6 Şubat sabaha karşı yaşanan büyük deprem felaketinin ardından, ulus olarak yastayız. 10 ilimizi etkileyen bu büyük deprem felaketi, binlerce vatandaşımızın canını aldı, binlercesini yaraladı. Yıkılan şehirlerin altında kaldı canlar, hatıralar...
Depremin gerçekleşmesiyle birlikte, deprem bilimcileri, jeologları tekrardan hatırladık. Bütün televizyon programlarında onları arıyor, gazetelerde onları okuyor, sosyal medya hesaplarından ne yazmışlar onları takip ediyor ve paylaşıyorduk. Bu bilim insanlarını neden sadece deprem olduğunda hatırlıyoruz? Öğrendik ki deprem öncesinde, bu bilim insanlarının çok ciddi uyarıları olmuş. Konum belirterek, ''Buralara dikkat edin!'' demişler, raporlar yazmışlar. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı(AFAD), olası bir Kahramanmaraş depremi simülasyonu hazırlamış, beklentilerini belirtmiş. Acılarla dolu deprem geçmişimize, yazılan bilimsel raporlara, yapılan uyarılara rağmen, bile bile lades olmaktır bu. İnsanımızın canının ne kadar ucuz olduğunun göstergesidir bu.
Deprem felaketinin ilk şoku atlatılır atlatılmaz, tüm Türkiye seferber oldu. Arama-kurtarma faaliyetlerinde gönüllü çalışmak isteyenler bölgeye aktı. Ülkenin her yerinde insanlar, ihtiyaç malzemelerini ''yardım toplama'' merkezlerine ulaştırdı. El birliğiyle koliledi, yükledi. Zor günlerde bir olmayı, bütün olmayı çok iyi beceriyoruz. Bu birlikteliği, feláletler öncesinde alınacak önlemler konusunda da göstermeliyiz. Yönetme yetkisi verdiklerimizi denetlemeli, hesap sormalıyız. Varlık sebepleri halkın verdiği yetkilere dayanan bu yöneticiler için şöyle der J.J. Rousseau, ''Yetkiyi verdiğiniz gibi alma yetkisine de sahipsiniz.''. Ve devam eder, ''Vekiller seçildikten sonra halkın memuruna dönüşür. Verdikleri sözler yerine getirilmezse, yerlerine yenisi getirilir.''. ''Siyaset yapma zamanı değil.'' diyerek hesap vermekten kaçanlara inat, soru soracağız. Hesap soracağız!
Arama-kurtarma faaliyetlerindeki en kritik eşiklerden biri, ilk 72 saatmiş. Bu sebeple, sahada arama-kurtarma yapan ekipler, zamana karşı yarış halinde olurlarmış. Bu áfette rakipleri sadece zaman da değildi, dondurucu soğuğa karşı da mücadele ettiler. Deprem gününün akşamı, ''Ulaşılamayan bir bölgemiz yok!'' ( https://www.birgun.net/haber/afad-baskani-ulasilamayan-bir-bolgemiz-yok-420389 )diyen AFAD Başkanı'nı, deprem bölgesindeki áfetzedeler yalanladı. Şehir fark etmeksizin çıkan ortak ses; koordinasyonun olmadığı, ekiplerin yetersiz olduğu, yardımların gelmediği, insanların kendi imkanlarıyla yakınlarını enkaz altından çıkartmaya çalıştıkları yönündeydi. Adıyaman'daki bir sağlıkçının, HaberTürk TV mikrofonuna yansıyan haykırışları, depremzedelerin ifadeleriyle örtüşüyordu. ''Önce ekip yoktu; ekip geldi teçhizat yoktu.'' ifadelerini doğrular nitelikte bir canlı yayına da şahit olduk. Gazeteci Mehmet Akif Ersoy, canlı yayın sırasında, enkazın başına kurulan kamera ışıklarının bir süreliğine kapatılmasını istedi. Kameralar ışıklarını kapattığı anda ise, tüm enkaz alanı karanlığa gömüldü. Zamana ve soğuğa karşı olan yarışımızı kaybediyorduk.
Her deprem felaketi sonrası yaşanan müteahhit avının başladığı şu günlerde, arşivin unutmadığını hatırlatırcasına, AKP'li Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın depremi yaşayan illerdeki ''imar barışı'' konuşmaları dolaşıyor internette (https://t24.com.tr/video/erdogan-in-gecmis-yillarda-verdigi-imar-affi-mujdeleri-gundemde,52294 ). Çözdük dedikleri problemler, insanların başına yıkıldı 6 Şubat'ta. Müteahhitler tutuklanıyor. Onları denetleyenler? Bürokratlar? İmar affına el kaldıran siyasiler? Sorumluluk hissedip, istifa eden? Bu gibi sorular sorulduğunda cevap, ''Siyaset yapmanın zamanı değil!''. Kaçak yapılara neden ve kimler tarafından izin verildiğini soralım mesela. Deprem sonrasında müdahaleye neden geç kalındığını, koordinasyonun neden sağlanamadığını soralım. Deprem vergilerinin nerede olduğunu soralım. Her áfette, devlet halkına neden iban numarası gönderiyor? Kara gün akçeleri, amaçları dışında mı harcanıyor? Türkiye'nin bir deprem ülkesi olduğu bilinmesine rağmen; yapılmış uyarılar, yazılmış raporlar olmasına rağmen neden önlem alınmadığını soralım. İrtica faaliyetlerin odağı olmuş Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 2023 yılı bütçesi 35 milyar 910 milyon TL iken, AFAD'ın 2023 yılı bütçesinin 8 milyar 75 milyon TL olmasını soralım. Vatandaşlık bilinci gereği; soru sormanın, eksikleri söylemenin, itiraz etmenin sorumluluğunu şerefimizle taşıyoruz.
Bu noktadan sonra yazımızı, ragbinin geleceğine bağlayalım. Yaşanan deprem feláketi, ülke genelinde birçok plan değişikliğine sebep olmuşken, benzer zaruri değişiklikler ragbi camiası için de yaşanıyor. Önceki yazılarımda, ragbi reglamanlarının yayımlandığından, sezon takviminin netleştiğinden bahsetmiştim. Türkiye Ragbi Federasyonu'nun nasıl bir değişim düşündüğünü Ragbi Teknik Kurul Başkanı Oğuzhan Danışmaz'a sordum. Sohbetimiz, 7'li Ragbi Erkek Milli Takımımız'la başladı. Kahramanmaraş'ta kamptayken depremi yaşadılar. Fiziksel olarak iyi olsalar da psikolojik toparlanma için zamana ihtiyaçları var. Büyük geçmiş olsun dileklerimizi kendilerine iletelim. Takımımızın gelecek kamp programı, oyuncuların mental sağlığına bağlı olarak şekillenecek. Yeni kampın nerede toplanacağı, önümüzdeki süreçte belli olacak. Depremin ikinci günü, 7'li Ragbi Kadın Milli Takımımız'ın Trabzon'daki kampı dağıtılmıştı. Bu zor süreçte oyuncular, evlerine gönderilmişti. Pazartesi itibariyle kamp, tekrardan Trabzon'da toplandı. 15 gün kondisyon, 15 gün ragbi çalışmaları şeklinde planlanan bu kampın bitiminde, 7'li ragbi kadın-erkek liglerinin ilk etaplarını oynatmayı planlıyormuş Ragbi Teknik Kurulu. Mart ayının sonlarına denk gelen günler işaret edilse de Gençlik ve Spor Bakanlığı'ndan gelecek ''olur'' çok önemli. Bakanlığın izin verdiği takdirde, olasılık olarak önümüzde duruyor. Sevgili Oğuzhan'a, ''Haziran ayına kadar herhangi bir turnuva olmama'' ihtimalini sorduğumda, ihtimalin düşük olduğunu belirtti. İlkbahar aylarında, hiç değilse kulüpler liglerinde, takımlar sahaya çıkacak gibi duruyor. Okul Sporları ve Anadolu Yıldızlar Ligi hakkındaki düşüncesi ise, bu yıl oynanmayacakları yönünde. Orada da belirsizlik sürüyor ve bakanlığın vereceği talimat bekleniyor. Tüm antrenörlük ve hakemlik kursları, daha önce federasyonun açıkladığı gibi süresiz ertelenmişti.
Bir diğer rekabet ortamı Üniversiteler Ligi, ''Türkiye Yüzyılı'' temasıyla sıkı bir hazırlık süreci yaşıyordu. Türkiye Üniversite Sporları Federasyonu'nun çalışmalarını sosyal medya hesaplarından takip ediyorduk. Bazı branşlarda yarışmalar başlamış ve final etaplarının, Nisan ayı içerisinde Ankara'da yapılacağının haberini almıştık. Deprem sonrası organizasyonların geleceği merak konusu oldu. Bu konuya açıklık getirmek için ragbi branş sorumlusu Sayın Dilek Öztürk'e organizasyonun geleceği hakkında ne düşünüldüğünü sordum. Dilek Hanım, ''Bakanlıktan gelecek ikinci bir talimata kadar çalışmalarımızı durdurduk.'' dedi. Üniversitelerin uzaktan eğitime geçirildiği düşünülürse de 2023 yılında Üniversiteler Ligi'nin oynanabilmesi pek mümkün gözükmüyor.
Deprem sonrası yaraların sarılmaya çalışıldığı şu dönemde, belirsizlikler karşısında elimiz kolumuz bağlı. Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın belirleyeceği yol haritası, amatör sporların 2023 yılındaki geleceğini şekillendirecek. Bu yazı vesilesiyle hayatını kaybeden vatandaşlarımıza rahmet, yaralılara sağlık, kalanlara sabır diliyorum. Böyle büyük acıları ''kader'' diyerek kabullenmeyelim.