Ragbi Günlükleri'nde bu hafta, Polonya'nın Zabki şehrine gideceğiz. 13-14 Temmuz tarihlerinde, 7'li Ragbi U18 Kadın-Erkek Trophy karşılaşmaları oynanırken, Türk Milli Takımları da burada ülkemizi temsil ettiler. Merceği, 7'li Ragbi U18 Erkek Milli Takımımıza çevirecek ve turnuva performansını değerlendireceğiz.
Trophy maçlarına sekiz ülke(Lüksemburg, Türkiye, İsveç, Moldova, Polonya, İsrail, Hırvatistan, Bulgaristan) katılım gösterirken, ülkeler, iki grupta toplanmışlardı. A Grubu'nda yer alan Türkiye; Lüksemburg, İsveç ve Moldova ile gruptan çıkabilmek için mücadele etti. Grup müsabakaları sonucunda ilk iki sırada yer alan takımların yarı finale yükseleceği bir format uygulandı. Teknik direktör Ali Müslüm Him, antrenör Yusuf Öztürk gözetiminde çalışmalarını tamamlayan Milli Takımımız, şu isimlerle ülkemizi temsil etti: Samet Kara, Ali Kemal Aytar, Serkan Ateş, Cemil Kerem Hisoğlu, Adem Batuhan Özver, Muhammet Yasin Can, Ebubekir Harmancı, Ahmet Bilici, Ahmet Burak Bekiroğlu, Recep Boğaç Aytunur, Ertuğrul Beder, Mertcan Karabacak, Derhan Kadir Akbaba.
Cumartesi günü grup maçlarıyla başladı heyecan. İlk rakibimiz, Moldova idi. Türkiye'nin başlama vuruşuyla hareketlenen oyunda, ilk topu geri kazanıyor ve hücum fırsatını yakalıyorduk. Kanattan kanada gezen top sonrasında, sağ taraftaki hücum bölgemizde, rakibi bir kişi eksik yakalamıştık. 10 numaralı oyuncumuz Ebubekir topu aldığında, rakibini ekarte edecek hıza ve alana sahipken, oyunun yönünü değiştirmesi yanlış bir tercihti. Pozisyonu sayı ile sonuçlandırmış olsa da ekarte ettiği ilk rakibinden müdahale(tackle) yese, rakip savunmaya zaman kazandıracak ve belki de pozisyon devamında bu şans harcanacaktı. En basit yolu seçip, en kısa sürede sayıya ulaşmak 7'li ragbi oynarken dikkat etmemiz gereken bir noktadır. Özellikle ilk yarı boyunca, rakibi karşısında baskın bir oyun oynadı Milli Takımımız. Başlangıç vuruşlarından itibaren kurulan baskı sonucunda, istenilen skor erken elde edildi ve ilk yarı 19-0 önde tamamlandı. Sarı kart görüp, sahada bir kişi eksik kaldığımız anlarda dáhi rakip hatalarını değerlendirip sayıya ulaşmak kıymetliydi. İlk yarıda 19-0 öndeyken, normal süreden iki buçuk dakika fazla oynamak kötü bir tercihti. Topu dışarı atıp, devreye gidebilir; enerjimizi ekonomik kullanabilirdik. Bu bölümde, yorgunluk emarelerine bağlı olarak oyun kalitemizin düştüğünü söylemeliyim. İkinci yarıda, Moldova'nın oyuna ortak olma çabalarına yaptığımız hatalarla yardımcı olduk. Bu gibi oyunu zayıf rakiplere karşı basit oynamak, skoru almışken oyunu yavaşlatmak daha uygun bir seçenekti. İlk yarıda, neredeyse hiç topla oynamayan Moldova, ikinci yarıda denemelerde bulundu. Özellikle belli bölümlerde, Türk savunmasının nabzını epey yükseltti. Savunma arkası yapılan vuruşların da bunda payı vardı. Takımımız, top paylaşım kalitesini arttırmalı ve savunma hattı kıran oyuncumuza daha erken destek koşusu getirmeliydi. Sonuç olarak, Trophy maçlarına kazanarak başlıyorduk:26-10.
İkinci grup maçımızda, Lüksemburg karşısında sahadaydık. Rakibimizin başlama vuruşuyla hareketlenen oyunda, ilk iki dakika, karşılıklı denemeler ve hatalarla geçti. İki dakikanın sonunda açılış sayısını yapan Türkiye idi. İlk yarının ortalarında, bir sayıya daha yaklaşmıştık. Rakiplerini çok güzel eksilten oyuncumuz, son pası başarılı bir şekilde atamayınca, yaptığımız sayı hakem kararıyla iptal edildi. İşte bu andan sonra, Lüksemburg ağırlığını maçta hissedecektik. Kazandıkları kenetlenme sonrası deorganize bir Türk savunması yakalayan Lüksemburg, skoru eşitleyen sayısını yaptı. Oyunu yeniden başlattıkları vuruşa başarılı bir yakalayış gerçekleştiremeyip, üstüne bir de topu kazanmalarına reaksiyon veremeyince, çok kısa sürede, basit bir sayı yiyerek skorda geriye düştük:7-14. Bu skorla devreye gidilecekti. İkinci yarıyı başlatan vuruş Türkiye tarafından yapıldı. Rakip topu karşılasa da ilk kontakta geri kazanmayı başardık. Kanattan kanada bir oyun denemesi gerçekleştiren takımımız, oyuncumuzun son adımında yan çizgiye temas etmesiyle, bir sayımız daha iptal oluyordu. Bu anlarda Lüksemburg takımı, akıllı bir hamle yaptı. Milli Takımımızın konsantrasyon kaybı yaşamasından faydalanarak, oyunu hızlıca başlattılar ve yaptıkları vuruş ile topu bir anda Türkiye yarı sahasına taşıdılar. Sekerek ilerleyen topu oyuncumuz kontrol etmeyi başaramayınca, ahlar vahlar içerisinde gelen Lüksemburg sayısını izledik. Skoru eşitlemeye çalışırken, fark açılmıştı:7-21. Böyle topları kayarak almanın daha güvenli olduğunu düşünüyorum. Yerden kalktığınızda, yüzünüz rakibe dönük olacağından, rakip yerleşimini görür ve daha sağlıklı bir karar verebilirsiniz. Aradığımız skorun bir türlü gelmemesi, son bölümde oyun disiplininden kopuşumuz ve bu anlarda gelen Lüksemburg sayısı, sahadan boynumuzun bükük ayrılmamıza sebep oldu:7-26. Skora bakıp, ''Rakip mi çok iyiydi?'' diye düşünebilirsiniz. Rakip çok iyi değildi ama Türkiye epey kötü bir performans sergiledi. Top paylaşımımızdaki sıkıntı devam ediyordu. Topu koşarak almıyor, tempo yapamıyorduk. Basit hatalarla kolay kayıplar yaşadık. Maç boyunca, üç tane basit sayı(organizasyon dışı) yerseniz, bu durumu telafi etmeniz çok zor olacaktır. Takımımızın müdahalede bulunma konusunda sıkıntı yaşadığını düşünmüyorum. Maçın bir bölümünde doğru yerleşim de gösterdik. Yerimizi kaybettiğimiz anlarda, rakibin cezalandırmalarını yaşadık. Özellikle maçın son bölümünde, tamamen kontrolü kaybetmiştik. Bir galibiyet bir mağlubiyet ile son maçımıza çıkacaktık.
Cumartesi gününün kapanışını İsveç karşısında yapıyorduk. Oyunu başlatan vuruşu yapmış ve ilk hücum şansını İsveç'e vermiştik. Rakibi iç omuzda takip etmemenin ve müdahale(tackle) peşinde koşmanın sonucu olarak ilk denemelerinde savunmamızı geçmeyi başarmışlardı. Getirdikleri destek koşularıyla birlikte topu 5 metre çizgimize kadar ulaştırdılar. Buradaki savunma hamlemiz sarı kart ile cezalandırılırken, pozisyonun devamında açılış sayısı yapılmıştı:0-7. İlk yarının sonuna kadar oyunun hücum kısmında durgun görünecek olan Türkiye, ilk yarının sonunda, kısa sürede bulduğu iki sayıyla devreye önde girecekti:10-7. İki sayıda da Derhan'ın imzası bulunurken, topun canlı tutulup, destek koşularıyla sonuca gidilmesi Milllilerimizden beklediğimiz aksiyonlardı. İkinci yarıyı başlatan vuuşu İsveç yapmış ve topu çalmaya çok yaklaşmıştı. Oyuncumuzun son anda yaptığı vuruş ile top, rakip sahaya doğru süzülmeye başladı. Bu kez önde basan Türkiye idi. El becerisi hatamız sonrasında top, kenetlenme ile İsveç'in olsa da rakip 22 metre çizgisi içerisinde devam edecekti oyun. kenetlenme çıkışı açık alanda hata yapan bu kez İsveç, değerlendiren ise Türkiye idi. Bu anlarda bir sayı daha bulacak ve skoru 15-7'ye getirecektik. Kalan sürede, sayıya ihtiyacı olan takımdı İsveç. Aradıkları sayıya birçok kez yaklaştılar. Ancak onları durduran yine kendi hatalarıydı. Kritik anlarda yaptıkları hatalar(ileri pas, hedefi bulmayan paslar, el becerisi hataları) Türkiye'nin galibiyetini getirmişti. Müsabaka, üç sayıya karşılık bir sayı şeklinde tamamlansa da maçın, iki tarafa da gidebileceğini söyleyebilirim. Grup ikincisi olarak yarı finaldeydik.
Pazar günü yapılacak müsabakaların sonuçları nihai sıralamamızı belirleyecekti. Yarı finaldeki rakibimiz, grubumuzu birinci sırada tamamlayan Lüksemburg idi. Türkiye'nin vuruşu ile hareketlenen oyunda ilk topu karşılayan Lüksemburg, denemelerine başlıyordu. İlk denemeler karşısında iyi bir savunma reaksiyonu veren Millilerimiz, devamında rakiplerini paylaşımda bir sıkıntı yaşıyor, savunma arkamıza yapılan vuruş, penaltı kararı ile rakibin olmaya devam ediyordu. Savunmamızdaki paylaşım sıkıntısını topu canlı tutarak avantaja çeviren Lüksemburg, skorda öne geçiyordu:0-5. Oyunu yeniden başlatan vuruşu karşılayan Türkiye, ilk savunma hattı kırışını bu anlarda yaptı. Ancak destek bulamayan oyuncumuz, müdahale sonrasında topu fırlatınca, yine bir top kaybı yaşandı. Potansiyel bir sayı tehdidine karşın, imdadımıza rakibin el becerisi hatası yetişiyordu. Kenetlenme çıkışında denemesini gerçekleştiren Türkiye, 10 numaralı Ebubekir'in, zoru seçerek rakiplerini ekarte etmesiyle skoru eşitledi:5-5. Başlama vuruşumuzu geri kazanıyor, topun bizde kalmasını sağlıyorduk. Top paylaşımıza karşın bu sefer rakibimiz yerleşim hatası yapmış ve kanatta ikiye bir yakalanmışlardı. Serkan; rakibini üzerine çekip, kanattaki boş arkadaşına pas verebilse, muhtemel bir sayıya ulaşacaktı Türkiye. Onun yerine, her zaman yaptığı gibi oyunun yönünü kalabalıklara kırdı ve sonrasında topu rakibine çaldırdı. Bu top kaybı, Türkiye savunmasının düzen dışında yakalanmasına sebebiyet vermişti. Merkezden yarılan savunmamız sonrasında kolay bir sayı bularak, devreye önde girdi Lüksemburg:5-12. İkinci yarı, rakibin vuruşuyla başladı. Topla ilk denemelerini gerçekleştiren Türkiye, doğru tercihleri bir türlü yapamıyordu. Kanatta topla buluşan Ebubekir, koşabilecek alanı mevcutken frene basıp, oyunu merkeze yöneltti. Yaptığı yan koşu üstüne bir de bireysel bir kararla savunma arkası vuruş denedi. Plan dışı yapılan bu tür vuruşlara ne kadar karşı olduğumu, Ragbi Günlükleri'ni takip edenler hatırlayacaklardır. Başarısız vuruş rakibin ellerinde kalınca, bir sayı daha yemek kaçınılmaz oluyordu:5-19. Sayıların ardından, topun yeniden Lüksemburg'a geçmesi çok zaman almıyordu. Serkan Ateş'in ileri yönlü attığı pas, rakibe kenetlenme kazandırıyor ve sonuç, tabelaya yansıyordu:5-24. İkinci yarının ilk üç dakikasında iki sayı yiyen takımımızın ümitleri azalmıştı. Kalan sürede takımlar, karşılıklı birer sayı daha bulunca, maç, 29-10'luk Lüksemburg üstünlüğüyle tamamlandı. Oyunun iki yönünü de kontrol eden bir rakip vardı sahada. Topu koşturup, canlı tutarak savunmamızı zor durumda bıraktılar. Üstüne yaptığımız hatalardan da sonuç çıkartıp, oyunu ikinci yarının başında kopardılar. Maç sonunda, bir üst lige çıkmanın mutluluğunu yaşıyorlardı.
Artık turnuvanın sonuna geldiğimizde rakibimiz, İsrail idi. Kazananın üçüncü basamakta yer alacağı maç, İsrail'in vuruşuyla başladı. Maça arzu etmediğimiz bir şekilde başlamıştı Milli Takımımız. Rakibin başlama vuruşlarını karşılayamıyor, oyun kontrolünü rakibe veriyorduk. Kısa sürede yediğimiz iki sayıyla fark oluşmuştu. Topla ilişkimizin kötü olmasından kaynaklı yaptığımız hatalar, rakibimizin işini kolaylaştırıyordu. Tek taraflı bir ilk yarı oynanmış ve 19-0 İsrail üstünlüğüyle tamamlanmıştı. İkinci yarıda biraz daha oyuna dáhil olmaya çalışsak da skoru değiştirecek bir çözüm yaratamadık. Aradığımızı, altıncı dakika biterken bulabiliyorduk. 10 numaralı formasıyla Ebubekir, daha önceki sayılarına benzer şekilde tüm rakiplerini geçerek skoru hanemize yazdırdı. Maç, 19-7'lik İsrail üstünlüğüyle sonuçlanıyordu. Kötü oynayarak kaybettik üçüncülük maçını. Özellikle ilk yarıda hiç yoktuk. Rakibimiz oyunu domine ederken, skoru da almayı başarmıştı. İkinci yarıda denemelerde bulunmaya çalıştık. Aradığımız sayıyı maç sonunda bulabildik. Oyunun iki yönünde de rakibimizin gerisinde kalmıştık. Topla ilişkili hatalarımız, rakibin avantajına dönüşmüştü. Grup maçları sonrasında galibiyet göremezken, turnuvayı dördüncü tamamlıyorduk.
Geçtiğimiz yıl Championship seviyesinde yarışan takımımızın, Trophy seviyesine geri döndüğü ilk yıldaki hedefi, en üst seviyede tekrardan yarışabilmekti. Ancak performansımız, bu hedeften uzakta olduğumuzu gösterdi. En önemli sorunumuzun, topla ilişkili yaptığımız hatalar(isabetsiz ve ileri yönlü atılan paslar, knock on vs) olduğunu düşünüyorum. Bu hataları yaptıkça oyununuzu taşıyamaz, planınızı uygulayamazsınız. Tempoyu değiştirmek, rakip savunmayı hareket ettirmek istiyorsanız, koşmalısınız. Topun bizde olduğu anlarda daha durağan bir tempo tercih eden takımımız, bu oyun seçimiyle her rakibi karşısında aradığı avantajları bulamadı. Rakibin tempoyu yükselttiği anlarda, savunma defoları gösterdik. Savunmadaki yerimizi kaybedişimiz, rakiplerimiz tarafından cezalandırılan boşluklara sebebiyet vermişti. Müdahale(tackle) konusunda bir sorun yaşamadık. Üzerine çalışılacak konunun, iç omuz takibi olduğunu düşünüyorum. Müdahaleye gitmek yerine müdahalenin gelmesini beklemeliyiz. Maçları izlerken, özel bir çabam olmasa da üç oyuncu dikkat çekiyordu. Derhan Akbaba, gösterdiği performansla takımımızın en çok katkı aldığı oyuncu olurken; sahada her türlü işçiliği yerine getirerek, yeteneğini gösterdi. 2023 yılında yarıştığımız Championship seviyesindeki kadroda da yer alan Ebubekir Harmancı, açık oyunda, oyun bilgisi kaynaklı hatalar yapsa da koşmasını beklediğimiz anlarda ihtiyacımız olan koşuları yapabildi. Bir diğer dikkat çeken oyuncumuz Serkan Ateş idi. 7'li ragbi U18 turnuvalarında, üçüncü tecrübesini yaşadı bu yıl. Atletik özellikleriyle hemen fark ediliyor. Ayaklarını iyi kullanarak yön değiştirmelerle rakip savunmaları zorluyor. Bu turnuvada, birkaç kez kanattaki arkadaşlarına pozisyon hazırlamayı başardı. Moldova maçındaki servisi gayet başarılıydı. Ancak artıları ve eksileri yan yana yazmaya başladığımızda, eksilerin ağır bastığını görüyoruz. Öncelikle, topla ilişkisini geliştirmeli. Turnuva boyunca yaptığı el becerisi hatalarıyla(ileri yönlü paslar, knock on, rakibe attığı offload paslar, yerde seken topu yakalayamaması) topu rakibe teslim etmek durumunda kaldık. Ayaklarını iyi kullanıyor dedik ama yaptığı her yön değiştirmeyi kalabalıkların arasına doğru yapıyor. Açık alanda oynanacak kullanışlı alanları ve sayısal üstünlük avantajını göremiyor. Gördüğü sarı kartlarla, takımı birden çok kez eksik bıraktığını da söylemeliyim. Takımdaki en kötü turnuva performanslarından birini sergilese de bu saydıklarım, çalışarak düzeltilebilecek konular. Atletizm ve savunma performansının yanına, topla ilişkisini düzeltip, oyun görüşü de eklerse, büyük takımın da faydalanabileceği bir oyuncuya dönüşebilir.
Son söz olarak, 7'li Ragbi U18 Erkek Milli Takımımızın performansındaki geriye gidişin nedenleri düşünülmeli; jenerasyonumuzun eksikleri, kulüp antrenörleriyle yapılacak iş birlikleriyle çözülmeli; ulusal ligimizdeki etap sayıları arttırılmalı; masadaki formüller arasında kan değişikliği seçeneği de bulundurulmalıdır. Oynayarak öğrenmeye devam edeceğiz.
NOT: Fotoğraf, Türkiye Ragbi Federasyonu Instagram hesabından alınmıştır.