VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
BİZE ULAŞIN
YAZARLAR
Edirne Ahval Haber - edirneahval.com

@ Haber Tarihi : 13 Mayıs 2020 00:16:22

0 Yorum

“Türk kadını! Sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.”

Türk toplumlarında kadın ailenin temelini oluşturduğu için, Türk destanlarında ve Türk efsanelerinde çok yüce mertebelere konulmuştur. Evinin kadını, eşinin yol arkadaşı, çocuklarının anası olan kadın gün gelir omuz omuza mücadelede de yerini almıştır çekinmeden.

Yaratılış Destanı’nda Tanrı’ya insanları ve dünyayı yaratması için fikir veren “Ak Ana” adında bir kadındır. Oğuz Kaan’ın ilk eşi; karanlığı yarıp gökten inen bir mavi nur, ikinci eşi kutsal bir ağaçtan doğmuş insan üstü bir varlıktır. Yakutlarda “Ak Oğlan” ağacın içinden çıkan nurlu bir kadın tarafından emzirilmiştir. İlk Türk yazıtlarında Bilge Kaan; “sizler anam hatun, büyük annelerim, ablalarım, hala ve teyzelerim….” hitabıyla söze başlamıştır.

İlk Türk kadın memurlar; Bedra Osman, Bedia Şekip, Nezihe Mustafa, Hamiyet Derviş, Mediha Enver, Refika Mustafa, Semiha Hikmet Hanım. Cephedeki Türk kadınları... Nene Hatunlar, Tosyalı Nazife hanımlar, Şerife bacılar, Rahime kaptanlar, Halime çavuşlar, Kara Fatma’lar ….1926’da medeni kanunla destek olmuştur büyük atası Türk kadınına, 5 Aralık 1934’de seçme ve seçilme hakkı tanıyarak güvenini belirtmiştir. İşte büyük Atatürk’ün kadına verdiği önemi dile getiren sözleri;

“Daha esenlikle, daha dürüst olarak yürüteceğimiz yol vardır. Bu yol; Türk kadınını çalışmamıza ortak yapmak, ilmi, ahlaki, sosyal ve ekonomik yaşamda erkeğin ortağı, arkadaşı, yardımcısı ve destekleyicisi yapmak yoludur. Bizim sosyal toplumumuzun başarısızlığının sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlikten ileri gelmektedir. Yaşamak demek, faaliyet demektir. Bundan dolayı bir sosyal toplumun, bir organı faaliyette bulunurken, diğer organı işlemezse o sosyal toplum felçli olur…”

“İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur. Kabil midir bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünü ilerleyemesin? Mümkün müdür ki bir cismin yarısı toprağa bağlı kaldıkça öteki yarısı göklere yükselebilsin? Ey kahraman Türk kadını! Sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.” (30 Mart 1923 Vakit gazetesi)

Bu gün evladının mübarek şehit cenazesini bağrına basarken “vatan sağolsun” diyen büyük şehit anasının metaneti bundandır. Memleketine verdiği şehidin gururu ile yaşamaya devam etmek her milletin anasının başarabildiği bir erdem değildir. Analık da her insanın erdem kabul ettiği bir sıfat değildir dünyada. Türk anası bu erdemlerin en güzeliyle donatılmıştır. Eli öpülesi, duası alınası, hizmetinde bulunulası büyük analarımız…

ONLAR:

        Ekonomiden anlamasalar da, iktisatlı yaşarlar…

        Nimeti israf etmezler.

        Sofra artığı ekmek kırıntılarını bile çöpe atmazlar, kurda kuşa ziyafet çekerler.

        Marka bilmezler, marka giymezler…

        Yırtılanı yamar, söküleni diker; yıllarca giyerler. Bilmem hangi bayramda ya da düğünde alınmış fistanı, renkleri solmuş da olsa, on yıl sonra, “üst-baş çıkını”nda bulabilirsiniz.

        “Kelâmı kadim” yazılıyor diye yerdeki alelâde kâğıt parçalarını bile alır, bir duvar kovuğuna sokar..

        “Avredimizi setreder” (Ayıbımizı örter) diyerek bir çarşaf eskisini, el kadar “Nazilli basması”nı sokağa atmaz. Hatta evde işe yaramaz küçük kumaş-basma parçalarını birleştirip seccadeler, sofra bezleri diker…

        Onlar manken değildir..

        Onlar yıldız değildir..

        Onlardan televole kahramanları çıkmaz…

        Hamur yoğuran elleri toprak kokar. Nasırlı avuçlarından adeta bereket akar.

        Onlar söze bile gerek kalmadan gözden anlarlar..

        Çünkü “öz”den anlar, gönül diliyle, lisan-ı hâl ile hemhâl olurlar…

        At, eşek, koyun, kuzu, inek, dana, keçi, oğlak.. Ahırda, ağılda hangi hayvanlar varsa, onların dilinden de anlayan analar…

        Onlar yuvayı yapan ve ayakta tutan dişi kuşlardır..

        Namuslarına, haysiyetlerine dokunulduğu anda kartal olur, şahin olur, hatta aslan kesilirler.

        Çocukları için, kan kussalar da kızılcık şerbet içtik diyecek kadar fedakârlıktimsalidirler.Onlar tarlada, çapada, ekinde, orakta.. Ya da atölyede, makine başında…

        onlar “bizim kadınlarımız!..”

        “Anamız!..

        Avradımız!..

        Yârimiz!..”

        Ve tabii bacımız, halamız, teyzemiz, yengemiz, gelinimiz, görümcemiz, eltimiz, baldızımız, kızımız…

        Nereden ve hangi sıfatla bakarsanız bakınız; muhteremler…

        “ana”nın yeri başka..

        Anamın reyi; “Dağdaki çobanla benim oyum bir midir?..” diyen manken kızın oyundan çok çok kıymetlidir.

        Onlar makyaj bilmezler, kuaför bilmezler.

        Manikür, pedikür, ruj, rimel onların dünyasına yabancı kelimelerdir.

        Oğullarını askere gönderirken kurbanlık koç gibi kına yakarlar…

        Sofrasına besmeleyle oturulan analar…

        Başörtüsünün kokusunu içimize çekerek ferahladığımız, genişlediğimiz anneler…

        Gözlerimizin ışığı, yuvamızın manevî beşiği anneler..

        Kervanımızın başı anneler…

        Kölesi olmaya doyulmayacak, Cenneti ayağının altında taşıyan anneler…

        İşte bu güvenin sahibi analar, bir anneler gününü daha yaşıyorken;  bir kez daha ifade etmek istiyoruz ki; Türk kadını; ailesinde ve toplumda örnek olmaya, sağduyunun ve uzlaşının merkezi olmaya devam edecektir. Türk erkekleri de dün olduğu gibi bugün de toplumsal görev ve sorumluluklarında Türk anasına destek ve yardımda bulunmaya devam edeceklerdir.

Saygı ve şükranla bütün analarımızın ellerinden öpüyoruz.

Gücünü tarihinden ve iffetinden alan Türk anaları! Anneler Günümüz kutlu olsun.

Henüz Bu Haber İçin Yorum Yapılmamış
Adınız Soyadınız
Güvenlik Kodu
BENZER HABERLER