Mahalle maçı için toplandık yine. Hatırlarsanız; en büyüklerden ikisi karşılıklı dururlar sonra ayaklarını birbirinin önüne koyarlar ve aldım, verdim diyerek adım adım ilerlerler. Kimin ayakucu diğerinin ayak ucuna basarsa seçme sırasını ve dolayısıyla en yetenekli futbolcuyu takımına alma hakkını kazanır. Genelde dengeli takımlar kurulması beklenir. Maçın heyecanı bayramdan bayrama yenen kavurmanın tadı gibi damaklarda kalsın diye. Tabii ki de yıllardan bu yana babadan oğula gelenekselleşen kurallar vardır. Maç ezan okununca kaç kaç olursa olsun biter. Topu getiren ne kadar gabi olursa olsun mutlaka bir takımda oynama hakkına sahiptir. Komşulardan birinin camı ya kırılır ya da kırılma tehlikesi atlatır. Kırılırsa komşunun topu kesme ya da “Keserim topunuzu haaa!” deme hakkı vardır . Penaltı, kaleye bakmadan topukla altı adım uzaktan atılır. Kale direğinin yüksekliği, kalecinin boyu kadardır. Asla yan direkten top dönmez. Çünkü kale direkleri taşlar veya üst eşofmanlardır. Üç korner her yerde bir penaltıdır. Maç sokakta oynanıyorsa bahçe ya da evin duvarıyla verkaç yapılır. Tartışmalı kararlarda ekseriyetle basamaktan onları izleyen komşu annelerden yardım istenir.
Mahalle maçı için toplandık yine. Bilirsiniz en büyüklerden ikisi karşılıklı dururlar sonra ayaklarını birbirinin önüne koyarlar ve aldım, verdim diyerek ilerlerler. Cumhurgücü ve Millet Yunaydıt karşı karşıya gelecek. Her ikisi de kadrolarını kurma telaşındalar. Her iki takımda da mahallenin tıfılları kaptanlara “Beni al, beni de al!” diye cazgırlık yapıyorlar. Maç başlamadan kimin hangi takıma gireceğinin tantanası, maçın önüne geçti bile. Genelde dengeli takımlar kurulması beklenir. Fakat takımların güçleri belli. Bir tarafta; her kafa topunu alan, daha önceki maçların tamamını kazanmanın özgüveniyle ve takımdaki oyuncuları mevkisini kaybetmesin diye sürekli bağırıp, çağırıp onlardan safların sıklaştırmalarını isteyen kaptan. Diğer tarafta; "Bu sefer rakibimizi yeneceğiz, eskisinden daha güçlüyüz. Önceki mağlubiyetlerden dersler çıkardık." diyen kaptan. Kurallar biraz netameli. "Yan direk üstünden geçen her top, gol mü değil mi?" Diye tartışılacak maç içinde de, maçtan sonra da. Penaltı, korner de öyle. Cumhurgücü, sağdan sağdan yapacak ataklarını, Millet Yunaydıt ise sağlı sollu ataklarla yüklenecek.
Esas sorun geçen maçlarda Cumhurgücü’nde oynayıp da bu maça Millet Yunaydıt tarafında başlayanlarda olacak. Gol atarsa sevinemeyecek belki geçen maçtaki gibi. Ya da buruk bir sevinç mi yaşar? Efendim? Tabii bu maçta golü atınca onu takımında görmek istemeyen Cumhurgücü takımının kaptanının gözlerinin içine bakarak Millet Yunaydıt formasındaki armayı bile öpebilir diyorsunuz. Evet olabilir. Hele bir de golü kendi kalesine atarsa; Eyvah! Yandı gülüm keten helva. Vay efendim yıllarca rakip takımla bize goller atmış adam ne demeye bu maçta kadroya alınırmış da, vay efendim bilerek kendi kalesine attı da. Sürüp gider bu konu bir dahaki maça kadar.
Bizim beklentimiz adil, şiddetten ve gerilimden uzak, coşkulu ve zevkli bir maç olmasından yana. Simon Kuper’in aynı adlı kitabında dediği gibi "Futbol Asla Sadece Futbol Değildir." Seçimdir, seçim ekonomisidir, gelecektir, yatırımdır, kaynakların doğru kullanımıdır, eğitimdir, politiktir, arkadaşlıktır, adalettir, takım oyunudur, ortak paydada toplanmaktır. Eh işte biz de o yüzden toplandık yine…