20 Kasım 1959 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu "Çocuk Hakları Bildirgesi"ni kabul etti. Ama bu kabulden otuz yıl sonra 1989'da "Çocuk Haklarına Dair Sözleşme"yi kabul edebildi. Bizdeki durum mu? Türkiye, ancak Çocuk Hakları Sözleşmesini 1990 yılında imzaladı ve 27 Ocak 1995 yılında yürürlüğe girdi. Her yıl 20 Kasım "Çocuk Hakları Günü" olarak kutlanıyor ama hukuk belgeleri uygulanmıyor.(***)
Bu sözleşmeye imza atan Devletler bireyleri 18 yaşına kadar çocuk kabul eder, her türlü cinsel istismardan, saldırıdan ve sömürüden korunma haklarını da üstlenmiş olur.(****) Tabii ki dünyaya gelen her bebek veya çocuk, farklı ebeveyn, ülke ve ekonomik koşullar içinde bu dünyaya gözlerini açıyor. Örneğin eğer Afrika'nın yoksul bir ülkesinde doğduysanız, birçok dezavantajla dünyaya geldiniz demektir. Bir kere, sağlıklı ve yeterli beslenemeyeceğiniz için bu dünyadaki yaşam süreniz çok ama çok kısa olacaktır. İstatistiklere göre her gün yetersiz beslenme nedeniyle dünyada yaklaşık 8.000 çocuk ölüyor.(*)
Yetersiz beslenme Korona Virüsten de çok tehlikeli. Yani korkunç ve utanç verici bir durum. Çünkü bizim ülkemiz de dahil olmak üzere bu utanç bütün dünyanın karnı toklarına ait. Bazıların beğenmedikleri için yemeklere kaşığını sürmeden çöpe atığı, bazılarının da karınlarını doyurabilmek için çöplerden yiyecek toplamaya çalıştığı garip ve utanç verici bir döngü. Açlığın yanında çocukların çözümlenemeyen o kadar çok sorunu var ki.
Bunlardan birisi de şiddet ve savaşlar. Çocuklar savaşlarda kadınlar ve sivillerle birlikte öncelikli hedef haline geliyorlar. Savaşlarda sadece katledilmiyorlar, kadınlarla birlikte cinsel istismara da uğruyorlar. Daha da utanç verici olanı, normal yaşam koşulları içinde de cinsel istismara uğramaları önlenemiyor. Çünkü bu tür saldırılar aile bireylerinden olabildiği gibi, çok yakın tanıdık dost ve arkadaş diye görünen yetişkinlerden de gelebiliyor. Çocukların cinsel istismara uğramaları (özellikle ensest dediğimiz aile içi cinsel istimarın) ailenin sosyo-ekonomik durumuyla ilgisi söz konusu değil.
Maalesef, özellikle son dönemde çocuklarda HIV virüsü vakalarının arttığını, Türkiye genelinde iki yüz elli (250) çocuğun hastanelerde tutulduğunu öğrenmek de bu utancın ayrı bir boyutu. Sadece İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde HİV'den yatan 100 çocuk var. Çünkü bu çocukların HIV pozitif olmasının en büyük nedeni de yine cinsel istismar. (**)
Ayrıca çocuklar anne veya babanın şiddetine maruz kalabildiği gibi, aynı şiddeti kendi akranlarından da (akran zorbalığı) görebiliyor. Bunun yanında ülkemizde hala , çocuk gelin konusu da kocaman bir sorun. Sadece 2023 yılında Türkiye'de TÜİK verilerine göre 11.177 kız çocuğu çocuk yaşta evlendirildi. Bu utanç hepimize yeter!(*****)
20 Kasım Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Günü'nde bu sorunları sıralamaya devam edebilirim ve sorunlar oldukça fazla. Örneğin bizim ülkemize özgü ve belki bazılarımızın hiç te farkında olmadığı "kış saati uygulaması"nın uygulanmaması. Çocuklar, kış aylarında hava henüz aydınlanmadan okula veya kreşe gitmek zorunda kalıyorlar. Aynı şekilde hava kararınca da evlerine gelebildikleri için "gün yüzü görmüyorlar!" Uykudan ayılamadıkları için kahvaltı yapmaları büyük sıkıntı. Çünkü çocuğun canı (biyolojik saati) o saatte bir şey yemek istemiyor. Özellikle sabah ilk saatlerde olan derslerde öğrencilerin dikkat ve konsantrasyonu da mümkün olamıyor. Ayrıca karanlık havada okula gidilip gelindiği için, servis kullanmayan öğrencilerin güvenlik sorunları da büyük bir sorun.
Biliyorum, yazdıklarımla içinizi karartmış olabilirim. Ama maalesef bütün bunlar, insan yavrularının en savunmasız ve ilgiye ihtiyaç duydukları yaşta yaşadıkları acılar ve sorunlar. Çocuk olmak ne zor şey değil mi? Çünkü özelikle günümüzde güvenlik sorunundan dolayı sokaklardan çocuk sesleri, gülüşleri her geçen gün daha fazla azalıyor. Sağlıklı ve güçlü bir toplum olmak için öncelikle çocuklarımızın sorunlarına mümkün olan bütün koşullar zorlanarak çözüm üretmek zorundayız.
Her isteyen yetişkin anne-baba olmamalı. Bunun için adaylar, bir takım psikolojik testlerden geçirilmeli. Ayrıca liselerde biyoloji derslerinde doğum kontrolü konusu müfredatta yer almalı. Hiçbir çocuk dünyaya gelmek için anne babasına yalvarmıyor. Dolayısıyla geleceğimiz olan çocuklarımızın güvenli, karınlarının doyduğu ve yüzlerinin güldüğü bir dünyayı yaratmaya çalışmak, biz yetişkinlerin ve devletimizin en büyük sorumluluk ve görevlerindendir.
Bir de fikirlerini almadan dünyaya getirdiğimiz çocuklarımızdan ihiyaçları olan sevgiyi asla ve asla esirgememek de unutmamamız gereken en en önemli konulardan biri. Aslında sıraladığım sorunların büyük bir bölümünün temelinde, yetişkinlerin sevgisizliklerinin ve sevgisiz yetişmelerininin de etkili olmasının yattığını düşünebiliriz. Çocuklarımız "Çiçek Olmasınlar!" Çiçekler bir süre sonra solar ve dallarından kopartılırlar.
Çocuklarımız, koruduğumuz halleriyle ve haklarıyla çocuk kalsınlar. Ayrıca bütün çocuklarımız etli yemekler, güzel kahvaltılar ve şeker de yiyebilsinler, okula aç gitmesinler. Her çocuğun güvene, saygıya, sevgiye, haklarının korunmasına ve bu haklarının kendisine öğretilmesine hakkı var.
Cıvıl cıvıl oynayan, gülen, sağlıklı, sevgi dolu, karnı tok çocuklarla ve elbetteki sevgiyle kalın...
Kaynakça
(*) esitadimlar Un Women araştırma sonuçları.
(**)Halk TV araştırma sonuçları
(***)UNİCEF'in verileri
(****)TCK madde 103,104,105
(*****)2023 yılı TUİK verileri çocuk raporu