Diş Kıran 665. Tarihi Kırkpınar!

Damla GÖÇ AKYÜZ
Damla GÖÇ AKYÜZ
damlagc@gmail.com
Yayınlanma 06.07.2026 - 15:02
Diş Kıran 665. Tarihi Kırkpınar!

Yağlı Güreşlerin Olimpiyatı Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin bu yıl da sonuna geldik. Pehlivanlar altın kemer ve kürsü için; bizler de haber için dolu dolu 3 gün pehlivanlar gibi terledik. Eeee pehlivanın yiğidi de Er Meydanı’nda belli oluyordu değil mi?

Bir basın mensubu olarak sizlere bu Kırkpınar’ın anatomisini çıkarmaya çalışacağım, diş kıran Kırkpınar’ın ne demek olduğunu anlatacağım.

*

Bu yazıyı, Ağa karşılama töreninde esamesi bile okunmayan(!) basın mensubu olarak yazıyorum.

Basın tribününde yer alan kadınlar tuvaletinin kapatılmasından başlayalım mı?

Gazetecilik cinsiyetsiz bir meslek olabilir. Ancak hijyen söz konusu olduğunda kadın ya da erkek olmanın gerçekliği ortadan kalkmıyor. Arızası giderilmeyen, özen gösterilmeyen kadın tuvaleti kapalı olduğu için saatlerce su içmeyen, ihtiyacını erteleyen, dişini sıkan kadın basın mensupları vardı bu Er Meydanı'nda.

Üstelik -en azından- benim dişimi sıktığım tek konu tuvalet konusu da değildi.

Sabah saatlerinde tedbir amaçlı bomba araması nedeniyle kapatılan yolun başındaki görevliye neden geçemediğimizi sorduğumda "Bomba alarmı var" cevabını aldım. Aynı anda kapalı denilen yoldan insanların yürüdüğünü görünce şaşırdım. Verdiği cevaptan çok, suratıma alaycı bir ifadeyle sırıtan güvenlik tişörtlü görevli şahsa karşı sıktım yine dişimi.

*

Görev kartımızın verdiği yetkiyle haberimizi yapmaya çalışırken bu sefer de yine üzerinde güvenlik kıyafeti bulunan, ancak yaka kartı olmayan başka bir kişi sürekli "Burada durmayın." diyerek emir vermeye başladı.

"Neden?" diye sorduğumda tek cevap "Yetkililer öyle istiyor." oldu.

Oysa basın kartlarımızın arkasında kurallar açıkça yazıyordu. Buna rağmen yakasında kimliği bulunmayan kişilerin gazetecilere nerede duracağını, nereden görüntü alacağını söylemesi hangi yetkiye dayanıyordu?

Yakasında kimlik kartı bile olmayan sözde güvenlik elemanının yetkililerinin (!) basın mensuplarını sahaya alıp sonra adım adım yönlendirilmesine sıkmadım artık dişimi.

Bu sefer; ‘Ben işimi yapıyorum sen de işine bak’ dedim. Çünkü artık sıktığım dişler kırılma seviyesine gelmiş geçiyordu bile.

‘Kart sahibi kendilerine ayrılan alan dışına çıkmayacaktır’ kuralını basın görev kartının arkasına yazan Edirne Belediyesi’ne karşılık hala kim olduğu, gerçek bir güvenlik görevlisi olup olmadığı belli olmayan, yakasında yaka kartı dahi bulunmayan şahıs bana nerede durup duramayacağımı emir etmesi bilmem bir avukat, hukukçu olarak Edirne Belediye Başkanı Av. Filiz Gencan’ın da kabul edebileceği bir şey midir?

Basın mensuplarını sahaya alalım ama orada dursunlar, burada dursunlar diyerek bize nereden haber yapacağımızı nereden çekim yapacağımızı söylemek kimin yetkisindedir?

Durun daha bitmedi, değerlendirmeye devam ediyoruz…

*

7 senedir hep yaptığım gibi başpehlivanlık yarı final güreşlerinin peşrevini yine aynı yerden görüntüleyecekken ‘burada değil şurada çekin protokol görmüyor’ diyerek bizi oradan oraya savurmaya çalışanlarla uzlaşmak adına ‘tamam hadi bu sefer ordan çekelim’ diyerek tam sıkacaktım ki dişimi…

Gösterdikleri yerden tam çekim yapacakken yine sözüm ona aynı güvenlik görevlisi (!) ‘Onların üzerine basıp geçebilirsin onlar insan değil’ demesiyle kırdım o dişi… Haliyle kırılan diş, yakar insanın canını.

Biliyor musunuz bu tavırlar ne yazık ki bir yerlerden tanıdıktı…

Yani bomba alarmı var diyen, ‘yasak hemşerim!’ tavrında konuşan, 665. Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin ER MEYDANI’nda ‘insan değiller’ ifadesini kullanabilmeyi kendinde hak gören meçhul güvenlik görevlileri (!) bardağı taşırmadı mı?

*

Benim dişimi kıran yalnızca o kişilerin tavrı değildi; bu tür davranışların yaşanmasına zemin hazırlayan organizasyon eksiklikleriydi.

Diş sıkmanın gece gündüz haber kovalamaktan daha zor olduğunu bilmiyordum, öğrendim.

*

Kırkpınar Güreşleri’nin ev sahibi Sayın Başkan Gencan’a soruyorum;

Basın mensuplarına hakaret etmeyi kendinde hak gören, üstelik protokol önünde güvenlik görevi yapan bu kişiler kimlerdi?

Kim tarafından görevlendirildiler?

5188 Sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun Madde 12’sinde “Özel güvenlik görevlilerine valilikçe kimlik kartı verilir. Kimlik kartında görevlinin adı ve soyadı ile silahlı ya da silahsız olduğu belirtilir. Kimlik kartı görev alanı ve süresi içerisinde herkes tarafından görülebilecek şekilde yakaya takılır. Üzerinde kimlik kartı olmayan özel güvenlik görevlileri Kanunun 7 nci maddesinde sayılan yetkileri kullanamazlar” yazıyor. Eğer görev yapan kişiler özel güvenlik görevlisi ise, 5188 sayılı Kanun'un 12. maddesinde öngörülen kimlik kartı zorunluluğu neden yerine getirilmedi?

Hangi yetkiye dayanarak gazetecilere emir verdiler?

Çünkü değerlendirilmesi gereken mesele tam da budur.

Basın mensuplarının çalışma alanlarını daraltmak, gazetecilere nerede duracağını dikte etmek ve bunu yaparken saygı sınırlarını aşmak kabul edilebilir değildir.

*
Bir basın mensubu olarak en azından şahsen benim övülmeye ihtiyacım yok, görevlendirdiğiniz insanlara dikkat edin yeterli.

Çünkü buna dikkat ederseniz ne o kadın tuvaleti o halde olur, ne dişler sıkılır ne de ben bir basın mensubu olarak oturup böyle bir yazı yazmış olurum.

*

Rahmetli Barış Manço’nun çok manidar bir şarkısı vardır. Manço şarkısında der ki;

“Derdim öylesine büyük ki dostlar
Kırka yarıp yine kırka bölseler
Ve kırk bostana gübre diye serpseler
Kırk bin tane ot biter de
Kırk bin derde deva olur diyorum.”

*

Yani özü sözden ayırmak zamanı geldi de geçiyor olsa gerek.

Mevzu bahis şahıslar, bu işin sadece söz kısmı. Meselenin özü ise basın mensuplarına sahaya girişi serbest bırakırken, nerede duracaklarını dikte etmek, söylemek, öğretmeye çalışmaktır ve bu görevi yerine getirirken her şeyi söyleyebileceğini zanneden kişilerin davranışlarının engellenememiş olmasıdır(!)

*

Sorumlu Yazılı İşleri Müdürü olarak, diğer taraftan dişe değenlere teşekkürlerimi etmeden geçemeyeceğim.

Yıllardır bizimle birlikte emek harcayan, basın tribününde her şekilde yardım eden başta Basın Yayın Halka İlişkilerde görevli Erol Usta’ya ve tribündeki tüm görevlilere,

Bu yıl Kırkpınar’ın anası ilan ettiğim, tüm gücüyle çalışmasının yanı sıra tüm ihtiyaçlarımızı da gözeten muhabirimiz Yeşim Dramalı’ya,

Canhıraş gece gündüz çalışan değerli muhabirimiz Adem Batuhan Sever’e, haberlere size iletmek üzere çalışan tüm mesai arkadaşlarıma teşekkür ederim.

*

Tribüne gelerek basın mensuplarına teşekkürlerini bizzat ileten Edirne Belediye Başkanı Av. Filiz Gencan ‘her şey yolunda mı?’ diye sorduğunda kendisine sorunların olduğunu söyledim. Kendisi de ‘değerlendirme toplantısı yapıp konuşalım’ dedi. Tabi ki olur Başkanım ama önce siz bunları kendi aranızda bir değerlendirin sonra konuşalım en iyisi…

*

3 gündür gece gündüz duyduklarım kulaklarımda yankılanıyor hala…

Meşhur salavatlamanın en bilinen dizesi "Altta kaldım diye üzülme, üste çıktım diye sevinme. Üste çıkarsan apış, alta düşersen yapış” gibi mesela.

Ne diyelim Allah derman versin(!)

Damla GÖÇ AKYÜZ

Yorum Yap

Düşüncelerinizi bizimle paylaşın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar

0 yorum

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!