VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
FİRMA REHBERİ
İLAN REHBERİ
BİZE ULAŞIN
YAZARLAR
Edirne Ahval Haber - edirneahval.com

@ Haber Tarihi : 17 Mayıs 2019 10:00:48

0 Yorum

Yoksulun Yanında Olan Kurum: Vakıf   

Müslüman Türk milleti tarihi boyunca yoksul, hasta, engelli ve mazlum insanların yanında olmuştur. Öyle ki “mazlumun dini sorulmaz” düşüncesiyle yardım elini, yönetimi altında bulunan Müslüman olmayan kimselere de uzatmıştır. Bunun delili, kurdukları binlerce vakıftır. Bugün de devam eden bu geleneği, tanımak ve devam etmesine katkıda bulunmak bir insanlık görevimiz olduğunu düşünüyorum.

Bu konunun gündemde kalmasını sağlamak ve vakıf düşüncesini yaygınlaştırmak maksadıyla mayıs ayının ikinci haftası, ülkemizde “Vakıflar Haftası” olarak kutlanmaktadır. Peki vakıf nedir? Eğitimin temel ilkelerinden biri, konuyu, basitten karmaşığa doğru ilerleyerek anlatmaktır. Biz de buna uyarak vakıf kelimesinin anlamından başlayalım.   

“Vakıf” kelimesi, sözlük anlamıyla, “durdurma, ayırma, bağlama” anlamlarına gelir. Terim anlamıyla ise kelime İslam hukukunda daha dar ve belli bir anlam kazanmıştır. Kısaca şöyle açıklanabilir: Vakıf, bir mal veya mülkü başkasına satılmamak şartıyla hayırlı bir iş için ayırmak ve karşılıksız olarak vermek demektir. Bir mal veya mülkü bir hayır için vakfetmenin temelinde devamlılık düşüncesi vardır. Bir cami, bir köprü bir şifa yurdu, bir hastane, bir okul yaptıran ve onları vakfeden kimse, insanlara devamlı olarak faydalı olmak istediğini ortaya koymuş demektir. 
        Başta Türk olmak üzere İslam dünyasında tarihsel akış içinde çok sayıda vakıf kurulmuştur. Bunun en önemli sebebi, peygamberimizin bu yoldaki bir hadisidir: “Bir iyiliğe sebep olan onu yapmış gibi sevap kazanır”. “ İnsan ölünce sevap kazanması sona erer; ancak üç kimse müstesnadır: 1) İnsanların devamlı olarak faydalandıkları bir eser bırakmak, 2) İnsanlara faydalı bir bilimsel bir eser bırakmak, 3) Kendisine dua eden hayırlı bir evlat bırakmak”. Bu özelliklere sahip bir kimse, eserleri devam ettiği müddetçe sevap kazanmaya devam eder. Bu özelliklerin temelinde başkalarına faydalı olmak düşüncesinin bulunduğu açıktır. Bir Batılı düşünür bu düşünceyi, yüzyıllar sonra “Acı duyabiliyorsan canlısın…, başkasının acısını duyabiliyorsan insansın…” cümlesiyle anlatmaya çalışmıştır. Şu farkla ki bizdeki vakıf kurumu, başkalarının acısını duymakla yetinmemiş, ona çare olmaya çalışmakla bu düşünceyi hayata da geçirmiştir.
         Osmanlı döneminde çok sayıda vakıf kurulmasının bir başka sebebi, Türklerin devlet anlayışıdır. Osmanlı Türklerine göre devletin görevi, güvenliği, adaleti ve din serbestliğini tam olarak sağlamaktır. Bunların dışındaki, başta eğitim olmak üzere toplumda ihtiyaç duyulan, işlerin yapılmasını, devlet, halka bırakmıştır. Halk da bu görevi kurduğu vakıflar vasıtasıyla yürütmüştür.            

Kurulmuş vakıfların çokluğu ve çeşitliliği karşısında bugün hayranlık duymamak mümkün değildir. Eğitim, kültür, sağlık, spor ve din… hizmetleri veren vakıfların yanında, evlenecek fakir kızların çeyizlerini hazırlama ve çocukların oyun oynarken kaybettikleri eşyanın bedelini ödeme vakıfları bile kurulmuştur…

İslam dünyasında peygamberimizin Medine’deki kişisel mülkü olan Fedek arazisini vasiyet yoluyla fakir Müslümanların ihtiyaçlarını karşılamak için vakfetmesiyle başlayan vakıf geleneği, yüzyılların akışıyla İslam dünyasında giderek büyümüş, dalları Anadolu, Kafkaslar ve Balkanları da gölgesine alabilecek geniş bir çınar olmuştur… Öyle ki on yedinci yüzyılın başlarına geldiğimizde bu çınarın Balkan şehirlerindeki gölgesinde barındırdığı vakıf eserlerinin sayısının çokluğunu, bugün belgelerden takip edebiliyoruz:

On yedinci yüzyılın başlarında Sofya’da 53 cami, 40 mektep; Filibe’de 53 cami, 70 mektep, 9 medrese, 11 tekke, 9 darülkurra; Eski Zağra’da 17 cami, 42 mektep; Vidin’de 27 cami, 17 medrese, 11 mektep, 7 tekke; Şumnu’da 50 cami; Varna’da 41 cami; Silistre’de 40 cami, 40 mektep, 8 medrese, Tırnova’da 26 cami, 20 mektep, 10 tekke; Mostar’da 47 cami, 11 mescit, 40 mektep, 7 medrese bulunduğunu görüyoruz. Ecdadımız, hem cami, medrese ve mektep gibi eğitim kurumları yaptırmış, hem onların hizmetlerinin devamlı olması için onlara gelir getirecek vakıflar kurmuştur. Bunun en yakın örneği şehrimizdeki Darülhadis Camisi’dir. Bu caminin vakfiyesinde 188 dükkân, 2 fırın ve 3 evin geliri bu caminin ihtiyaçlarının giderilmesi için vakfedilmiştir. 

Trakya Üniversitesi Balkan Araştırmaları Enstitüsü ile göçmenlerin kurdukları dernek ve federasyonların bir görevinin de Balkanlarda yok olmuş ve halen ayakta olan vakıf eserlerimizin tam bir listesini çıkarmak ve bugünkü durumlarını görsel malzemeyle destekleyerek ortaya koymak olmalıdır.

Cumhuriyet dönemine geldiğimizde zengin bir vakıf birikimiyle karşı karşıya kaldığımızı görüyoruz. Osmanlı Devleti’nden Cumhuriyet Türkiye’sine sadece Anadolu coğrafyasından 7404 vakıf eserinin geçtiğini tespit edebiliyoruz… 

Özüne uygun vakıf düşüncesini canlı tutmak ve giderek geliştirmek, sosyal devlet anlayışımızı hayata geçirecek, toplumsal hayatımızdaki eşitsizliği kısmen giderecek, hasta, sakat ve muhtaçların yüzlerini güldürecektir.


Henüz Bu Haber İçin Yorum Yapılmamış
Adınız Soyadınız
Güvenlik Kodu
BENZER HABERLER