VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
BİZE ULAŞIN
YAZARLAR
Edirne Ahval Haber - edirneahval.com

@ Haber Tarihi : 21 Şubat 2020 09:32:08

0 Yorum

Kez Okundu.

Balkanlardan Dünyaya Açılan Hikâyecimiz

Edebiyat tarihimizde modern/realist hikâye Tanzimat döneminde başlamıştır. Ali Aziz Efendi’nin Muhayyelât’ından (1852) sonra, Emin Nihat’ın Müsameretname’si (1871) ve Sami Paşazade Sezai’nin Küçük Şeyler (1891) adlı hikâye kitabıyla gelişen bu tür, hem teknik, hem içerik bakımından güzel örneklerini Servet-i Fünun Edebiyatı’nın kurucularından biri olan Halit Ziya Uşaklıgil’in eliyle verir. Bununla beraber küçük hikâye türünün edebiyatımızda yerleşmesini ve giderek yaygınlık kazanmasını sağlayan hikâyecimiz Gönenli Ömer Seyfettin’dir. O, yazdığı 160 civarında hikâye ile bu türü, hem içerik ve teknik, hem de dil bakımından daha da geliştirmiş, Türk okuyucusuna sevdirmeyi ve benimsetmeyi başarmıştır.

Ömer Seyfettin’in Balkanlarla münasebeti daha öğrencilik yıllarında başlamıştır, diyebiliriz. 1896 yılında İstanbul’da bulunan Eyüp Askeri Rüştiyesi’ni/Ortaokulunu bitirince Kuleli Askeri İdadisi’ne/Lisesi’ne girme hakkını kullanmayıp bir Balkan şehri olan Edirne’ye gelmiş ve Edirne Askeriİdadisi’ne kayıt yaptırarak dört yıl sürecek lise öğrenimini bu şehirde görmüştür. Daha sonra arkadaşı Aka Gündüz de Edirne’ye gitti. Aka Gündüz olayı şöyle anlatır:

“O zaman ‘Kuleli’ iki kısımdı. Bir aristokrat kısmı vardı. Orası zâdegân kısmı idi. Sınıf-ı mahsustu. Ama bizim Eyüp’teki ‘sınıf-ı mahsus’ gibi değil. Bir de ‘haylazlar’ kısmı vardı. Birinci kısma giremezdik. İkinci kısım da bizim işimize gelmezdi. Edirne’yi daha cazip bulduk. Orası hem bir hudut şehriydi, hem de talebesi az ve sakin bir mektepti. Diğer taraftan Edirneli talebelere  nazaran biz daha görgülü idik. Velhasıl ruhî bir süperyorite arzusu da işe karıştı. Önce Ömer Edirne’ye gitti. Ben, önce Kuleli’ye geçmişken, ‘Ömer oradadır’ diye sonra ben de Edirne’ye gittim”.

Ömer Seyfettin, daha sonra İstanbul’da bulunan Mekteb-i Harbiye-i Şahane’den/Harp Okulu’ndan mezun olunca, bu sefer yine merkezi, bir Balkan şehri olan, Selanik’te bulunan Üçüncü Ordu’nun bünyesindeaskerlik görevine başlamıştır. Kabaca (1903 – 1914) yılları arasını kapsayan bu dönemde, önce İzmir ve çevresinde bir süre bulunduktan sonra, Ömer Seyfettin,  başta Selanik olmak üzere Balkan coğrafyasında Üçüncü Ordu bünyesinde görev yaparken, bu bölgeyi ve bu bölgedeyaşanan trajik olayları gözlemlerine dayanarak yakından takip etmiştir. Bu bölgedeki görevi süresince bugün Bulgaristan, Makedonya ve Yunanistan sınırları içinde kalan Manastır, Pirlepe, Osenova, Pirbeliçe, Serez, İştip, Babına, Demirhisar, Cumayıbâlâ, Razlık, Köprülü, Yakorit …köy ve kasabalarında bulunmuştur. Bunun doğal bir sonucu olarak Balkanlar onun hikâyelerinde geniş bir yer tutar.

Ömer Seyfettin’in hikâyeleri konu, kişi, zaman ve mekân bakımından büyük bir zenginlik ve çeşitlilik gösterir. Bireysel konular, toplumsal ve tarihsel konular onun hikâyelerinde sık sık karşımıza çıkan konulardır. Bunlara uygun olarak onun hikâyelerini okurken çoğu zaman çocuklar, gençler, yaşlılar, öğretmenler ve subaylar arasında kaldığımızı hissederiz. Onun hikâyeleri, hem kendisinin içinde yaşamakta olduğu aktüel zamanın olaylarını, hem geçmişin, uzak ve yakın tarihin olaylarını, bir hikâye kılığında anlatır. Ömer Seyfettin’in asıl hikâyelerini yazmaya başladığı yıllardan itibaren İkinci Meşrutiyet’in ilan edilmesi, İkinci Abdülhamit’in tahttan indirilmesi, Balkan Savaşı’nın başlaması, devletimizin Birinci Dünya Savaşı’na girmesi ve nihayet Mondros Mütarekesi’yle Osmanlı Devleti’nin hazin yıkılışı gibi tarihimizin en acı olayları yaşanır. Bir subay olarak bütün bu olayların içinde bulunan Ömer Seyfettin, güçlü gözlemi ve kuvvetli kalemiyle bütün bu faciaların unutulmaz sahnelerini hikâyelerinde gözlerimizin önüne sermiştir.

Bilindiği gibi o yıllar, Osmanlı Devleti’nin Balkan Savaşlarını verdiği yıllardır.  Yine o yıllar, Müslüman Türklerin altı yüzyıldır vatan bildikleri Balkan coğrafyasından çekilmek zorunda bırakıldıkları ve Anadolu’ya doğru göç etmeye devam ettikleri yıllardır. Ömer Seyfettin’in yürekleri burkan bu olayları konu edindiği Balkan hikâyeleri, bugün öğretmen, din adamı, siyasetçi ve sorumluluk duygusuna sahip aydınlarımız için meselelerle dolu metinlerdir. Bu meselelerin başında o faciaların niçin yaşandığının ve Balkan topraklarının nasıl elden gittiğinin tespiti gelir. Daha da önemlisi, benzer faciaların bugün Anadolu’nun doğu ve güney doğu coğrafyasında tekrar yaşanmaması için nasıl bir eğitim ve siyaset anlayışının uygulanması gerektiğini aydınlarımızın bu hikâyelerden kalkarak ortaya koymalarıdır.

Onun hikâyelerinde az yukarıda sözünü ettiğimiz Balkanlara dair yerel konuların yanında, sözünde durmak, arkadaşlık uğrunda fedakârlıkta bulunmak, kendine güvenmek, cesaretli olmak, eleştiriye açık olmak, canını vatanı için çekinmeden feda etmek, yapılan işi güzel yapmak… gibi evrenselve çağdaş konular da sık sık karşımıza çıkar. Bu evrensel ve çağdaş değerlerin bugün de gençlerimizde devam ettiğini görmek hepimizin en büyük arzusu değil midir? Bütün bu özelliklerine bir de kullandığı düzgün ve güzel “Yeni Lisan”ını eklersek onun eserlerinin tükenmeyecek bir hazine olduğunu görürüz.

Buna göre Ömer Seyfettin, Balkanlardan kalkarak dünyaya açılan çağdaş bir hikâyecimizdir, diyebiliriz.

Henüz Bu Haber İçin Yorum Yapılmamış
Adınız Soyadınız
Güvenlik Kodu
BENZER HABERLER