Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) bu yılki #İklimİçinŞimdi çağrısına destek veren vakıf; fosil yakıtlardan acilen çıkılması, adil geçiş politikalarının uygulanması ve doğal alanların madencilik baskısından kurtarılması gerektiğini belirtti.
En Ağır Yükü, Krizde En Az Sorumluluğu Olanlar Taşıyor
TEMA Vakfı, iklim krizine karşı yürütülen mücadelenin sadece emisyon azaltım hedefleriyle kazanılamayacağına, toplumsal adaleti gözeten politikaların şart olduğuna dikkat çekti. Paylaşılan çarpıcı verilere göre; küresel nüfusun en zengin yüzde 1'lik kesimi sera gazı emisyonlarının yüzde 41'ine neden olurken, en yoksul yüzde 50'lik kesimin payı ise sadece yüzde 3'te kalıyor.
Oxfam’ın 2026 yılında yayımladığı güncel araştırma ise adaletsizliğin boyutunu gözler önüne seriyor: Dünyanın en zengin yüzde 1'i, küresel sıcaklık artışını 1,5 derecede sınırlandırmak için belirlenen yıllık karbon bütçesini daha yılın ilk günlerinde tüketiyor. Krizin faturasını ise kuraklık, sel ve ekosistem kayıplarıyla karşı karşıya kalan çiftçiler ile yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalan milyonlarca yoksul insan ödüyor.
"Kömürden Çıkış Şart Ama İşçiler ve Yerel Halk Korunmalı"
Kömürün, enerji sektöründen kaynaklanan sera gazı emisyonlarının en büyük sorumlusu olduğunu hatırlatan TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, iklim krizine karşı mücadelede kömürden çıkışın kritik bir eşik olduğunu söyledi. Ancak bu dönüşümün plansız yapılmaması gerektiği uyarısında bulunan Ataç, şu değerlendirmede bulundu:
“Kömürden çıkış temel bir adımdır. Ancak yerel halkın katılımı sağlanmadan, ekolojik etkiler gözetilmeden yapılan enerji yatırımları yeni sorunlar doğurur. Dönüşüm, sadece santralların kapatılması demek değildir; kömür bölgelerinde yaşayan işçileri, yerel ekonomileri ve toplulukları koruyan bütüncül bir ‘adil geçiş’ politikasıyla desteklenmelidir.”
Torba Yasa ve Madencilik Baskısı Doğal Varlıkları Tehdit Ediyor
İklim krizini durdurmanın yolunun karbon yutak alanları olan doğayı korumaktan geçtiğini belirten Deniz Ataç, son yıllarda madencilik faaliyetleri ve mevzuat değişiklikleriyle ormanlar, tarım alanları ve su varlıkları üzerindeki baskının arttığını ifade etti. Ataç, 2025 yılında kabul edilen Torba Yasa’nın doğal varlıklar üzerindeki riskleri daha da derinleştirdiğini vurguladı.
Muğla Milas’taki Akbelen Ormanı çevresinde kömürlü termik santrallere yakıt sağlamak amacıyla yürütülen ağaç kesimlerini "fosil yakıt uğruna doğanın baskı altına alınmasının somut bir örneği" olarak gösteren TEMA Vakfı, Türkiye genelindeki maden tehlikesine de dikkat çekti. Vakfın haritalama çalışmalarına göre, Türkiye'deki 29 ilde toprakların ortalama yüzde 67'si IV. Grup madenlere ruhsatlandırılmış durumda.
COP31 Öncesi Karar Alıcılara Kritik Çağrı
Türkiye’nin yıl sonunda ev sahipliği yapacağı küresel iklim zirvesi COP31 sürecinin, iklim politikalarının netleşmesi açısından tarihi bir fırsat olduğunu belirten Deniz Ataç, karar alıcıları bilim temelli ve doğa dostu politikaları hızla hayata geçirmeye çağırdı:
“İklim krizi; yaşam hakkını, üretimi, su varlıklarını ve toplumsal adaleti tehdit ediyor. Türkiye’nin kömürden çıkış ve adil geçiş konusunda somut adımlar atması, ormanlarını ve tarım alanlarını koruyan politikaları güçlendirmesi gerekiyor. İklim için şimdi harekete geçilmelidir.”
Haber Merkezi