Onunla lise yıllarında tanışmıştım. İsmini daha önce duymuşluğum vardı. Çevremdeki insanlar, onu laf kalabalığı yapan bir tür geveze olarak tanımlıyordu. Hatta birkaç kez bir olayın nedeni veya sonucu hakkında düşüncelerimi öne sürerken sık sık ona benzediğimi söyleyenler de olmuştu. Beni onunla tanıştıran öğretmenime; ders aralarında öğretmenler odasında, okul çıkışı koridorda sürekli onun hakkında sorular soruyor, öğretmenim de sıkılmadan, yorulmadan cevaplıyordu. Her seferinde bilmem gerektiği kadarını anlatıyor, daha fazlası için sabırlı olmamı istiyordu. Tanıştığımız gün onun cevaplardan çok sorulara önem verdiğini öğrendim.
İnsanın; kendini, evreni, bilgiyi, bilimi, gerçeği, doğruluğu eleştirici ve sorgulayıcı bir bakış açısıyla düşünmeye iten, topluma kendi kendine yetebilen ve karar alabilen bireyleri kazandıran, bilginin ve özgürlüğün peşinden koşan insanları çoğaltan felsefeyle böyle tanışmıştım. O yıllarda cep telefonu, bilgisayar ve internet üçlüsü henüz her eve uğramamıştı. Evdeki Hayat Ansiklopedisi'nden filozofların ancak fotoğraflarına, okul kütüphanesinde ise hayatları hakkında kısa bilgilere ulaşabiliyordum.
Felsefeyle aramızdaki tanışıklık yıllar geçtikçe yeri doldurulması imkânsız bir hal aldı. Bir süre sonra aldığım kararlarda, ertelediğim işlerde, önem sırasının ilk basamaklarına aldığım olaylarda hümanizmden ufak tefek parçalar bulmaya başladım. Hümanizm, "Doğruyu bulmak insanın bir yetisidir." der. Bu yüzden okuduğum her cümleye, duyduğum her söze bırakın başkasını kendi gözümle gördüklerime bile araştırmaktan yılmadım. Hümanizm, insanın tüm diğer canlı türlerinden daha özel olduğu düşüncesini reddeder. Bir kedinin ölümü bir insan kadar yas tutar içimde. Bir köpeğe tekme atan benim de canımı yakar. Duvarda ağ yapmış örümceğin canıyla benimki birdi.
Sekiz milyara dayanan dünya üzerindeki insan nüfusunun her bireyini sevdiğim anlamına ise hiç gelmez. İnsanların tümüyle iyi olduğunu savunmaz ama onları kötülüğe yönelten sebeplerin olduğu gerçeğini de göz ardı etmez. Terör eylemleri, tacizler, cinayetler, tecavüzler, cinsiyetçilik, ırkçılık ortaya çıkan her ne olursa olsun kökü derinlerde yatan bir hastalıklı düşünceden ibaretti. Bir kadın öldürüldüğünde nasıl ki bütün kadınlar yok olmuyorsa bayrak ya da kutsal kitap yakıldığında da ne bir ülke yok olur ne de bir din kaybolur. Hümanizm, insanın iyi bir hayatı olması gerektiğini savunur. İyi bir hayatı olsaydı bu küçük kundakçılar böyle ortalığı birbirine katmaya çalışmazdı. Bu tür olaylar karşısında daha yaratıcı ve ciddi duruş sergilemek varken boykot çağrısı yaparak pire için yorgan yakmaktan öteye gidemiyoruz.
Önümüz kış, ekonomimiz malum; durduk yere cenin pozisyonu alarak sığdığımız yorganlarımızdan da olmayalım.
Bir kıyıdan baktım dünyaya*
Ellerimde tuz avcumda sedef, avcumda sedef
Bir mavilik bir açıklık
Özgürlük hasreti yüreğime vuruyor
Nerede, nerede insanlar
Dünyayı güzellik kurtaracak bir insanı
Sevmekle başlayacak her şey
Dünyayı güzellik kurtaracak bir insanı
Sevmekle başlayacak her şey
*Ömer Zülfü Livaneli