VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
BİZE ULAŞIN
YAZARLAR
Edirne Ahval Haber - edirneahval.com

@ Haber Tarihi : 21 Nisan 2020 00:11:10

1 Yorum

Kez Okundu.

Tanışıyor musunuz?

Odasına girdikten sonra kapısının arkasındaki kitap rafında elimin dolaştığını görünce yüzünde oluşan ifadeye paralel bir cümle kurmasına fırsat vermemek için sağ kaşımı kaldırıp bir bakış fırlattım.Elindeki yastığını öbür yüzüne çevirmek için gözlerini benden uzaklaştırırken hafif sitemli sesiyle "Kitaplar en iyi dosttur.Ama hep ben onları dinliyorum,onlar da beni dinlesin istiyorum"dedi.

 

Sırt sırta verilmiş onca kitabın arasından parmağımın tek hamlesiyle bir adım öne çıkan gecenin talihlisi mi talihsizi mi bilemediğim kitabı öylece bıraktım. Elim önce ışığa sonra da vücudumun geriye kalanıyla birlikte onun yanına uzandı."O zaman bu gece bu odadaki dostlarımız bizi dinlesin,ilk sen başlamak ister misin?"diye sordum."Hayır" demedi ama işine gelmediğinde hali hazırda büyüklerin bile başvurduğu sessizlikle demiş kadar oldu.Kolum ile, başım ve omzum arasında dik bir üçgen oluşturarak ona doğru döndüm.Ve böylece zihnimdeki hatıraların tozlu raflarında dolaşmaya başladım.

 

İlk rafta dünyanın dört bir yanındaki denizlerde dehşet saçan bir canavardan bahseden"Denizler Altında Yirmi Bin Fersah" duruyordu.Başlığını okuduğumda fersahın canavarın ismi olduğunu, yirmi bin tanesiyle yaşanacak bir maceranın heyecanıyla kitabı elime almış,son sayfasına kadar gizemli bir hayal dünyasının içinde dolaşmıştım. Kocaman bir hayal kırıklığı ile de iyi bir ders almıştım.

 

Sonra Ömer Seyfettin'in gece mavisi rengi kapağıyla, günümüz kitaplarından daha dar ebatta basılmış tüm eserlerinin yer aldığı kitaba uzandım.Hatta birkaç yaz önce,ışığı yanan odasından sesi sedası duyulmayan yeğenimin kapısını aralayıp,gözlükleri ve elindeki kitabıyla uyuya kaldığını fark etmiştim.O gece, masmavi kitapla ve kitabın kapağını çevirdiğimde kaldığım sayfayı not düştüğüm kendi el yazımla yıllar sonra tekrar karşılaşmıştım. Yaşadığı adaletsizliğin başkalarının başına gelmemesi için kendince bir çare bulan zalimler karşısında mazlumlara, zenginler vesilesiyle fakirlere yardım etmeyi ödev bilmiş "Yalnız Efe"yi belki onuncu kez ama derin bir özlemle ilk kez okumuştum. Yüzünü  kadınlardan başka kimsenin görmesine izin vermeyen Yalnız Efe'nin yüzü,gözlerimin önünden gecenin yavaş yavaş aydınlanmasıyla kaybolup gitmişti.

 

Lise yıllarımın bir kısmı babamın görevi nedeniyle tayin olduğumuz bir ilçede geçmişti.Bu şehirden yaklaşık bin üç yüz kilometre uzaklıkta, eylül ayının ilk haftalarında tarih öğretmenimizin verdiği araştırma ödevi için kütüphanenin yolunu tutmuştum.Evimizin bir sokak altında olduğunu öğrendiğim, duvarları ve kapısı demir parmaklıklı iki katlı tarihi binadan içeri girdiğimde burnumu yakan rutubet ve kesif kağıt kokusuna bir süre sonra alışacak yıllar boyunca o kokuyu özledikçe soluğu sahaflarda alacaktım. Kütüphanenin holünden girince hemen karşınıza çıkan kocaman bir danışma masası,masanın üzerinde her daim yükselen, iade edilip yerlerine yerleştirilmeyi bekleyen kitaptan kuleler,masanın hemen yanında da duvara sabitlenmiş küçük kare bölmelerinde  üye kartlarının saklandığı raflar bulunurdu.Arka tarafta ise çok sayıda dar,uzun çekmeceli masif ahşap dolaplar, dolapların her bir çekmecesinde harf kartları,kartlarda o harfle başlayan yazarların adları yer alırdı.Kartta adı yazılı yazarın altında mevcut kitapları ile o kitapların hangi rafta kaçıncı sırada olduğu belirtiliyordu. İşte alfabenin ilk harfinin yazdığı kartta adı karşıma çıkan Agatha Christie ile böyle tanıştım. Soluk soluğa okuduğum polisiye romanlarıyla kimi zaman günde iki kez kütüphane yolunu arşınlıyor kimi zaman da Hercule Poirot önderliğinde dedektiflik yolunda ilerliyordum.Kitaplar genelde okunmak için satın alınırdı ve ben o dönem ödünç aldığım kitapları para kazanmaya başladığım yıllarda,okuduğum halde satın alacaktım.Şimdi ne zaman o rafa baksam; Agatha'yla birlikte tuzlu suların kıyısında büyüyen gençliğimi de görüyorum.

 

Lise son sınıfta bu şehre geri dönüp her dersin başka sınıflarda bambaşka öğrencilerle işlendiği kredili eğitim sisteminde, sıra arkadaşlarım uzun bir süre kitaplarım olacaktı.Bir bahar günü edebiyat hocası, şiir okuması için yoklama listesinde gezdirdigi işaret parmağını kırk küsür öğrenci arasından adımın üstünde durduracak.Şair,gözleri kapalı İstanbul'u dinlerken bu kadının da suya değecekti  ayakları…

Pencereden sızan sokak lambasının ışığıyla belli belirsiz seçtiğim gözlerinin kepenklerini indirerek çoktan derin bir uykuya dalan küçük insanın alnındaki saçlarını geriye atıp alnına bir öpücük kondurarak odasından çıktım.

.

Rabia kutluol 12 Haziran 2020 11:24:01 Cevap Yaz
(0)
(0)
Harika bi anlatım ve betimleme tebrikler dilek
Adınız Soyadınız
Kapat
Adınız Soyadınız
Güvenlik Kodu
BENZER HABERLER