VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
BİZE ULAŞIN
YAZARLAR
Edirne Ahval Haber - edirneahval.com

@ Haber Tarihi : 13 Mayıs 2020 00:14:03

0 Yorum

Kez Okundu.

Gerçeküstü Bir Hikâye

         "Şu an önünde durmuş olduğunuz bu özgün baskıda bu kez sanatçının Paris'te yaşamaya başladığı ilk günlerde, tanıştığı Eldora yer alır.Picasso'nun o yıllarda tuttuğu günlüklerinde aralarında duygusallıktan uzak , platonik bir aşkın…"

Ah bu erkekler!Ne oldu Müşfik Kenter'in kendine has sesi bir anda değişince irkildiniz.Sizi korkutmak istememiştim hanımefendi.Bu odada ikimizden başka kimse yok bu saatlerde müze tenha oluyor.Emin olmak isterseniz kendi çevrenizde bir kez daha dönebilirsiniz.Tabi geldiğiniz yöne doğru yürüyerek holden çıkmakta da özgürsünüz. Biliyorum buraya gelene kadar birkaç tablonun önünden geçtiniz ;ama hiçbiri sizinle konuşmaya tenezzül etmedi. Merdivenlerden bir çift topuklu ayakkabının çıktıkça yaklaşan sesini duyduğumda itiraf etmeliyim ki arkamda gördüğünüz yatakta şekerleme yapıyordum.Bu yüzden dağınıklığımı hoşgörün, kapanmaya yakın saatlerde güvenlik personeli tüm ziyaretçilerin ayrıldığından  emin olmak için görevleri gereği dolaşırlar.Hepsi erkek olduğu için ve  çoğu zaman tablolara da bakmadıklarından ayak sesinizi duyunca bir ziyaretçi olduğunuzdan emin oldum. Beraberinizde odaya giren yer yer taze bitki kökü barındıran toprağın kesif kokusu ve yağmurun serinliği;içine girdiğim  banyo teknesinde bir kez daha tenimin ürpermesine sebep oldu. O sırada gümüş beyazı yağmurluğunuzdan akan su ipliklerinin parkelerde oluşturduğu birikintilerden uzaklaşmaya çalışan  ayakların ritim duygusundan yoksun seslerine kayıtsız kalamadım. Başımı kaldırıp,üzerinizdeki mavi elbiseyi görünce işte dedim kendi kendime  haftalar sonra ayağıma gelen konuşma fırsatı.Yaklaşık iki aydır buradayım duyduğum kadarıyla ve hesabım beni yanıltmazsa ayrılmamıza beş hafta var. Göz bebekleriniz hala küçülmemiş,ürperdiğinizin farkındayım şu an bir hayaletle bakıştığınızı sanıyorsunuz. Kolunuzu çimdiklemenizin size bir faydası olacağını düşünmüyorum.Birisiyle konuşmayalı o kadar zaman oldu ki neredeyse konuşmayı unutacağım Konuşmaya çalıştığım elbette ilk kişi siz değilsiniz.Yaşından dolayı gaipten sesler duyduğunu sanıp turu tamamlamadan çekip gidenler,baştan aşağı mavi giyindiği halde ahlak anlayışı izin vermediği için yanıma yaklaşamayanlar.Ama beni hepsinden çok üzen beti benzi kirece dönüp korkudan yığılan mavi başörtülü teyze oldu.Neyse dertlerimle başınızı ağrıtmaya niyetim yok,buraya kadar gelip bana kulak verdiğiniz için minnettarım. İsterseniz aramızdaki şu banka oturup dinlenin ben de bir yandan bacağımı keselemeye bir yandan da size sergiye ismini veren ressamın elindeki fırça darbeleriyle bu tabloyu nasıl ortaya çıkardığının gerçek hikayesini anlatmaya devam edeyim.

Bu eser; Picasso'nun yaklaşık üç yıl boyunca mavinin çeşitli tonlarını kullanarak toplumun daha çok dışlanmış;fakir, dilenci, sarhoş, fahişe, umutsuz, kederli insanlarını resmettiği mavi dönemin ilk örneklerindendir. Burası da Paris'te,şehre tepeden bakan daha çok İspanyol göçmenlerin yaşadığı Montmartte Mahallesi'nde günlük kiraladığım,bu genç yeteneğe komşu olduğum oda. Arkamdaki badanası pak beyazdan is rengine tenzil etmiş duvarda; asılı tablolar  komşuluğumuz süresince bana verdiği, orijinallerinin nerede , kimin elinde olduğu meçhul hediyelerdir. Odada yer alan dolap, yatak hatta desenini bolca diğer tablolarında tekrar ettiği ,serin gecelerde bedenimi sardığım pencere kenarındaki kırmızı çizgili,yeşil örtü hiçbiri bana ait değildi.Bu odada bana ait bir giysi bile yok ben bile bana ait değildim.O günlerde henüz şöhretle tanışmamış, meteliksiz  ressamın tüm zenginliği; ona teslim ettiğim ruhum ve kalbimden ibaretti. Bedeninden başka varlığı olmayan ben;şu ufacık odanın kirasını ödeyebilmek için dünyanın en eski mesleğini icra eden, zavallı Eldora...Sizi buraya kadar getiren belki sanat aşkınız belki de yalnız kalmak istemenizdir. Küstahlık etmek istemem ama aniden bastıran sağanak nedeniyle kendinizi buraya attıysanız eğer elbisenizin kumaşını, kesimini de göz önüne alırsam  paranın sizin için sorun olmadığı aşikar.Pablo'nun sanat anlayışı o süreçte henüz gerçeklikten uzaklaşmamıştı.O her ne kadar İspanyol sanatına özgü mavi rengi paletinde binbir tonunun baskın gelme sebebini sanat dünyasına;yakın arkadaşı Carlos'un ölümünü aklından çıkmaması olarak açıklasa da işin aslı; arkadaşının bana,benim ona ,onun birçok kadına aşık oluşunun getirdiği bir trajediden ibaretti.Tanıştığımız akşam elimi öptükten sonra işaret parmağı ve baş parmağıyla silah şeklini alan elini çenemin altına dayayarak "Şu çehreye bakın Dünya'nın yaşı kadar eskidir bu "demişti. Gördüğü bu yaşanmışlık belki karamsarlık olarak yorumlanabilir ama gördüğü baktığının yarısı bile değildi .Ne ruhum  ilgilendiriyordu onu ne de modelliğini yapan bedenim. Saatlerce nefes dahi almadan karşısına geçip verdiğim pozlar tıpa tıp benzerdi.Bir süre sonra gölge düşen bir gözümü yok saymaya, durduğu yerden görünmeyen kulağımın tekini umursamamaya başladı. Belleğinin yansımalarıyla bedenim üçgen kare gibi geometrik şekillere büründü. İspanya'ya bir şövalye yetmezmiş gibi zihnindeki imgelere elindeki fırçasıyla savaşarak geri dönüşü olmayan bir serüvene çıktı.

Son görüşmemiz; ilgisini yanıtsız bıraktığım zavallı Carlos'un yaşadığı bunalımın etkisiyle hayata veda ettiği günün ertesiydi. Cenaze töreni bitmiş mezarlıktan çıkmak üzereyken adımlarımı hızlandırarak ona yetiştim ve "İleride kimse tablo diye birşey görmeyecek tablonun yol açtığı bir öykü bilecek" diyerek koşar adım yanından uzaklaştım.

Aaa durun bir saniye daha bitmedi,nereye gidiyorsunuz hanımefendi?Pablo'nun mezarlıkta arkamdan baktığı gibi beni arkanızdan bakmaya mecbur bırakmayın…

 *Bu öykü Pablo Picasso'nun "Mavi Oda" tablosundan esinlenerek kaleme alınmıştır.

Henüz Bu Haber İçin Yorum Yapılmamış
Adınız Soyadınız
Güvenlik Kodu
BENZER HABERLER