Biz o treni kaçırdık

Dilek Özgün VARDARLI
Dilek Özgün VARDARLI
dilekozgun@edirneahval.com
Yayınlanma 22.03.2023 - 10:17
Geçtiğimiz günlerde Edirne'de hızlı tren çalışması nedeniyle Tunca Nehri'nin kenarından geçen tren yolu üst geçidi yıkıldı. Şehir merkezi ile Karaağaç Mahallesi arasındaki ulaşım, geçici olarak yaya ve araç trafiğine kapatılırken yıkılan tren yolu geçidinin yerine yenisi inşa edilerek yolculukların iki saat kısalacağı haberi gazetelerde yerini aldı. Her şehrin onu diğerlerinden ayıran, kendine özgü bir kimlik kazandıran bir hafızası vardır. Üzerinden yüzyıl geçmemiş olsa da "Asırlık" sıfatıyla manşetlere taşınan tren yolu üst geçidinin yıkımı, işte bu şehrin hafızasında yapbozun kayıp bir parçası gibi boşluk bıraktı. Tarihinde depremleri, yangınları, su taşkınları hiç eksik olmayan bu talihsiz şehrin unutulmaya yüz tutmuş tarihi yapıları, bakımsızlığa ve sahipsizliğe rağmen nefes almaya çalışırken boğazına yapışan teknoloji ve modernizmin ellerinde can çekişiyor. Eskisi yıkılıp yenisi yapılan yapılar; kırışıklıkları ve kazayağı çizgilerini yok etmek için yapılan bir takım estetik müdahaleler gibi şehrin yüzünü değiştiriyor. Şehrin yüzü değiştikçe eski yapılar haritalardan bir bir siliniyor adeta cildi yenileniyor. Bu şehirde doğup, büyüyen, yaşamaya devam eden binlerce insanın anıları unutulup, yaşanmışlıkları hafızalarından siliniyor. Sanki hiç kaş çatmamış bir kez olsun gülmemiş gibi… Yetmişli yılların başında hizmete giren şehrin güneydoğusundaki Edirne ve güneybatısındaki Kapıkule tren istasyonlarının arasında kalan bu eski tren yolu köprüsü, sadece ara bir durak değildi. Tren yolu üst geçidinin dik merdivenlerinde nefesi kesilen yolcuların, geriye kalan son iki üç basamakta parmaklıklara tutunup soluklanırken "ha gayret" diye fısıldayan hayatın sesiydi. Ne zaman yolum düşse aklıma da düşen; turuncu boyalı banklardan birine oturan dedemi, yanından hiç ayırmadığı fotoğraf makinesinin deklanşörüne basarak akıp giden zamanın içinde sonsuzlaştıran babamın bana bıraktığı çocukluk albümünden bir kareydi. Peronda volta atan yolculara ufukta birleşiyormuş gibi görünen demiryolu rayları; hareket vakti yaklaştıkça sılanın ne kadar uzakta olduğunu silme bir tokat atarak anlatan yine aynı hayatın eliydi. Sarı sıcak pazartesileri, elinde pazar çantalarıyla evlerinin yolunu tutan teyzelerin gölgesinde dinlendiği, kasketini çıkarıp terlerini silen amcaların üç beş ahbap ile hal hatır sordukları, birçoğumuz için pazardan alınması elzem olan bir malın tam da o köşede unutulduğunun hatırlandığı yerdi. Bir şarkıda olduğu gibi  "Hadi gel buluşalım, Eski köprünün altında" dediğimiz buluşma noktasıydı. Hepsinden önemlisi, tren yolcularını peronda saatlerce bekleyen eş, dost ve akrabalardan hatta herkesten önce karşılayan havaya kaldırdığı iki koluyla Selimiye'nin konukseverliğiydi.

Yorum Yap

Düşüncelerinizi bizimle paylaşın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar

0 yorum

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!