Ragbi Günlükleri 106

Zafer ERAY
Zafer ERAY
zafereray@edirneahval.com
Yayınlanma 20.06.2022 - 18:24

Avrupa Trophy Serisi'nin Zagreb'te oynanan ilk ayağının ardından, 7'li ragbi kadın milli takımımızın Budapeşte yolculuğu başladı. Ülkeye dönmeden, direkt ikinci ayak maçlarının oynanacağı Budapeşte'ye geçti millilerimiz. Antrenmanlarına burada devam eden takımımız, hazırlık sürecinde Moldova ve Macaristan ile ortak antrenmanlar da gerçekleştirdi. Kadınlarda 12 ülkenin katıldığı Avrupa Trophy Serisi'nin ikinci ayağı, 17 Haziran Cuma günü başladı. Türkiye, B Grubu'nda İtalya, Norveç ve Danimarka ile mücadele etti.

Cuma gününün açılışını, grubumuzdaki direkt rakiplerimizden Norveç ile yaptık. Maçın kazananı, gruptan çıkma yolunda önemli bir avantaj elde edecekti. Oyunu başlatan Norveç vuruşu direkt dışarıya gidince, 5 metre çizgimizde line out(ragbiye özgü taç atışı) kazandı takımımız. Ancak atılan top, line out koridoruna düz bir şekilde girmeyince, top tekrardan Norveç'e geçti. Oyunu scrumla başlatan Norveç, 2. dakika içerisinde maçtaki ilk sayısına ulaşıyordu:0-5. Norveç başlangıç vuruşu sonrası oyun, Türkiye atağıyla devam etti. Top gezdirdiğimiz sırada Nermin'in yaptığı savunma arkası vuruşu görünce, bu harekete hiçbir anlam veremedim. Rakibin hem kanadı hem de arka güvenliği(sweeper) bu vuruşu bekliyor gibi pozisyon almışlardı. Neyse ki top bizim lehimize yerde sekince, tekrardan topa hakim olmayı başardık. Oyunu ters kanada akıttığımız sırada Hülya'nın topu öldürmesi, zamanında pası açamaması, yediği tackle sonrası desteğinin zamanında yetişememesi bize top kaybına, devamında da ikinci sayıyı yememize neden oldu:0-12. Nermin'in ruck ile uğraşması, Gülnur'un ruck başından uzak kalması yediğimiz sayıdaki diğer etkenlerdi. Zamanında atılmayan bir pas, olası bir sayımıza mál olduğunu söylemeliyim. İlk yarının sonunda, kazandığımız penaltıyı hızlı başlayan Nermin, tüm sahayı geçerek hanemize bir sayı yazdırdı ve ikinci yarıya umutlu gitmemizi sağladı. İkinci yarıda yaptığımız başlangıç vuruşundan sonra Norveç üzerinde baskılı bir savunma kurduk. 22 metre çizgileri civarından çıkarmadığımız rakibimiz, kazandıkları penaltıları line outa vurarak rahatlayıp, mesafe kazanmaya çalıştı. Ancak bu denemeler, baskılı savunmamıza çözüm olamadı. Kazandığımız penaltı sonrası topla buluşan Nermin, savunmadaki boşluğu iyi görünce, yaptığı koşu ikinci sayımıza ulaştırdı bizi. Müsait bir açıdan kullandığımız ekstra vuruşta isabet bulamayışımız, rakibimizin skor üstünlüğünün devam etmesine neden oluyordu:10-12. Maçın bu skorla bitmesiyle, grubumuzdaki hedef maçımızdan mağlubiyetle ayrıldık. İlk yarıdaki tutuk oyunumuz ve tercihlerimiz, iki kolay sayı yememize neden olurken, Nermin'in bireysel yarattığı sayı dışında organize bir hücumda da bulunamadık. İkinci yarıdaki savunmamızı maç boyu yapabilseydik, skorun lehimize olacağını düşünüyorum. Son değineceğim nokta, ekstra vuruşlarımız... Trophy Serisi'nin ilk ayağında da sıkıntı yaşadığımız ekstra vuruşlar, Budapeşte'de bir maç kaybetmemize neden oldu. Zagreb'teki uyarı, Budapeşte'de canımızı yakıyordu.

Günün ikinci karşılaşması, saat 17.14'te Danimarka ile oynandı. Türkiye'nin başlangıç vuruşuyla hareketlenen oyunda ilk topu çalmayı başarıyorduk. 2. dakika içerisinde, Hülya'nın rucktan aldığı topla kör kanada yaptığı koşu, Türkiye'yi öne geçiriyordu:5-0. Rakibimizin line out hatasını değerlendiren Nazlıcan, skoru 10-0'a getirirken, ilk yarıda bu skorla sonuçlandı. İkinci yarıda da hakim oyununu sürdüren milli takımımız, Nermin ve Sedanur'un sayılarıyla skoru açtı ve rahat bir oyunla 22-0 maçı kazandı. Maçta bariz bir Türkiye üstünlüğünden söz edebilirim. Rakibimizin hata yapmaktan oyun oynayabildiğini söyleyemeyiz. Özellikle çok fazla handling hatası yaptılar. Skor ve oyun olarak rahat bir maç geçirsek de performasımızı yukarı çekmeliyiz. Rakip hatalarını değerlendirip, sayılar bulsak da organizasyon anlamında eksik kaldığımızı söylemeliyim. Ekstra vuruş başarı oranımız, bu maçta da yerlerde sürünmeye devam etti. Basit açılardan yapılan vuruşlar, bir türlü direkler arasından geçirilemedi.

İtalya karşısında yaptığımız günün kapanışı, grubumuzdaki en zorlu maçımızdı. Maçı kazanıp, grubu ikinci bitirmek önemliydi. Zagreb'te İtalya'ya karşı oynadığımız oyun, bu maçı kazanabileceğimize dair umutlarımızı diri tutmuştu. Türkiye'nin başlangıç vuruşuyla hareketlenen oyunda, ilk tackle kural dışı olunca, oyuncumuz Gülnur sarı kart gördü ve maça 6 kişi başlamış gibi olduk. İtalya'nın oyunun hızını yükseltmesi, pasları koşarak almaları, yaptıkları destek koşuları zaten sahada bir kişi eksik oynayan takımımıza zor anlar yaşattı. Başka penaltılarda kazanan İtalya, ilk sayısını 2. dakika içerisinde buluyordu:0-5. 4. dakika içerisinde-sanıyorum Sedanur-, 3 rakibinin arasına tek başına dalınca, topu kaybetti ve devamında bir İtalya sayısı daha hanelerine yazıldı:0-10. İlk yarının sonlarında, oyunun gidişatını değiştirebilecek şans elimize gelmişti. Bir oyuncusunun sarı kart görmesiyle sahada 6 kişi kalmıştı İtalya. En azından bir sayı bulabilir, ikincisi için denemeyi sürdürebilecekken, yaptığımız basit hatalarla kazandığımız iki penaltıyı da harcadık ve ilk yarıyı 10-0 geride kapattık. İkinci yarıdaki ilk hat kırmamız, Nermin ile gerçekleşiyordu. Ancak O da rakibin arka güvenlik oyuncusuna(sweeper) takılınca, topu elinden öne düşüyordu. 3. dakika içerisinde kazandığımız penaltıyı hızlı başlayıp, rakibi deorganize yakalamak istedik. Ancak hızlı ve telaşlı başlangıcı karıştırmış olacak ki Sedanur, topu kaybetti ve İtalya, basit bir sayı daha kazandı. Maçın kalanında, İtalya'nın bulduğu sayılara, Gamze'nin bireysel çabasıyla yarattığı tek sayıyla cevap verebildik. Maç sonunda skor, 27-5 İtalya lehine tescilleniyordu. Maç boyunca kötü bir performans sergileyen takımımız, oyunda bir varlık gösteremezken, yaptığı basit top kayıpları ile İtalya'ya kolay sayı şansları verdi. Sahada yapılan her hata, gardımızın düşüşünü hızlandırdı. Rakibimizin sahada 6 kişi kaldığı anları değerlendirebilmeliydik. Turnuva boyunca oyuncularımız, kazandığımız penaltıları hızlı başlamaya gayret gösterdiler. Bunu da o an top kimdeyse onunla yaptılar. Her önüne gelen bu şekilde oyunu hızlı başlatmaya çalışınca, benimde aklıma birkaç soru geldi: Bu takımın oyun aklı kim? Bu başlangıçlardaki plan ne?  Kötü oyununa bireysel hataları da ekleyen milli takımımız, grubunu üçüncü bitiriyor ve çeyrek finalde, grubundaki rakibi ve Zagreb ayağının finalisti İtalya ile eşleşiyordu.

İlk günümüzü özetleyecek olursak, oyun olarak turnuvaya kötü başladığımızı söyleyebilirim. Hedef maçımızdaki mağlubiyet, grup ikinciliği yolumuza hasar verse de devamında telafi edebileceğimiz bir oyun gösteremedik. Maçlarımızda bulduğumuz sayılar, oyuncularımızın bireysel becerilerine dayanırken, Zagreb'teki organize sayıları izleyemedik. Günün öne çıkan ismi olarak ilk aklıma gelen Nermin oluyor. Maçlardaki savunma hattı kırışları ve bu kırışların devamında Türkiye hanesine yazdırdığı sayılar, hem tek galibiyetimize hem de geriye düştüğümüz maçlarda oyuna tutunmamıza yardımcı oldu. İkinci gün öncesinde silkelenip, kendimize gelmemiz gerekiyordu.

Sıralamaların belli olacağı ikinci günde, çeyrek final maçları İngiltere ve Macaristan arasında oynanan müsabakayla başladı. ''14 dakikada ne kadar sayı atabilirler?'' dediğimiz İngiltere, 7'li ragbi maçlarında görmeye hiç ama hiç alışık olmadığımız bir skorla, 85-0 Macaristan'ı mağlup ediyordu. İkinci çeyrek final müsabakasında millilerimiz sahadaydı. 18 Haziran Cumartesi günü saat 12.30'da başladı karşılaşma. İtalyanların başlama vuruşuyla hareketlenen oyunda ilk topu karşılayan takımımız, paslaştığı sırada bir hata yaptı ve maçtaki ilk scrum İtalya tarafından kullanıldı. İlk yarının ortalarına kadar İtalya'nın denemelerine şahit olduk. Ancak sahada kötü oynayan bir İtalyan takımı vardı. Bir önceki gün oynadığımız rakibimize benzemiyordu kendileri. Tutuk görüntüleri, hatalı pasları, topu elden düşürüşleriyle(knock on) İtalya, organizasyondan uzak bir görüntü sergiliyordu. Turnuva boyunca denediğimiz scrum çıkışı kör kanat koşuları, bu maçta da işimize yaradı ve ilk sayımızı Gamze'yle bu şekilde bulduk:5-0. Rakip oyuncu, hamlemizi tahmin etmesine rağmen Gamze'nin koşusuna cevap veremedi. İlk yarının sonunda farkı açacak bir fırsat daha yakaladık. Yarı sahamızdaki scrum çıkışından sonra oyuncularımız topu rakip sahaya vurdular. Rakibimizin hediye gibi bize verdiği penaltı sonrası topa, rakip 22 metre çizgisi civarında sahip olduk. Ancak yine telaşımıza yenilip, hızlı başladığımız penaltıda deorganizeydik. Oysa ilk yarının süresi bitmişti. Sahaya yerleşip, bir iki nefes alıp, bu son atağı daha akıllıca kullanabilirdik. Türkiye vuruşuyla başlayan ikinci yarıda ilk top, 10 metre çizgisini geçmeyince, İtalya serbest vuruş kazandı. Sonraki süreçte oyunu Türkiye'nin 22 metre çizgisine kadar getiren İtalya, yaptığı basit hata ile topu yeniden bize teslim etti. Kazandığımız scrum sonrası, topu rakip sahaya vurmayı tercih ettik. Ancak istediğimiz olmadı. Bloklanan top, devamında İtalya sayısına dönüştü. Yok yere sayı yemiş olduk:5-5. Sayı sonrası yapılan başlangıç vuruşunu yakalayan Gamze, bir anda İtalyan savunma hattını yardı ve bizleri heyecanlandırdı. Rakip 5 metre çizgisine kadar topu taşıyabilirken, arkadaşlarından destek görememesi, top kaybına neden oldu. Maçın sonlarına 5-5'lik eşitlikle girilirken, Türkiye scrum avantajıyla oyunu başlatacaktı. Ancak kendi scrumımızı kaybetmemiz, devamında İtalya'nın kanattan yaptığı koşuyla savunmamızı geçmesi, maçı kazanma ümitlerimizi öldürdü. Skorda 12-5 geriye düştük ve bu skorla kaybettik. Kazanabileceğimiz bir maçı, kaybetmiş olmanın verdiği üzüntüyle yazıyorum bu satırları. Bir gün önce grupta oynadığımız maçta Türkiye, kötü bir performans sergilemiş, hatalarımızı değerlendiren İtalya zorlanmadan grup maçını kazanmıştı. Hatanın telafisinin olmadığı çeyrek finalde ise, ilk maçın aksine istediklerini yapamayan bir İtalya ve rakibinin işini zorlaştıran bir Türkiye vardı sahada. Rakibimizin hatalarını daha akıllı tercihlerle değerlendirebilsek, bu maçı kazanabilirdik. Oyun oynamak yerine elimizdeki topları rakip savunma arkasına vurma tercihlerimizi anlayamıyorum. İlk yarıda vurduğumuz topta şansımız yaver gitti ve topu penaltıyla geri kazandık, evet. Ama bir plan dáhilinde yapılmayan her vuruş, size tehlike olarak dönüyor. İlk yediğimiz sayı, bloklanan vuruşumuz sonrası geldi mesela. Diğer vuruşlarımız da top kaybına dönüştü. Maçın sonunda skor olarak gerideyiz ve sayıya ihtiyacımız vardı. Hálá oyuncularımız topa vurabiliyorlardı. Topu sağdan-sola, soldan-sağa taşıyarak oyun yapabilecek yeteneği yok mu bu takımın? Toplu oyunlarla, destek koşularıyla rakip savunma karşısında bir kişi fazla olamaz mıydık? Fark yaratabilecek koşuculara sahipken, onlara alan açacak oyunu neden oynayamadık? Sürekli koşmayı, savunmada kalıp nefes nefese olmayı neden tercih ettik? Scrumlarımızda, topu Gamze aldığında, kör kanada koşu yapılacağını bizler gibi rakiplerimizde ezberledi. İkinci yarının ortalarındaki bir scrum pozisyonunda topu yine Gamze alınca, İtalyanlar, oyun kurucularının yanında, savunma hattındaki birinci oyuncularını da kör kanada kaydırdılar. O esnáda rakibimizin hamlelerini okuyup, cevap verebilmeliydik. Açık alanda iki kişi kalan savunmalarına karşı topu kanada taşıyan bir oyun oynayabilirdik. Rakibin yerleşimini izlemeyi alışkanlık háline getirmeliyiz. Birçok soru var sorulabilecek. Ancak öğreneceğiz. Geçen hafta Zagreb'te aldığımız en iyi derecemiz olan 5.'liği geliştirmek istiyorsak, öğrenmek zorundayız. Bu seviyelerde kalıp, iyi takımlardan gerekirse dayak yiyip, oyunu öğrenmeliyiz. Bu mağlubiyetlerden tecrübe çıkarmalıyız. İtalyan oyuncuların, özellikle ikinci yarıda kameralara yansıyan yüzlerindeki gerginlik, onları ne kadar zorladığımızın göstergesi. Ve hálá diyorum ki bu maçı kazanabilirdik. Kendi ayağımıza sıktık. Şimdi, Zagreb'teki derecemizi tekrarlamak için uğraşacağız. 

Kaybedilen çeyrek finalin ardından millilerimiz, 5.lik yarı finalinde Gürcistan ile karşılaştı. Maçın ilk yarısında rakibine kıyasla üstün bir oyun sergileyen takımımız, art arda bulduğu sayılarla ilk yarıyı 17-0 önde kapattı. Karşılıklı birer sayının bulunduğu ikinci devrede, biraz oyundan düşsek de maçı kazanmayı bildik:22-5. 5.'lik maçında, tanıdık bir rakiple karşılaştık. Grubumuzda yer alan ve ilk maçı kaybettiğimiz Norveç'le tekrar rakip olduk. Norveç başlama vuruşuyla hareketlenen oyunda ilk atağımız, Mihriban ile sayıya dönüştü. 4. dakikada, Norveç baskısından güzel kurtulan millilerimiz, Gülşah'ın sayısıyla farkı 10'a çıkarttı. İlk yarının kapanışını Gamze'yle yaparken, fark da 15 olmuştu. İkinci yarıda Norveç'in skora tepki verme çabalarını izledik. 2. dakikada sayıya çok yaklaşsalar da Hülya, attığı tackle ile takımımızı kurtarıyordu. 4. dakika içerisinde ilk sayılarını bulan Norveç'e cevabı, maçın sonunda Gamze ile verdik. Norveç savunmasını merkezden yaran Gamze, tüm rakiplerini geçerek güzel bir sayıya imza attı ve böylece maç skorunu da belirlemiş oldu:20-5.

Avrupa Trophy Serisi'nin Budapeşte ayağına istediğimiz başlangıcı yapamamış ve ilk gün sonuçlarında, grubumuzu 3. sırada tamamlayarak çeyrek finale çıkmıştık. Grup maçlarındaki performansımızı yazının önceki bölümünde belirtmiş ve klasman maçları öncesi ''Silkelenmemiz gerek.'' demiştim. İkinci gün, ilk güne kıyasla çok daha iyiydik. İtalya karşısında galibiyeti elinden kaçıran millilerimiz, Gürcistan ve Norveç karşısında da rahat kazanarak Avrupa Trophy Serisi'ni 5. tamamladı. İnanıyorum ki gruptaki o Norveç maçını kaybetmeseydik, yarı final görme şansımız bulunuyordu. Zagreb ayağında olduğu gibi Gamze Aksoy, yine takımımıza büyük katkı verdi. İlk ayağın öne çıkan oyuncularından olan Sedanur Bolat, Budapeşte'de beklediğimiz performansını gösteremezken, Nermin Cem'den aldığımız ekstra katkı, takımımıza yardımcı oluyordu. İtalya maçından sonra kafa travması teşhisiyle oynatılmayan Sedanur'un yerine ilk yedimize dáhil olan Mihriban, oynadığı son iki maçta da gösterdiği iyi performansla takdiri hak etti. Mihriban'ın oyun kurucu(link) mevkiine geçişiyle kanat içine(stepper) kaydırılan Gülşah, bu pozisyonda daha etkili oynarken, bulduğu sayılarla milli takımımıza skor katkısı verdi.

İlk günkü dalgalı performansını, ikinci gün yükseltmeyi başaran milli takımımız, Avrupa Trophy Serisi'ndeki en iyi derecesine ulaştı. Bundan önemlisi, gelecek adına bizleri umutlandırdı. Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın olimpik havuzdaki sporcuları maaşa bağlamasıyla artık yarı profesyonel bir statü kazanan 7'li Ragbi Kadın milli takımımızdan bundan sonraki beklentimiz, Avrupa Trophy Serisi'nde kürsü. Olimpik sporculardan kurulu İngiltere'yi bir kenara koyarsak, 2022 yılında Trophy Serisi'nde yarışan her takımı yenebilecek potansiyelimizin olduğunu düşünüyorum. Oyunu öğrenmeye ve gelişmeye devam...

Yorum Yap

Düşüncelerinizi bizimle paylaşın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar

0 yorum

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!