VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
BİZE ULAŞIN
YAZARLAR
Edirne Ahval Haber - edirneahval.com

@ Haber Tarihi : 13 Temmuz 2018 11:41:04

0 Yorum

Seneler öncesinden… Bir Kırkpınar’ın ‘Cansız Hayali’

Yıl 1935… Tam 83 yıl öncesinde 10 yaşında olan bir kız çocuğunun gözlerinden Kırkpınar’a tanık olmak ister misiniz? Evet diyorsanız sizleri şu an 93 yaşında olan Feriha Hanım’ın hatıralarına davet ediyorum.

Eskiler fotoğraflara “Cansız Hayal” derlermiş. Sevdiklerine gönderdiklerinin fotoğraflarının arkalarına da “Bu cansız hayalimizi bizleri unutmamanız için gönderiyoruz” diye yazarlarmış. Ben de Feriha Hanım’ın hatıralarının canlanmasına yardımcı olması için yıllar öncesinden Kırkpınar’a dair bulduğum ve sizlerle de paylaştığım bu iki cansız hayali gösterdim kendisine… Başladı anlatmaya…

“Kırkpınar’a dair en eski hatıramda kalan 1935 yılıydı. Gözlerimin önünden gitmez 10 yaşındaydım o zaman. Bir evin bir kızı, değerlisi… O zaman şimdiki gibi değil herkeste çok çocuk olduğu için daha bir değerli olurdun tabi.   Lalapaşa Demirköy’deydik o zaman. Kırkpınar’a bir hafta kala heyecan başlardı tabi çocuklarda… Edirne’ye gidilecek diye hazırlıklar yapılır, çocuklar panayırda görecekleri şeylerden, binecekleri oyuncaklara, giyecekleri kıyafetlere kadar hayaller kurardı. “Kırkpınar Misafiri” diye bir kavram vardı. Edirne’dekiler de Kırkpınar’da gelecek misafirler için hazırlıklar yapar, özel temizlik yaparlardı. Hatta çok iyi hatırlıyorum, Sarayiçi’nin çevresindeki mahallelerde yaşayanlar da Kırkpınar öncesi özel olarak sokaklarını temizlediğinden Sarayiçi’ne giderken her taraf mis gibi beyaz sabun kokardı.”

“Düğüne gider gibi giderdik”

“Köylerden genelde Kırkpınar’a son günü yani Pazar günü gidilirdi. Sabaha karşı çok erken saatlerde yola çıkılırdı. Ama tabi öyle hemen paldır küldür olmaz. Özel bir gün ve tabi bütün köy birlikte yola çıkacak. Öyle kolay değil. Düğüne gider gibi Kırkpınar’a giderdik. Kızlar en güzel kıyafetlerini giyer. Sanki düğüne gidecekmiş gibi süslenir püslenir, saçlarımızı yapardık. Tabi şimdiki gibi makyaj malzemesi yok bulduğumuz kırmızı çiçekleri elimizle ovuşturup yanaklarımıza sürerdik. Süslenme sadece kızlar için de değil. Yola çıkacağımız at arabaları da öyle alelade olamazdı. Kırkpınar’a gidilecekti çünkü. At arabaları da çiçeklerle süslenirdi. Ayrıca piknik yapılacağı için bozulmayacak şekilde yemekler de alırdık yanımıza. Böylece tüm köy yola çıkardık. Tabi bizim gibi diğer köyler de gelir. Başka şehirlerden de gelenlerle kalabalık, düğün yeri gibi bir yer olurdu Sarayiçi.”    

“Kırkpınar hediyesi”

“Tam panayır havasında olurdu Kırkpınar… Sonra sonra kaybedildi bu hava… Bütün zamanı köyde geçen çocuklar için o getirilen oyuncaklar muhteşemdi. Şimdiki çocuklar beğenmezdi tabi onları ama bize o dönemde çok inanılmaz geliyordu. Yarışmalar yapılır, oyunlar oynanırdı. Bir sürü satıcı olurdu. Gerçi o şimdi de var ama o dönemde böyle her şeye kolay ulaşılamıyordu. Tabi bir de Kırkpınar hediyesi diye bir şey vardı. Kırkpınar’a gelemeyen insanlara dönüşte eli boş gitmek olmaz, ufak da olsa muhakkak bir hediye alınırdı.”     

“Modernlik yoktu, sıcaklık vardı”    

Şimdikiler eskiden yollar toz toprakmış, stat olmadığı için güreşler açık dağınık bir ortamda yapılıyormuş diyorlar. Evet, modernlik yoktu ama sıcaklık vardı. Şimdi yollar asfalt, stat betonarme olabilir ama eski sıcaklık yok. İnsanlar eskisi gibi önem vermiyorlar böyle değerlere. Televizyonları var çünkü.”

Yıllar geçtikçe Kırkpınar için yapılan bu eğlenceli yolculukları kendisi büyüyüp evlendiğinde çocuklarıyla da sürdürmeye devam ettiğini de anlatıyor Feriha Hanım. Ama ne yazık ki zaman geçiyor, köylerde insan kalmıyor, şehirlerde yaşayan insanlar hayatlarını basit bir şekilde devam ettirmek için ömürlerini harcamak zorunda kalınca böyle değerlere ayıracak vakitleri haklı olarak kalmıyor. Kalsa da zaten bu vakitlerini de televizyonları dolduruyor. Bunu fark eden yetkililer de bu kültürü yaşatmak ve canlandırmak için çaba sarf etmek yerine daha çok çıkar sağlayabilecekleri alanlara yöneliyorlar. Sonra zaten ülke üst üste acılar yaşıyor. Ya ardı arkası kesilmesizin şehit haberleri geliyor ya da bir tren kazası oluyor. İnsanlar ölüyor, yaralanıyor. Haliyle davullar susuyor, kimsenin bir Kırkpınar coşkusu, heyecanı yaşayacak hali kalmıyor. Böyle böyle 657 yıllık geleneğin ruhunun öldüğünü görse de insanlar, hakiki ölümlerin acısından bunun farkına bile varamıyor. Ve tüm bu anlatılanlar 93 yaşında bir kadının hatıraları ile iki cansız hayalden ibaret kalıyor…    

Henüz Bu Haber İçin Yorum Yapılmamış
Adınız Soyadınız
Güvenlik Kodu
BENZER HABERLER