Röportaj

Ustaların Ahval-i (12)

Ustaların Ahval-i (12)

Edirne Ahval
Edirne Ahval
Editör
23 Eylül 2025 14:13

Saraçlar Caddesi’nin isminin 150 tane ‘Saraç Dükkânı’ndan’ geldiğini biliyor muydunuz? Atlara koşum takımını yapan saraççılık mesleği günümüzde artık yapılmıyor. Çünkü gelişen teknolojiyle ne atlara ilgi kaldı ne de haliyle saraççılara gerek kaldı. 1956 senesinden 1984 yılına kadar saraççılık yapan Usta Fikret Üstev ile saraççılık mesleğine dair sohbet ettik. Fikret Usta’nın arşivinde ve hafızasında kalan saraççılık mesleğinin izini sürmeye çalıştık. El işçiliği gerektiren saraççılık mesleğinin inceliğini; “Zamanla deri dikmekten serçe parmağımızın kemiği görünürdü” diyerek özetledi.

Kendinizden biraz bahseder misiniz?

“1944 Edirne doğumluyum. Ailem 1924 yılında Selanik’ten gelmiş. 5 tane evladım var. Mesleğe Saraççı olarak 1956 yılında başladım. İlkokulu bitirdikten sonra çırak oldum. Saraççılıktan brandacılığa geçiş yaptım. 1984 senesinden beri brandacılığa devam ediyorum”

Saraç mesleğini anlatır mısınız?

“Faytonların veya arabaların beygirlerine koşum yapana saraç derler. Meslek çok eski. 1984 senesine kadar saraççılık yaptım. 1984 ten sonra Turgut Özal zamanında köylerde at yerine traktör gibi makinalı cihazlar kullanılmaya başlanınca bizim meslek yavaş yavaş kendini bitirmeye başladı. Saraçlar deriden yapılırdı.”

Ustanız kimdi?

“Benim ustam 1933 doğumlu Saraç Hüseyin’di.1956 senesinde Balıkpazarı Tüfekçiler Çarşısı’nda onunla mesleğe başladım. 1964 senesinde askere gidip geldim ve saraççı olarak kendi iş yerimi açtım.”

Saraççılıkta en önemli şey neydi?

“Ben koşum yapıyordum. El işçiliği istiyor. Şimdi beygir kalmadı kimse yaptırmıyor. Ama saraççılık en iyi mesleklerden bir tanesiydi. Devamlı el ile dikiş dikilirdi. Serçe parmaklarımızın artık kemiği görünürdü. İplik parmakları keserdi. Ellerin çok çevik olması gerekirdi. O zamanlar fotoğraf video cihazları yoktu ki bunları kayıt altına alalım. Müthiş bir el becerisi, el işçiliği vardı. El ile deri dikerdik bu kolay değildi haliyle.”

Çarşıdaki “Saraçlar” mevkiinin ismi saraç ustalarından mı geliyor?

“O günlerde oralarda 150 tane saraççı varmış. Saraçhane’ye kadar. O zamanlar Edirne 500 nüfusluymuş. Askeriyeye, koşum yapılırmış o dükkânlarda. Saraçlar Caddesi ismini 150 tane saraççı dükkânından alır. Bu bahsettiğim Edirne’nin başkent olduğu zamanlar.”

Saraççılık mesleği sadece Edirne’de mi bitti yoksa Türkiye’nin herhangi bir yerinde hala saraç mesleğini icra eden var mı?

“Edirne’de değil her yerde bitti. Varsa başka illerde tek tük kalmıştır. 5 parmağın sayısını geçmez.”

Çırak bulmak konusunda ne söylersiniz?

“Çırak bulmak problem. Çırak yetiştirdim. O da mesleği fazla yapmadı sonra kemerciliğe çevirdi fakat bir zaman sonra onu da bıraktı. Sonra kendi oğlunu yanıma çırak olarak verdi. Onu da ben brandacı olarak yetiştirdim. 2018 yılında da kendisine dükkân açtı. Gereken yardımları tabii ustası olarak yaptım.”

Neden çırak bulmak bu kadar zorlaştı?

“Herkes devlet dairesine girmek istiyor. Aybaşı olduğu zaman maaşımı alırım akşam vaktinde mesaiden çıkarım fikrinde. Sanayi de çalışmak iş ister yani usta çıraktan iş bekler. Çırağın yetişmeme problemi, üniversiteyi bitirmiş devlet dairesine girme çabasıdır. Kendine iş yeri açan mezun sayısı çok az. Çünkü zor geliyor. Bir şey olmak için kendine güvenir iş yeri açar. Kendine güvenmezse birilerini bulur devlet dairesine girmeye çalışır. Böyle devam ederse işsizlik ordusu artar. Her şey bir tarafa insan kendisi yaratıcı olmak zorunda. Başkasından bir şeyler beklememek lazım.Biz eskiden okulda sınıf geçemezsek bize okumazsın sen diyerek bir ustanın yanına çırak olarak verirlerdi ki en azından zanaat öğrenelim diye.”

Yani şuanda biraz da kolay para kazanmak mı cazip geliyor insanlara?

“Esnaflık demek dürüstlük demektir. Kimseye yalan söylemeyeceksin. Dediğin günde işi teslim edeceksin. Kimseyi aldatmayacak haram para kazanmayacaksın. Şimdiki nesil nasıl kazanıldığını sorgulamıyor nasıl gelirse gelsin diye bakıyor. Emeğin değerini bilmiyorlar. Kolay yoldan para kazanmak şimdiki nesile cazip geliyor”

Bu işi yapmak için ne gerekli sizce?

“Ben Yıldırım Mahallesi’nde oturuyor, çarşıda çalışıyordum. Gece yarılarına kadar çalıştığımı biliyorum. Yıldırım Mahallesi’ne yürüyerek gidip geldim senelerce. Sabah 6’da dükkânı açıp gece 12’de paydos ediyorduk. Yeri geldi 18 saat çalıştım. O zamanlar sigorta da yoktu. Tamamen bir işe sevdalı olmak gerekiyor. Bizim ustalar öyle derdi; “sanatı öğrenmek için kapının anahtar deliğinden bakmayacaksın sanatı öğrenmek için sanat gibi bakacaksın.”

Siz hiç kolay para kazanmayı düşünmediniz mi?

“1968 senesinde bana Almanya’dan 1000 Mark karşılığında iş teklifi geldi. Çiftlikte atlara eyer yaparak çalışacaktım. Ama gerek yok dedim kendime iş yeri açtım. O zaman herkes Almanya’ya gidebilirdi ama ben kendime güvendim iş yeri açtım. Ben her zaman emeği seçtim.”

Çocuklarınızdan yanınızda çalışan var mı?

“Oğlum da ticaret lisesi mezunu şimdi yanımda çalışıyor. Başka bir dükkân açmıştık ona sonra bankaya geçmişti daha sonra baktık olacak gibi değil yanıma aldım oğlumu da bu yaştan sonra benim çok çalışacak halim yok dükkânın başına getirdim oğlumu. 2006 senesinden beri beraber çalışıyoruz.”

Ahi seçilmişsiniz. Ahilik hakkında ne söylersiniz?

“İşinde dürüst olan, gerçek bir usta olanı ahi seçerler. Esnafa devamlı örnek olacak kişi ahi olur. Ahi isen dürüst olacaksın işini yapacaksın fazla para almayacak haram yemeyeceksin. Ahiliğin yükü ağırdır o yükü de çok şükür yüklendik.”

Yaptığınız brandaları nerelere gönderiyorsunuz?

“Edirne’nin ilçelerine ürün göndeririz. İlçelerde de ustalar var ama üzgünüm az önce esnaflığın dürüstlüğünden bahsettim. Dürüst esnaf her zaman tercih edilir ve kazanır. Bulgaristan’a, Almanya’ya ürün gönderdik. Almanya’daki internetten bulmuş bizleri sipariş verdiler gönderdik.”

Buralara geleceğinizi hayal etmiş miydiniz?

“Hayal etmemiştim. Ama inandım. Benim ilk çalıştığım alan 6,5 metrekare kadar küçücük bir mekândı. Şimdi oturduğum bu ofis sadece 9 metrekare. O günlerde 165 metrekare dükkânım olacak 9 metrekare yazıhanem olacak diyemezdim. Mümkün değil.”

Dürüstlüğe çok vurgu yapıyorsunuz. Dürüstlükle ilgili unutamadığınız bir an var mı?

“Balıkpazarı’ndaki dükkânımda bir müşterim geldi fatura istedi fakat o zamanlar eski zamanlar fatura kesmiyorduk. KDV alacağımı söyledim. 8 TL KDV tuttuğunu söyledim ama fatura kesmemiştim. Müşteri parayı verdi ve dükkândan çıktı. Adam henüz köşeyi dönmemişken dükkânın camı boydan boya kırıldı. Cam masrafı 11 lira tuttu biz adamdan boş yere 8 lira almıştık. Yalan söyleyenin başına ne geldi diye o anı hiç unutmadım ve bir daha tövbe o bana ders oldu hiçbir zaman yalan söylemedim. Fatura yok o parayı cebime koyacaktım ama 8 lira aldım 11 lira cam masrafı ettim. O para cebime girmedi. İşte o olay bana ders oldu o para bana haramdı. 5 tane evladım var ve boğazlarından haram lokma geçirmedim. Babanın evlatlarına, ustanın çıraklarına bırakacağı en büyük miras dürüstlüktür. Bu olay da bunu okuyan gençlere ders olsun. Yalanla bu işler olmaz bir yerden mutlaka çıkar o haram para kimse yapmasın.”

Röportaj: Damla GÖÇ




Yorum Yap

Düşüncelerinizi bizimle paylaşın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar

0 yorum

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!