Adınız Soyadınız
Kapat
Fatoş 19 Temmuz 2020 16:14:09 Cevap Yaz
(1)
(0)
Kitap, Film tavsiyeleriniz ve ufuk açıcı sohbetinize birebir nail olduğum için çok şanslıyım. Yine feyz aldık sohbetinizden. Selamlar
Adınız Soyadınız
Kapat
Şahkül Uyar 09 Eylül 2020 02:21:56 Cevap Yaz
(3)
(0)
...“Bir gün bir kitap okudum ve tüm hayatım değişti”. Böyle bir kitap yok. Bu tamamen bireysel bir varoluş hikayesidir.Aynı hayatları yaşamamış olan, aynı tercihleri yapmamış olan insanlar nasıl aynı eserler ile hayatlarını değiştirebilirler ki.... ????Her zaman en isabetli tesbitler Kerem hocamdan????
Adınız Soyadınız
Kapat
Adınız Soyadınız
Güvenlik Kodu
BENZER HABERLER