Edirne’de turizmde dikkat çeken bir çelişki yaşanıyor. Kent genelinde 13 bini aşkın yatak kapasitesine rağmen doluluk oranı %29’da kalırken, aynı yıl sınır kapılarından 7 milyonu aşkın kişi Türkiye’ye giriş yaptı. Türkiye Otelciler Birliği Edirne Temsilcisi Gökhan Balta, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, bu tablonun “turist yokluğu” ile açıklanamayacağını vurgulayarak, asıl sorunun şehre gelen milyonları konaklayan misafire dönüştürememek olduğunu söyledi.
Edirne’nin sahip olduğu tarihi, kültürel ve gastronomik zenginliğe rağmen ziyaretçilerin büyük bölümünün şehir merkezine uğramadan yoluna devam ettiğine dikkat çeken Balta, tüm kurumlara ortak hareket çağrısı yaptı.
Türkiye Otelciler Birliği Edirne temsilcisi ve Otel İşletmecisi İş İnsanı Gökhan Balta; “Edirne’nin artık kendisine çok dürüst bir soru sorması gerekiyor: Bu şehir gerçekten turist beklemiyor mu, yoksa kapısından geçen milyonlarca insanı şehre çevirmeyi mi başaramıyor? Çünkü rakamlar bize çok açık bir gerçeği söylüyor. Edirne il genelinde bugün 160 konaklama tesisi, 6.165 oda ve 13.291 yatak bulunuyor.
Bu yatak kapasitesinin yıllık karşılığı: 4.851.215 yatak/gece. Ama Edirne’nin 2025 yılı toplam geceleme sayısı: 1.421.453. Yani Edirne, Türkiye genelinde geceleme rakamlarında 81 il içinde 20. sırada yer almasına rağmen, mevcut yatak kapasitesinin yalnızca yaklaşık %29,30’unu kullanabiliyor.
Başka bir ifadeyle: Bu şehirde yatakların yaklaşık %70’i yıl boyunca boş kalıyor. Bu tabloyu sadece “turist az geldi” diye açıklayamayız.
Çünkü aynı yıl Edirne sınır kapılarından Türkiye’ye giriş yapan kişi sayısı: 7.022.549. Bunun 4.513.539’u yabancı yolcu, 2.509.010’u yerli yolcu. Yerli yolcunun %70’ini Edirne ve Trakya bölgesinde ikamet eden vatandaşların sınır kullanım hareketi olarak ayırsak bile, Edirne’nin önünde hâlâ yaklaşık: 5.266.242 kişilik yabancı ve Edirne dışı yerli ziyaretçi potansiyeli var. Giriş ve çıkış toplamına bakıldığında ise Edirne sınır kapılarından geçen toplam yolcu trafiği:
13.985.351 kişi. Kapıkule’den 7.775.305 kişi, İpsala’dan 2.979.666 kişi, Hamzabeyli’den 2.191.426 kişi, Pazarkule’den 1.038.954 kişi geçiyor.
Şimdi tekrar soralım: Bu kadar insan Edirne’nin kapısından geçerken, şehir merkezi neden bu hareketten hak ettiği payı alamıyor?
Sorunumuz turist yokluğu değil. Sorunumuz; geleni karşılayacak, yönlendirecek, ikna edecek, şehir merkezine sokacak, konaklatacak ve tekrar gelmesini sağlayacak ortak akıl eksikliğidir.
Edirne sadece bir sınır şehri değildir. Edirne; Osmanlı’ya başkentlik yapmış, Selimiye gibi dünya mirasına sahip, Balkanlar’a açılan, Avrupa’dan gelen Türklerin ilk vatan durağı olan, gastronomisiyle, tarihiyle, çarşılarıyla, camileriyle, köprüleriyle, kültürüyle çok daha fazlasını hak eden bir şehirdir. Ama bugün acı gerçek şudur: Milyonlarca insan Edirne’nin önünden geçiyor.
Bir kısmı şehir merkezine girmeden yoluna devam ediyor. Bir kısmı sadece mola veriyor. Bir kısmı yemek yiyor ama konaklamıyor. Bir kısmı Edirne’yi sadece “geçilecek yer” olarak görüyor.
Bu kabul edilebilir bir kader değildir. Edirne, Kapıkule’den başlayan insan hareketini şehir ekonomisine çevirmelidir. Bu iş sadece otelcinin işi değildir. Sadece belediyenin işi değildir. Sadece valiliğin işi değildir. Sadece ticaret odasının işi değildir. Sadece esnafın işi değildir.
Bu iş, Edirne’nin ortak meselesidir.
Bugün kamu kurumları, belediyeler, il müdürlükleri, ticaret ve sanayi odaları, esnaf odaları, turizm STK’ları, oteller, restoranlar, çarşı esnafı, ulaşım sektörü ve yerel medya aynı masaya oturmak zorundadır. Çünkü Edirne’de artık şu sorulara cevap verilmelidir: Kapıkule’den giren bir aile neden Edirne şehir merkezine uğramalı? İpsala’dan gelen bir yabancı turist neden bir gece Edirne’de kalmalı? Avrupa’dan gelen Türk vatandaşı neden yoluna devam etmeden önce Edirne’de yemek yemeli, alışveriş yapmalı, konaklamalı? Balkanlardan gelen ziyaretçi neden sadece geçmemeli, bu şehri yaşamalı? Eğer bu sorulara ortak bir cevap veremezsek, milyonlarca insanın geçişini sadece istatistik olarak izlemeye devam ederiz.
Edirne’nin artık güçlü bir şehir stratejisine ihtiyacı var. Kapıkule sonrası “Edirne’ye Uğra” kampanyası yapılmalıdır. Avrupa’da yaşayan Türk vatandaşlarına özel dijital tanıtımlar hazırlanmalıdır.
Balkan ülkelerine yönelik çok dilli sosyal medya kampanyaları başlatılmalıdır.
Oteller, restoranlar, tarihi çarşılar ve kültürel alanlar ortak paketler oluşturmalıdır. Selimiye, Eski Cami, Üç Şerefeli, Karaağaç, Meriç Köprüsü, Ali Paşa Çarşısı, Bedesten, Arasta, ciğer, badem ezmesi, tarihi hamamlar ve yerel lezzetler tek bir şehir hikâyesi içinde pazarlanmalıdır. Edirne’de yılın sadece belli dönemlerinde değil, 12 aya yayılan festival, gastronomi, kültür, Balkan müziği, alışveriş ve aile turizmi takvimi oluşturulmalıdır.Sınır kapılarında, dijital ekranlarda, sosyal medyada, navigasyon uygulamalarında, otoban reklamlarında, gurbetçi gruplarında ve Balkan pazarlarında Edirne görünür olmalıdır.
Çünkü artık mesele şudur: Edirne’nin yatağı var. Edirne’nin tarihi var.Edirne’nin lezzeti var. Edirne’nin sınır kapısı var. Edirne’nin insan trafiği var. Ama bütün bunları şehir ekonomisine çevirecek güçlü, sürekli ve ortak bir turizm aklına ihtiyaç var. Bugün %29 dolulukla yetinen bir Edirne değil; %40’ı, %45’i, %50’yi hedefleyen bir Edirne konuşulmalıdır. Bugün sadece geçenleri sayan bir Edirne değil; geçenleri şehir merkezine davet eden bir Edirne kurulmalıdır.
Bugün “turist gelmiyor” diyen bir Edirne değil; “kapımdan geçen milyonları nasıl misafire çeviririm?” diye düşünen bir Edirne olmalıdır. Bu şehir, sadece sınırdan geçenlerin gördüğü tabela olmamalı. Bu şehir, Türkiye’ye girenlerin ilk hatırası olmalı.
Bu şehir, Avrupa’dan gelen Türklerin ilk nefes aldığı vatan durağı olmalı. Bu şehir, Balkanlardan gelenlerin alışveriş, yemek, kültür ve konaklama tercihi olmalı. Bu şehir, sadece tarihiyle övünen değil; tarihini, kültürünü ve insan trafiğini ekonomik değere dönüştüren bir şehir olmalı. Edirne’nin önünden milyonlar geçiyor. Şimdi mesele şu: Biz bu milyonları seyretmeye devam mı edeceğiz, yoksa Edirne’ye davet mi edeceğiz?
Edirne’nin geleceği, bu soruya verilecek cevapta saklıdır.” Dedi.
YEŞİM DRAMALI