Yunanistan'ın İskeçe kentinde, devlet tarafından atanan müftülerin Çınar Camisi’ne girişine izin vermedikleri gerekçesiyle yargılanan 4 Batı Trakya Türkü’nün davası ileri bir tarihe ertelendi.
MAHKEMEDE SAĞLIK ENGELİ VE YOĞUN DESTEK
İskeçe Mahkemesinde geçtiğimiz cuma günü görülen davada; Hüseyin Baltacı, Ozan Ahmetoğlu, Bahri Belço ve Murat Köse’nin yargılanmasına devam edilecekti. Ancak sanıklardan birinin sağlık sorunları nedeniyle duruşmaya katılamaması üzerine mahkeme heyeti erteleme kararı aldı. Duruşmayı takip etmek ve haklarında dava açılan isimlere destek vermek amacıyla çok sayıda Batı Trakya Türkü mahkeme binası önünde toplandı. Ayrıca Edirne Barosu Başkanı Av. Gökhan Karakoç da soydaşlara destek olmak için salondaki yerini aldı.
ADLİYE ÖNÜNDE SLOGANLAR VE GERGİNLİK
Mahkeme binası çevresinde sadece Türk azınlık değil, Yunan devletinin atadığı müftüleri destekleyen bir grup da hazır bulundu. Karşı gruptakilerin zaman zaman "Yaşasın Yunanistan" ve "Defolun Türkler" şeklinde ırkçı sloganlar atması dikkat çekti. Duruşmanın ertelenmesinin ardından, Batı Trakya Türkleri ve seçilmiş müftülerin birlikte hatıra fotoğrafı çektirdiği esnada, diğer grubun sözlü sataşmaları nedeniyle bölgede kısa süreli bir arbede ve gerginlik yaşandı.

KARAKOÇ; 'HİÇ OLMAMASI GEREKEN BİR DAVAYDI'
Duruşmanın ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Edirne Barosu Başkanı Av. Gökhan Karakoç şu ifadeleri kullandı:
"Bu dava aslında hiç açılmaması, hiç olmaması gereken bir davaydı. Kıymetli üstadım da ifade ettiler. Çünkü burada gerek Lozan Antlaşması, gerek Lozan öncesindeki Atina Anlaşmaları, gerekse Yunanistan Devleti’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında; inanç özgürlüğü, fikir özgürlüğü ve düşünce özgürlüğü çerçevesinde burada yaşayan soydaşlarımızın, Batı Trakyalı Müslümanların kendi din adamlarını istedikleri gibi seçebilme hakları vardır.
Yunanistan Devleti de bunu gayet iyi bilmektedir. Ancak kırk, elli yıldır bu dayatmayı, maalesef bu zulmü soydaşlarımıza reva görmektedir.
Bu davanın beraatle sonuçlanması gerektiği her türlü tartışmadan uzaktır. Her türlü izahtan varestedir. Öyle olacağına dair inancımız da tamdır.
Hiç şüphesiz ki Batı Trakya Türkleri yalnız değildir. Edirne Barosu olarak yedi yüz meslektaşımın hepsinin selamlarını ve sevgilerini getirdim. Sağ olun. Batı Trakya Türklerinin, soydaşlarımızın hakkının ve hukukunun korunmasında Edirne Barosu her daim onların yanındadır."

GÜMÜLCİNE SEÇİLMİŞ MÜFTÜSÜ İBRAHİM ŞERİF'İN AÇIKLAMALARI
Gümülcine Seçilmiş Müftüsü İbrahim Şerif, mahkeme çıkışında davanın perde arkasına ve azınlığın durumuna değinerek şunları söyledi:
"Olay tabii ki İskeçe’de, Çınar Camii’nde meydana geldi. Olayları yakından takip edenler süreci çok iyi biliyorlar. Üzüntü veren nokta ise bugün azınlığın sanki ikiye bölünmüş, iki farklı grup halinde karşı karşıya getirilmiş gibi bir görüntü vermesidir.
Burada hepimizin ifade ettiği gibi bazı insanlar bu sürecin içine dahil edildi. Bu insanların da vicdanen rahatsızlık duyduklarına inanıyoruz. Ancak azınlığın geneline baktığımızda bugün burada ortaya çıkan tablo zaten her şeyi anlatıyor. İçinde bulunduğumuz durumu ve azınlığın meseleye nasıl baktığını açıkça gösteriyor.
Azınlık davasına 35-40 yıldır sahip çıkan, destek veren insanlar bugün de burada. Bu mücadele yıllardır devam ediyor ve etmeye de devam edecek. Kurtuluş Bey’in de ifade ettiği gibi dava 18 Haziran’daki duruşmaya ertelendi. Ben şahsen yine bir erteleme olabileceğini düşünüyorum. Çünkü bu sürecin uzatılmak istendiği kanaatindeyim. Büyük ihtimalle yeniden burada bir araya geleceğiz, aynı insanlarla yine yan yana duracağız.
Ancak bütün bunlar bizim moralimizi bozmuyor. Özellikle İskeçelileri ayrıca tebrik etmek istiyorum. Bu tür gelişmeler onları yerinden dahi kıpırdatmıyor. Yıllardır aynı kararlılığı gösteriyorlar. Bugün de bunu bir kez daha gördük.
Tabii Gümülcine’den gelen arkadaşlarımız da var. Onlar da bu davaya destek vermek için burada bulunuyorlar. Bizler de aynı şekilde bu sürecin takipçisiyiz. Burada azınlığın birlik ve beraberlik içerisinde olduğunu görmek son derece önemli. Herkes farklı şeyler söyleyebilir, farklı değerlendirmeler yapabilir. Ancak bunların hiçbiri ne azınlığın moralini bozabiliyor ne de azınlığı parçalayabiliyor.
Oyunun nasıl oynandığını hepimiz görüyoruz, hepimiz biliyoruz. Batı Trakya Müslüman Türkleri olarak duruşumuzla, bakışımızla ve burada ortaya koyduğumuz birlik görüntüsüyle zaten gerekli mesajı veriyoruz."

BATI TRAKYA TÜRK AZINLIĞI DANIŞMA KURULU BAŞKANI VE İSKEÇE SEÇİLMİŞ MÜFTÜSÜ MUSTAFA TRAMPA'NIN AÇIKLAMALARI
Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu Başkanı ve İskeçe Seçilmiş Müftüsü Mustafa Trampa, davanın tarihsel boyutuna ve hukuki dayanaklarına vurgu yaptığı geniş açıklamasında şunları kaydetti:
"Hepinizin bildiği gibi bizler Batı Trakya Türk Azınlığı olarak bu topraklarda bir asrı aşkın süredir yaşamaktayız. Gerek 1913 Atina Antlaşması gerekse 1923 Lozan Barış Antlaşması ile dini özgürlüklerimiz, eğitim haklarımız ve milli kimliğimiz uluslararası hukuk tarafından açık bir şekilde güvence altına alınmıştır. Bu haklar çeşitli anlaşmalarla korunmuş ve garanti edilmiştir.
Ancak ne yazık ki o günden bugüne kadar geçen süreçte merkezi yönetimden yerel otoritelere kadar birçok kesim tarafından bu hakların sınırlandırılmasına yönelik adımlar atılmıştır. Haklarımızın gasp edilmesine yönelik uygulamalarla karşı karşıya kaldık. Kimliğimizin, değerlerimizin ve varlığımızın yok sayılmaya çalışıldığı dönemler yaşadık. İşte bugün görülen bu dava da aslında bu sürecin bir parçasıdır.
Çünkü burada yalnızca dört kişinin yargılandığı sıradan bir dava söz konusu değildir. Bu olay, dini değerlerimize yönelik ciddi bir müdahalenin ve bir anlamda saldırının sonucunda ortaya çıkmıştır. Halkın tanımadığı, azınlığın kabul etmediği bazı kişilerin camimize gelerek ortamı germeye çalışmaları, toplumun hassasiyetlerini hiçe saymaları kabul edilebilir bir durum değildir.
Bazıları çıkıp, “Bu insanlar camiye namaz kılmak için geldiler” diyebilir. Ancak mesele bundan ibaret değildir. Bu insanlar oraya tamamen kendi iradeleriyle, sıradan bir ibadet amacıyla gelmetiler. Azınlığın seçmiş olduğu müftünün camide bulunduğunu bilmelerine rağmen geldiler. Ortamı provoke ettiler, insanları tahrik ettiler ve gerginlik oluşturacak davranışlarda bulundular.
Dolayısıyla bugün yargılanan dört arkadaşımızın o gün ortaya koyduğu tavır, aslında azınlığın ortak iradesinin bir yansımasıdır. O dönem Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği Başkanı Ozan Ahmetoğlu’nun, Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneği Başkanı Hüseyin Baltacı’nın, DEP Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve iş insanı Murat Köse’nin ve diğer arkadaşlarımızın ortaya koyduğu müdahale, toplumun beklentisini ve iradesini temsil eden bir duruştu. Atılan adım, azınlığın dik duruşunun bir sembolü, bir göstergesiydi.
Bugün de burada aynı anlayışla bulunuyoruz. Kendi hür irademizle, kendi değerlerimize sahip çıkarak, birlik ve beraberlik içerisinde, başımız dik ve alnımız açık bir şekilde buradayız. Geçmişte nasıl ki liderlerimiz Mehmet Emin Ağalar, Mustafa Hilmi, Ahmet Mete, Sadık Ahmet ve Ahmet Faikoğlu hak, hukuk ve adalet mücadelesi verdilerse, bugün de bizler aynı mücadelenin devamı olarak burada bulunuyoruz.
Bizler bu arkadaşlarımızın yanındayız. Bunun için geldik. Bunun için varız. Ve bu varlığımızı ortaya koymak için her zaman burada olacağımızı ifade ediyoruz. Bundan sonra da birlik ve beraberlik içerisinde mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.
Şunu da özellikle ifade etmek istiyorum. Azınlığın iradesine aykırı hareket eden bazı insanlar maalesef bugün aramızda bulunmaktadır. Bunu üzülerek söylüyorum. Kim olduklarını biliyoruz. Ancak inanıyorum ki bugün vicdanları rahat değildir. Huzurlu değildirler. Mutlu değildirler. Çünkü toplumun ortak değerlerine karşı durmanın yükü kolay taşınabilecek bir yük değildir.
Tarih boyunca bunun örnekleri yaşanmıştır. Toplumunun değerlerine sırt çevirenler zamanla tarihin karanlık sayfalarında yerlerini almışlardır. Buna karşılık halkının yanında duran, hak ve adalet mücadelesi veren insanlar ise her zaman saygıyla ve minnetle anılmıştır.
Bugün burada bulunan ve azınlığın davasına sahip çıkan bütün Batı Trakya Müslüman Türkleri भी toplumumuzun hafızasında her zaman saygın bir yere sahip olacaktır. Nasıl ki geçmişteki liderlerimizi unutmadıysak, bugün mücadele veren insanları da unutmayacağız. Onlar da tarihte hak ettikleri yeri alacaklardır. Batı Trakya Müslüman Türk toplumunun davası bu güzel insanların omuzlarında yükselmeye devam edecektir.
Biz hiçbir zaman hak ve hukuk çizgisinin dışına çıkmayacağız. İnsan hakları temelinde, demokratik mücadele yöntemleriyle hareket etmeyi sürdürececeğiz. Kısıtlanan özgürlüklerimizin yeniden iadesi, irademiz dışında atılan adımların engellenmesi ve toplumumuzun haklarının korunması için mücadelemize devam edeceğiz.
Bu vesileyle özellikle teşekkür etmek istediğim kurumlar ve kişiler var. Başta Ankara 2 No’lu Barosu’nun değerli temsilcileri olmak üzere, Türkiye’nin seçkin hukukçularından oluşan heyetin bugün burada bizimle birlikte olması bizlere büyük moral vermektedir. Aynı şekilde Edirne Barosu, Çanakkale Barosu ve İstanbul Barosu temsilcilerinin de bu haklı davamızda yanımızda yer alması son derece kıymetlidir. Onların desteği, mücadelemizin daha güçlü bir şekilde duyurulması ve haklılığımızın ortaya konulması açısından çok önemli bir anlam taşımaktadır. Kendilerine bir kez daha teşekkür ediyor, İskeçe’mize hoş geldiniz diyoruz.
İnşallah 18 Haziran’da yeniden burada olacağız. Birlik ve beraberlik içerisinde, hak ve adalet taleplerimizi dile getirmek için yine aynı kararlılıkla bir araya geleceğiz.
Ve son olarak şunu özellikle vurgulamak istiyorum: Bugün burada yargılanan sadece isimlerini zikrettiğimiz dört arkadaşımız değildir. Bugün burada azınlığın iradesi yargılanmaktadır. Bugün burada Lozan Antlaşması ve diğer uluslararası anlaşmalarla güvence altına alınmış dini özgürlüklerimizin yargılandığı bir süreç yaşanmaktadır. Bizler bu mücadeleyi arkadaşlarımızla birlikte sürdürürken, karşımızda duran insanlar için de Rabbimizden hidayet diliyoruz. Çünkü bizim mücadelemiz kişilerle değil; haksızlıkla, adaletsizlikle ve haklarımızın gasp edilmesine yönelik uygulamalarladır."
OLAYIN GEÇMİŞİ: ÇINAR CAMİSİ'NDE NE OLMUŞTU?
Gerginliğe yol açan olay, 11 Ekim 2024’te İskeçe Medresesi’nin açılış töreninin ardından yaşanmıştı. Yunanistan Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Genel Sekreteri Yorgos Kalancis'in de katıldığı açılış sonrası, devletin atadığı müftüler cuma namazı için Çınar Camisi’ne gitmişti. Ancak camideki Türk azınlık mensupları, atanmış müftüleri protesto ederek camiden uzaklaştırmıştı.
MÜFTÜLÜK SORUNU NEDİR?
Yunanistan yönetimi, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın dini liderlerini (müftüleri) ve azınlık vakıflarının idare heyetlerini doğrudan atama yoluyla belirliyor. Batı Trakya Türkleri ise uluslararası antlaşmaları dayanak göstererek bu dayatmayı reddediyor ve kendi dini liderlerini kendileri seçmek istiyor.
Adem Batuhan SEVER