"Oyunumuzun başlamasına 10 dakika kaldı." Nerede duyarsam duyayım en sevdiğim duyurudur. Fuayede oyunun afişini, oyun hakkında ve emeği geçenler hakkında kısa bilgiler veren resimli broşürü, oyuncuların siyah beyaz vesikalık fotoğraflarını, oyunun bazı önemli sahnelerinden renkli birkaç kareyi illa arar gözlerim. Hemen hemen her profesyonel tiyatro fuayesinde bulunan olmazsa olmaz bu aksesuarların bazıları şehir tiyatromuz daha yeni kurulduğu için henüz yok. 10 lira bile olsa ücretli olmalı oyunlar. Seyirciler genelde 10 lira bile olsa harcadığı paradan alması gereken faydayı unutmaz. O para heba olmaması için kalkar oyuna gelir. Bu kendince bir iç disiplin oluşturur. Ücretsiz oyuna ise; bu gece maç var haftaya, bu hafta dizinin sezon finali öbür haftaya gibi güncel bahanelerle pek gidilmez.
Tiyatro seyircisi hakikaten cefakâr ve vefakârdır. Sıcacık evinde, kumandası elinde, çayı kahvesi önünde oturup koltukta uyuklamak varken otobüs ya da arabasıyla karda, yağmurda o trafiğe rağmen kalkıp emeğe saygı duyduğu ve o hazzı defalarca aldığı için gelir. Bunun oluşması kolay değil. Hem zaman hem emek harcamak gerekiyor. Bütün gelişmiş ülkelerde 40-45 dakika olan TV dizileri, akşamın gereksizce hatta anlamsızca en lezzetli ve en verimli 1,5 - 2 saatini esir alırken bunun yarattığı konfor alanını terk edip, düşük yüzdeli sorunları da göze alıp tiyatroya gelmek bir disiplin işidir. Yukarıda bahsettiğim disiplinin farkına varmamış yada o disiplinden doğan hazzı tatmamış hedef kitle için tiyatroyu daha cazip hale getirmek de oyuncusundan, sanat yönetmenine, kültür müdürlüğünden, belediye başkanına herkesin ortak görevidir. Bu hedef kitleye hem bu hazzı yaşatmak hem de bu emeğin sonucunda çıkan ürünü izlerken uyması gereken kuralları fark ettirmeden kazandırmak da işin mutfak tarafında olanlarının vazifesi oluyor.
Yeni seyirci açısından afişte yazan oyunun yaş sınırı kuralına uymayan çocuğu oyuna getirmemek, oyun esnasında bir şey yiyip içmemek. Yanındaki ile oyuna dair veya oyundan bağımsız bir konuda konuşmamak. Oyunun herhangi bir yerinde (hayati bir neden yoksa) kalkıp salonu terk etmemek. İzleyeceği oyunun komedi mi dram mı? Olduğu hakkında gelmeden önce oyun hakkında minimum bir bilgiye sahip olmak. Sırası geldiği için sahneye gelen her oyuncuyu alkışlayarak oyunu kesmemek. Tüm uyarılara rağmen cep telefonunu kapatmamak ya da sessize almamak. Tiyatro oyunu izleme kültürünün temel maddeleri bunlardan ibaret. Çok da zorlanılacak bir durum yok.
'Oyunumuzun başlamasına 5 dakika kaldı." Kulisteki oyuncuların neler hissettiğini amatörce tiyatro yapmış biri olarak ucundan azıcık bilirim. Çünkü heyecansız olmaz bu iş. O heyecan en tecrübelisinden en gencine hepsinde illa ki vardır. Profesyonel oyuncuların oyundan en az bir saat öncesinde kulise kapandıklarını, kostümlerini ve eşyalarını kontrol ettiklerini, belki bazı sahnelerin son bir tekrarlarını yaptıklarını, oyun defalarca oynanmış olsa bile her yeni oyunun kendi olası problemleriyle kendilerini beklediğini bilirim. Tiyatroyu biricik yapan şeyin aynı oyunun, aynı oyuncularla, aynı salonda, yüzlerce defa oynanmış olsa bile her defasında başka seyirciye oynandığını, her oyunun kendi içinde sadece ve son defa orada oynanıp bittiğini ertesi oyunun başka bir oyun ve bambaşka sürprizlere, hazlara, heyecanlara gebe olduğunu düşünüyorum. Tabancanın onlarca defa patlayıp o gece patlamaması, elektrik arızasının bir kere olması ama onun yarattığı paniğin seyirciye yansıtılmaması, oyuncunun beklenmedik bir şekilde düşmesi veya yaralanması tiyatro oyuncularının en komik ve en bilindik anıları arasında yer alır. Oyunculuk açısından belki de en cazibeli tarafı gerçek hayatta olamayacağınız kişilere, karakterlere, mesleklere bürünmek. Bir oyunda kral başka bir oyunda hırsız, diğerinde ölmek üzere olan bir hasta olursunuz. Hatta aynı oyunda hem eşek hem kasabanın en zenginlerinden birisi olursunuz. Rolünüz gereği onlarca defa aldatılır, komik duruma düşürülür, çirkefin önde gideni olur sonra günlük hayatınıza devam edersiniz. Tiyatroyu biricik yapan şeylerden birisi de budur. Tiyatrodur, iyidir.
"Sevgili seyirciler oyunumuz başlıyor." Bu oyunda sizleri birkaç saatliğine de olsa gündelik hayatın zorluklarından, tuttuğunuz takımın aldığı sonuçlarla sizi üzmesinden, aile ekonomisini denkleme çabanızdan, çocuğunuzun kötü karnesinden uzaklaştıracağız. Tiyatrodur, iyi gelir. Edirne Şehir Tiyatrosu yıllarını tiyatroya vermiş ve emekli olsa da gene tiyatrodan kopamamış bir genel sanat yönetmeni, hem yetenekli hem de genç on harika oyuncusuyla, Eşeğin Gölgesi’nde seyir ve beğenilerinize hazırdır. Alkışınız bol olsun.