Ragbi Günlükleri 123

Zafer ERAY
Zafer ERAY
zafereray@edirneahval.com
Yayınlanma 17.10.2022 - 18:57
Türk ragbisinde milli heyecanın yaşandığı bir hafta sonunu geride bıraktık. 15 gün önce Bosna Hersek deplasmanından yaralı dönen millilerimiz, Sırbistan karşısında teláfi arıyordu. Bosna Hersek'ten Trabzon'a uzun bir otobüs yolculuğu yapan takımımız, Koçumuz Cherokee Slyvain Ngue gözetiminde bu maça hazırlandı. İlk maçtan farklı olarak yeni isimleri gördüğümüz 15'li Ragbi Milli Takımımızın 23 kişilik kadrosu, şu isimlerden oluşuyordu: Uğur Özkan Baş, Seyid Hamza Çakın, Orhan Akbaba, Ahmet Eren Kılıç, Mehmet Can Çelik, Oğuzhan Tirendez, Batuhan Altan, Michael Aydın Özdilli, Yusuf Sarıcan, Ömer Faruk Pir, Ramazan Tomruk, Aykut Kanaçlar, Etem Seydioğlu, Burak Özkan, Eyüp Ensar Daş, Birkan Kırnapçı, Caner Ark, Samet Günaydın, Yusuf Tunç, Arin Gülşen, Kerim Cömert, Musa Gasanov, Ahmet Tarık Tekin. 15 Ekim Cumartesi günü saat 12.00'da başlayan maç, TRT Spor Yıldız ekranlarından bizlere ulaştı. Ulusal yayın yapan bir televizyonun ekranlarından ragbi izlemek oldukça keyifli.                 Sırbistan'ın başlama vuruşu sonrası, olması gerektiği gibi ilk topu box kick olarak kullandık. Bosna maçında bu hatayı yapmış ve 22 metre çizgimiz içerisinde topu rakibe kaptırmıştık. Yaptığımız box kick sonrası, topu çabucak geri kazanmayı başardık. Takımımız adına ilk top çalma, kaptan Aykut'tan geliyordu. İlk 10 dakikada, karşılıklı denemelere şahit olduk. Çok sayıda line out ve scrum izlediğimiz bu kısa sürede, 5 metremizde yaptığımız iki iyi savunma ile rakibimize sayı şansı vermedik. Maçtaki ilk sayılar Sırp takımından gelirken, kazanılan penaltı sonrası kaleye vurulan top, maçta rakibimizi 3-0 öne geçiriyordu. Bu sayılara cevabı geciktirmeyen Türkiye, 14. dakikada Eyüp Ensar'ın ayağından gelen sayıyla durumu eşitledi:3-3.                 Maçın ilk 20 dakikası tamamlandığında, bir tane güvenli line out yapamamıştık. Line outları ya zar zor kazandık ya da kötü atışlardan dolayı topu rakibe kaptırdık. Rakip 22 metre çizgisi içerisinde aksiyonda bulunamazken, daha çok savunmada kalan taraftık. Başarılı savunma hamleleri yapan takımımız, kritik top kazanmalarla rakibin olası sayılarının önüne geçmiş oldu.                 25. dakikaya gelindiğinde, Sırp takımının hat kırarak savunmamızı aştığını gördük. Oyunu hızlandırarak goal line çizgimize kadar gelen rakibimize karşı iyi savunma yapıyor, topu goal line içine koymalarına izin vermiyorduk. Bu çabalarımızın karşılığını maalesef alamadık. Savunmada her ne kadar dirensek de verdiğimiz avantajlar(genelde offside kaynaklı), rakibe yeni bir fırsat doğuruyordu. 28. dakikada gelen sayıyla 8-3 geriye düştük.                 Yeni gelen 50-22 kuralından bu maçta da muzdarip olduğumuzu belirteyim. Rakibimizin kendi yarı sahasından vurduğu topları, 22 metre çizgimizin içerisinden sekip dışarı çıkmasına izin vermemeliydik. Bu vuruşlar, Sırp takımını bizim sayı alanımıza yaklaştıran vuruşlar oldular.                 İlk yarının sonunda Sırbistan, kazandığı scrum sonrasında topu başarılı bir şekilde kanada ulaştırıyor ve organize bir sayıya ulaşıyordu. Son dakikada gelen bu sayı ile skor, 13-3'e geldi. Böylece devre skoru belirlenmişti.                 İlk yarıyı özetlemem gerekirse; çok fazla hata yaptığımız, rakibe penaltılar verdiğimiz bir devreydi. Daha çok savunmada kalan taraf olmamıza rağmen yaptığımız başarılı müdafaalar, skorun açılmasını önledi. Oyunun hücum kısmında ise forvetlerimiz; ruck başına yerleşmiş, sıkışık hatlara hamlelerini yapmak yerine biraz daha geniş oynasalardı, Sırp savunmasının arasını açıp, hat kırma şansına erişebilirlerdi. Kısıtlı sayıdaki hat kırmalarımızı açık alanda gerçekleştirdik. Ancak burada da etkili olmamızın önüne, yaptığımız hatalar geçti. Sayıya en yakın olduğumuz an ise, Ömer Faruk'un savunma arkası vuruşuydu. Top, Burak Özkan'ın önünde sekmiş olsaydı, hanemize bir try yazdırabilecektik. İkinci yarıda ilk olarak, handling hatalarımızı bitirmeli ve rakibe penaltı avantajını vermemeliydik.                 İkinci yarıya iki değişiklikle başladı takımımız. Koçumuz, oyunun seyrini değiştireceğini umduğu ilk hamlelerini devre arasından dönerken yaptı. Yusuf Tunç ve Arin Gülşen, yeni kanlar olarak sahaya dáhil oldular.                 İkinci yarının başında ilk etkili atağımızı Eyüp Ensar ile gerçekleştirdik. Topu rakip 5 metre çizgisine kadar taşıyan Eyüp, erken bir sayı için bizleri heyecanlandırmıştı. Heyecanımızı daha da arttıran, iki Sırp oyuncunun üst üste sarı kart görmesi oldu. Rakibimizin sahada 13 kişi kalmasıyla, sayıya olan inancımız artmıştı. Rakip 5 metresinde kullandığımız scrumdan sayı beklerken, Arin'in kötü pası ve Aykut'un knock on'u bizleri hayal kırıklığına uğrattı. 13 kişi kalan rakibimiz karşısında millilerimizin sayı yapmasını beklerken, az daha sayıyı yiyen taraf oluyorduk. 50. dakikada, rakip aksiyonlarını başarılı bir savunma ile durdurduk. Rakibin drop goal denemesi de başarısız olunca, rahat bir nefes aldık. Try(5 puanlık sayı) olmasa da 3 puanlık alan golü sonrası skoru 13-6'ya getiren vuruş, 61. dakikada Arin Gülşen'in ayağından geliyordu. 68. dakikada, 50-22 kuralını bu sefer biz lehimize kullandık. Arin'in vuruşu rakip 22'de sekip çıkmış ve Ramazan, hızlı davranarak oyunu başlatmıştı. Devamında topu rakip 1 metreye kadar götürdük. Ancak desteğin gelmemesi üzerine top kaybı yaşandı ve  biz yine dizlerimizi dövüyorduk. Maçta sayıya en çok yaklaştığımız andı bu. 70. dakikada, bir alan golü daha bulan Sırbistan, skoru 16-6'ya getirirken, maçın kapanışını bir try ile yapıyor ve maçın skoru 23-6 olarak tescilleniyordu. Açık oyunda takımımızı eksik yakalayan Sırplar, üst üste tacklelardan kaçarak kapanışı sayı ile yaptılar.                 Basit hatalarımızın, oyun oynamamıza izin vermediği bir maçı daha geride bıraktık. Sayabildiğim kadarıyla, maç boyunca 16 top kaybı yaptık. Rabimizde ise bu istatistik, bizim yarımız kadardı. Bu rakamın üzerine rakibimize verdiğimiz penaltıları da ekleyince, neden oyun oynayamadığımızı anlayabilirsiniz. Maç boyunca daha çok savunma yapan taraf bizdik. Oyunu yarı sahamızda kabul ederken, 22 metremizdeki Sırp denemelerinin çoğunda başarılıydık. Savunmadaki bu gayretimiz, rakibe daha fazla try şansı vermezken; rakibin kaçırdığı alan gol ve drop goal vuruşları da bizim şansımızdı. Bu vuruşlar girmiş olsaydı, sayı farkı açılacak ve geri dönüş umutlarımız erkenden solacaktı. Farkı kapatmak için elimize geçen fırsatları hiç iyi kullanamadık. Rakibin sahada 13 kişi kalması büyük bir nimetken, beklediğimiz dominasyonu milli takımımızdan göremedik. Forvetlerimiz, kalabalıkları dövmeye devam etti ve duvara çarpma hissiyatını yaşadı. Açık oyunda beklerimizden de umduğumuz katkıyı bulamadık. Açılan topların sonucu ya iç merkez oynayan Aykut'un kontakları ya da handling hataları oldu. Dış merkezde oynayan Etem, belki de maçta eline en az top değen oyuncumuz olmuştur. İki takım, maç boyunca hemen hemen aynı sayıda scrum ve line out kullandılar. Kaybettiğimiz bir scrum dışında, genelde denge vardı. İşin line out tarafı ise, çok daha sıkıntılıydı. Maç boyunca en fazla bir tane güvenli line out gerçekleştirebilmişizdir. Line outları ya zoraki kazandık ya da kaptırdık. Rakibin de line outları iyi olmamasına rağmen, bu avantajı bizden daha iyi kullandılar. İlk yarıda line out sonrası yaptıkları iki maul, az daha sayıya dönüşüyordu.                 Konferans 2 Güney Grubu'ndaki ikinci maçından da mağlup ayrılan Türkiye, bir sonraki maçını 13 Mayıs 2023'te Karadağ deplasmanında oynayacak.                 15'li ragbideki geri gidişin sebepleri üzerine konuşalım istiyorum. Hatta bu konuda bir tartışma ortamı oluşturalım ragbi camiasında. Kafa kafaya verelim ve içinde bulunduğumuz durumu nasıl aşarıza odaklanalım. Camianın her bileşeninin konuya katkı yapması önemli. Daha da önemlisi, bu fikirlerin dikkate alınması. Alınır mı alınmaz mı bilemem. Ama ragbi camiasına aidiyet hisseden herkesin, bu konuda kafa yorması gerekiyor. Çözüm önerilerini hazırlayan kulüplerimizin düşüncelerini de köşemde yayımlamaya hazırım. Mail yoluyla ( zfreray@gmail.com ) bana ulaşabilirsiniz.                 Kendi düşüncelerimi sıralayarak başlıyorum. Geri gidişin başlangıcını pandemi arasına götürmek istiyorum. Pandemi öncesinde yakalanan ivme, verilen arayla birlikte sekteye uğradı. Ragbiden uzak kaldığımız o dönemde, kazanımlarımızı kaybettik birer birer. 2021 yılında, dört takımla zoraki oynanan 15'li Ragbi Ligi'nde, oyun kalitesinin ne kadar gerilediği anlaşılıyordu. Bu durum, milli takımın oyununa da yansıdı. Burdur'da oynanan Andorra maçında sergilenen performans, saç baş yoldurtan cinstendi.                 Türkiye Ragbi Federasyonu himayesinde oynanan iki disiplinden biri olan 7'li ragbinin olimpiyatlarda yer alması, federasyon yönetimince 15'li ragbiden daha çok önemsenmesine neden oldu. Kısa ve orta vadede gerçekleşmesi imkansız olan ''Olimpiyat Hayali''ne sarılan federasyonumuz, 15'li ragbiyi ikinci planda bırakarak, aslında 7'li ragbiye de zarar verdi. Bu oyunu öğrenmenin yolunun 15'li ragbiden geçtiğine inanıyorum. Oyunun her aşamasına 15'li ragbi oynayarak hákim oluyorsunuz. 15'li ragbideki bir bek oyuncusu, 7'li ragbiyi rahatlıkla oynayabilirken; 7'li ragbi kökenli bir oyuncu 15'li ragbide oldukça zorlanıyor. Ragbinin sadece topu alıp koşmak olmadığını görüyor. Dünya Ragbi Birliği'ne üyelik şartları sayesinde federasyonumuz, 15'li ragbinin önemini hatırladı ve üzerine kafa yormaya başladı.                 Ülkemizde hala sorunlu bir lig yapısıyla karşı karşıyayız. Senede en az 10 maç yapmamız gerekirken, 3-4 maçla yılı kapatıyoruz. 2022 yılında Trakya olarak sadece 3 tane 15'li ragbi maçı oynayabildik. Marmara Grubu'ndaki rakiplerimizden Kadıköy Ragbi Kulübü, nisan ayından beri maç yapmıyor. İç Anadolu Grubu'ndan örnek vermem gerekirse, Ankara Ragbi ve Selçuk Kartallar sezonu 3 maçla kapattılar. Karadeniz Bölgesi'ndeki iki takım ise, henüz sahaya çıkmadılar. Anlayacağınız, geçmişten beri süre gelen bu problem hálen devam ediyor. Lig yapımızdaki bir diğer önemli sorun, Ragbi Teknik Kurulu tarafından açıklanan lig takvimine bazı takımların riayet etmemesi. Canı istediğinde maça çıkan, canı istediğinde maç erteleyen bu takımlar, organizasyonumuzun kalitesini etkiliyor. Maçlarını zamanında oynamak isteyen takımlara mağduriyet yaratıyor. Organizasyonumuza zarar veren bu takımlarla, kesin bir şekilde yollarımızın ayrılması gerekiyor.                 Kulüplerimiz... Maalesef kulüplerimizde, iyi bir temel eğitim eksikliği var. Eğiticilerin eğitilmesi gerektiğini uzun süredir savunuyorum. Yılda birkaç kez yapılacak, yurt dışından yabancı eğitmenlerin getirildiği, kulüp antrenörlerine tamamen ücretsiz şekilde verilecek eğitim kliniklerine ihtiyacımız var. Oyuncularımız kulüplerinde doğru bir temel eğitim almalı ve milli takımlara, oyun ve kural bilgisi yerleşmiş olarak gelmelidir. Milli takım, oyuncu yetiştirme yeri olmamalıdır.                 Milli takım demişken, yapılan oyuncu seçimlerine de değinelim. Milli maçlar öncesinde kulüplere gönderilen yazıda, milli takım seçim kriterleri için görüş istenmişti. Bizde kulüp olarak üzerimize düşeni yaptık ve önerilerimizi sıraladık. Açıklanmayan milli takım oyuncu listelerini duyduğumuzda(Evet, milli takıma kimlerin çağırıldığı federasyon resmi kanallarından açıklanmıyor.), önerilerimizin dikkate alınmadığını hissediyoruz. Kimler, neye göre oyuncu seçimlerine etki ediyor bilmiyoruz. Emin olduğum konu, Koçumuz Cherokee'nin bu konuda tek yetkili olmadığı. ''Her takımdan oyuncu olsun'' mantığı oldukça yanlış. Oyunu bilen ve hak edenler milli takımda yer almalı. Bir takımın lobisi kuvvetli diye, o takımdan fazla fazla oyuncu alınmamalı. 7'li ragbi oynar gibi 15'li ragbi oynamaya çalışanlar, o listelere yazılmamalı. En önemlisi, bu sezon bir kere bile 15'li ragbi maçı oynamamış oyuncular, o listelerde olmamalı. Daha dün ragbi camiasına katılıp, ragbiyi bilmediği hálde, antrenörlerin oyuncu listelerini veto edebilme cesaretini gösterenlere fırsat verilmemeli. Bunun için de çözümün, milli takım teknik direktörünün Türkiye'de yaşaması ve liglerde oynanan maçları çıplak gözle takip etmesi olduğunu düşünüyorum.                 Takımların daha çok maça çıkabilmesi, lig takviminin sağlıklı yürümesi, en nihayetinde ekonomiye dayanıyor. Kulüpler şu anda tamamen kendi çabalarıyla faaliyetlerine devam ediyorlar. Geçmişte aldığımız yolluk/harcırahları alamıyoruz federasyondan. Kaynaksızlıktan dolayı federasyon işlerinin de rica-minnet yürüdüğünü, milli takımlara gelen sporcuların yol ücretlerini kendilerinin karşıladığını biliyoruz. Federasyonumuzun birinci önceliğinin, ''kaynak yaratmak'' olması gerektiğine inanıyorum. Kulüplerimizin ekonomik yapısının güçlenmesine yardımcı olmalılar. Zira mevcut ekonomik şartlarda, liglere devam sağlayabilen kulüplerin sayısı oldukça azalacak. Bu konudaki önerim şudur. Geçmişte ragbi camiasının içerisinde bulunmuş, tutkuyla ragbi oynamış, şimdilerde büyük şirketlerin önemli pozisyonlarında görev alan, iş dünyasındaki bağlantıları kuvvetli ragbi severler var. Bu insanlarla temasa geçmeli, Ragbi Teknik Kurulu gibi kurullarda kendilerine yer vermeliyiz. Takımlarımızın, ''Bir sonraki maça nasıl çıkacağız?'' endişesini ortadan kaldırıp, sahaya odaklanmalarını sağlamalıyız.                 En nihayetinde önerim, tekrar ve tekrar tartışma ortamını oluşturmaktır. Severek oynadığımız bu oyunun ülkemizdeki geleceğini, bir araya gelerek, tartışarak şekillendirelim. Burada olgunlaşacak fikirlerle, ülke ragbisinin geleceğine yön verelim. Görmeyen gözlere, duymayan kulaklara rehberlik edelim. Çünkü alınan sonuçlar üzerinden konuşmanın bize bir getirisi olmayacak.

Yorum Yap

Düşüncelerinizi bizimle paylaşın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar

0 yorum

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!